30 Nisan 2013 - 19:30
Ve Mezopotamya Ekspresi Türkiye Kürdistanı’nda..

Mezopotamya Ekspresi Raydan Çıktı Allah’ın adıyla 1.Yazının devamı… Ve Mezopotamya Ekspresi Türkiye Kürdistanı’nda.. Türkiye Devletinin yıllarca kamuoyuna deklare ettiği iki düşman konsepti vardı. MGK toplantılarının, Bakanlar kurulu ve devletin üst düzey askeri güvenlik toplantılarının ardından kamuoyuna açıklanan, devleti tehdit eden unsurlar zikredilirken, en başına iki ana düşman olan bölücülük ve irtica tehdidi yerleştirilirdi. Bazen bu durum önce irtica sonra bölücülük olarak zikredilse de duruma göre sıralama değişmekte idi.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Cumhuriyetin kuruluşunun başından beri düşman konseptinin ilk sıralarında Kürt-Kürtçü’lerin olduğunda hiç şüphe yoktur. İsmet İnönü’nün ağzından, dönemin İstiklal Mahkemeleri Diyarbakır savcısı Ahmet Süreyya Örge Evren’in kendisine yazdığı mektuba cevaben; “Cumhuriyetimizin en büyük düşmanı Kürtlük mevkuresidir. Kürt’lerin ve Kürtçülüğün başı ezilmeden rahat yüzü yoktur bize.” Diyerek düşman konseptinin altını tekrar çizmiştir. (1)

Bölücülükten neyin ve kimlerin kastedildiği her halde ortadadır. Bölücülük-bölücüler yani Kürtler-PKK olduğunu her halde Türkiye’de yaşayan herkes kolaylıkla anlayabilir. Sistemin İrticadan neyi ve kimleri kastettiğine bakacak olursak, düşmanın-tehdidin bir bütün anlamda İslam,(Sistem İslam’ı vicdani ve ibadi bir din olarak görenleri tehdit kabul etmemiştir.) kimlerin olduğunu ise bu bütünlüğü, bütünsel İslam’ı yaşamın siyasal ve toplumsal boyutuna taşıyan Müslümanlar olarak gösterebiliriz.

Fakat konumuz Türkiye’deki Kürtlerin serüveni olması hasebi ile sadece sistemin Kürt-PKK tehdidi ile ilgili tarafını ele alacak,  Türk ulus devleti varlığına karşı, Kürt ulusu fikrini ve devlet talebini doğuran süreci ele almaya çalışacağız.

İslam’ın ırk ve milliyetleri kuşatıcı, birleştirici fikrinden kopup, ulusçuluk fikrine geçiş ile birlikte etki-tepki olarak ülkede yaşayan Kürt’lerin de ulus-devlet olma fikri hakkını kendilerine teslim etmiş oluyorsunuz bir yerde.

Bu satırların yazarı, Kürt anne ve babanın çocuğu olarak sistemin kısmi de olsa asimilasyonuna ve baskısına maruz kalmış birisidir. Son dönemde Türkiye’de gelişen Kürt-Türk barışı uzlaşısı olarak, Doğu ve Güneydoğuda binlerce insanımızın yaşamını yitirmesi ile sonuçlanan çatışmaların son bulması için yapılan girişimlerin gerekliliği konusunda bu ülkede yaşayan her kes gibi aynı kanaatteyim. Fakat bu çatışmaların son bulması için yapılan girişimlerin kaygı ve tedirginlik veren taraflarının, arka planının en az bu çatışmaların bitirilmesi fikri kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Bölgede bir barış ve uzlaşı istenirken, bölge daha genel anlamı itibarı ile Ortadoğu’da ülkeler bazında bir başka çatışmanın-savaşın eşiğine getirilmek isteniyor.

Cengiz Çandar’ın, anı ve hatıralarını, Ortadoğu’daki çalışma ve izlenimlerini aktardığı “Mezopotamya Ekspresi Bir Tarih Yolculuğu” adlı kitabının 17-18. sayfalarında; Adnan Kahveci tarafından kaleme alınan “Kürt Sorunu Nasıl Çözülmez? Bir Çözüm Paketi Önerisi” başlıklı raporu, Turgut Özal’a verilmesi için o dönemde Özal’ın Ortadoğu danışmanlığını yapan Cengiz Çandar’ın kendisine verdiğini yazmaktadır. Fakat Çandar, Turgut Özal’ın ani! ölümü üzerine bu bahsedilen raporun kendisine verilemediğini yazmaktadır .

Daha sonra bu raporu, Tayyip Erdoğan’ın 2005 yılındaki Diyarbakır konuşmasının ardından yaşanan süreçte bir şeylerin yapılmaması ve Erdoğan’ın “Kürt Sorunu” şeklinde konuyu ele almasından etkilenerek raporu kendisine vermeyi düşünüyor. (1)

Tayyip Erdoğan’la yapmış olduğu bir dış seyahatte konuyu kendisine açmış ve Diyarbakır’daki konuşmasından dolayı tebrik etmiş. Tayyip Erdoğan ise Diyarbakır’da bir yanlış yaptıklarını söylüyor ve “Kürt Sorunu” şeklinde bir tariften gelen baskılar sonucu pişmanlık duyduğunu aktarıyor.

BİR KAÇ SORU.!!!

Şimdi ne oldu da Abdullah Öcalan’ın mektubunu okutarak ona ve PKK’nın basın toplantısı sonrası bu sürece sadık kalacağını ifade eden Karayılan’a meşruiyet kazandıracak bir siyasal zemine çekilmek isteniyor?

Kendisine gelecek baskılardan kurtulacak nasıl bir güvence verilmiştir?

“Kürt Sorunu”nu telaffuz etmekten pişman olan Başbakanı böylesi cesaretlendiren gelişme ve güvenceler nelerdir acaba?

Murat Karayılan’ın koşulsuz ve şartsız uyarak çekiliyoruz açıklaması, hükümetin nasıl bir pazarlık içerisinde olduğunu gösteren en büyük kanıt olduğunu göstermektedir.

Zira elli bin insanın öldüğü ve milyarlarca dolar zarara yol açan bir sürecin PKK tarafından koşulsuz ve şartsız olarak sonlandırılması size inandırıcı geliyor mu?

Bu güne kadar Abdullah Öcalan’dan bebek katili, terörist başı diye bahsedilmeden gazetelerde adı geçmezken ne oldu da birden yerini sayın ve saygı ifadelerine bıraktı?

 Acaba Kürt’lerin hangi hakları kendilerine verildi? Veya ne oldu da hükümet kendisine Kürt’lerin haklarını vermek, onları eşit vatandaş statüsüne kavuşturmak gibi bir vazife-yi asliye edindi? Başbakan daha düne kadar “Kürt sorunu” demiş ve aldığı tepkiden geri adım atmışken ne olduda kendisine nasıl bir güvence garanti verildi de PKK lideriyle açıktan görüşüldüğünü söylüyor, Kandil’e heyetler gönderiyor? Bunlar bu kadar kolay yapılabiliyorsa bu güne kadar neden yapılmadı diye sormazlar mı adama? PKK’nın arkasında ABD’nin olduğunu bilmeyen kimsenin kalmadığı bu ülkede, TC. Başbakanına ne oldu da, bu işi çözme yetkisini kimden aldı da böylesi bir işi bitirmeye karar vermiş bulunmaktadır? Soruları daha çoğaltabiliriz…

Yani sorunu büyütenler, besleyenler, destekleyenler, bu coğrafyaya ırkçılığı aşılayıp İslam coğrafyasını parçalara, devletçiklere ayırmak isteyen aynı emperyal irade devreye girmiş, kendi icad ettiği ve yerli işbirlikçileri ile hayata geçirdiği ve büyüttüğü sorunu yine aracılar vasıtası ile çözüme kavuşturmak istemektedir. Fakat bu çözüm kimin lehine kimin aleyhinedir burasının çok iyi analiz edilmesi gerekir.

Türkiye Cumhuriyeti İlk kurulduğundan bu yana Türk Ulus devlet politikası gütmüş, Kürt veya bir başka kimliği, “Ne Mutlu Türk’üm” diyerek Türk’lük potasında eritmek istemiştir. Çok sert ve kanlı bir şekilde bastırılan Şeyh Said, Ağrı Dağı ve Dersim İsyanları dahil birçok başkaldırıya sahne olan bu topraklarda ne oldu da birden kardeşlik ve barış mesajları devletin en üst perdesinden deklare edilmektedir? Mevcut hükümetin hiçbir hükümetler döneminde olmayan ABD ile ilişkisinin boyutlarına baktığımızda, Ortadoğu’da bütün komşuları ile kanlı bıçaklı halini görünce, Suriye’de elli bin insanın katledilmesinde ki rolünü görünce barış ve kardeşlik türkülerinin yerini ağıtlara ve feryatlara bırakacağına dair derin kuşkular içerisine girmiyor musunuz?

Türkiye’de ilk siyasal Kürt hareketini ve silahlı mücadele fikrini geliştiren Dr. Sait Kırmızıtoprak’tır. DDKD ( Devrimci Doğu Kültür Dernekleri) manevi lideri olarak kabul edilirdi. 12 Mart darbesinde Türkiye’den kaçarak Kuzey Irak’a gitmiş olan Dr. Sait’in sonu ile ilgili olarak  Suriye’de Kürt şahsiyetlerden, Molla Mustafa Barzani tarafından öldürüldüğünü naklediyor Çandar(2). Buna gerekçe olarak Suriye’li Kürt şahsiyetlerin, Barzani’nin “en fazla Kürt nüfusa sahip Türkiye’den bir Kürt lider çıkmasını engellemek” ve Kürtlerin bölgedeki tek lideri olmak fikrinden kaynaklandığını naklediyor.

Birkaç gün önce Mesut Barzani ”bütün Kürdistan’ın parçalarının birleşmesi” şeklinde açıklama yapmıştı. Bu, Barzani liderliğinde birleşme fikri babası Molla Mustafa Barzani’den kendisine miras kaldığını göstermektedir.

Ortadoğu coğrafyası büyük İsrail “Arz-ı Mev’ud” hayalinin adım adım uygulamaya konma çabalarına sahne olmaktadır. Türkiye Başbakanının eş başkanlık ettiği, bölgenin demokratikleştirilmesi adı altında bir kandırmacadan ibaret olan BOP projesinin bu minvalde değerlendirilmesi uzak ve hayalperest bir yaklaşımıdır.

Kuzey Irak Özerk Bölgesel Yönetimi, Suriye ve Türkiye’deki Kürt’leri etkilemekte ve onlara önderlik etmektedir. Türkiye hükümeti ile merkezi Irak yönetimini aradan çıkartan ve devlet statüsü gibi ilişki kuran Barzani bu projenin (BOP) neresindedir? Suriye’de özerk bir yapıya ikna edilmek istenen Suriye Kürt’leri bu oyuna gelir mi gelmez mi orasını zaman gösterecek fakat Barzani ile meşveret içerisinde bir süreç geliştirdikleri muhakkaktır.

Türkiye’de estirilen barış rüzgarlarını nasıl okumalıyız. Hiç bir insanın, Müslüman’ın, bu ülkeyi seven bir kimsenin kan ve gözyaşından, kardeş kavgasından hoşnut olacağı düşünülemez. En az diğer hükümetler kadar milliyetçi karaktere sahip AKP’nin eliyle Kürt sorununun çözümüne yaklaşımı bölgesel bir okuma ile anlaşılacağını düşünüyorum. Bölgede AKP Türkiye’sine biçilen rol, ABD üslerine ve Nato’ya topraklarını açan Türkiye’de Kürt sorununun olmaması isteniyor. Kürt’ler le ilgili hayati bir ajandaya sahip olan İsrail ve ABD’nin müttefik olan Türkiye’nin Kürt sorunu yaşamasını istememektedir. Zira ikisine de, Türk’lere ve Kürt’lere ihtiyaç duymaktadır. Daha sonraları bu sorunlu Kürtleri bir devlet çatısı altında birleştirip bölgede İsrail’in güvenliğini sağlayan unsurlara dönüştürülmek isteniyor. Maalesef TC. Hükümeti bu işin yüklenicisi  haline getirilmiştir.

Bölgede, ABD-İsrail yayılmacılığına hız verecek süreçte Kürt’lerin önemli bir unsura, askeri ve ekonomik olarak bir güce dönüştürülmesi ve Kürt’lerin eliyle olası muhtemel bir savaşta İsrail’in güvenliğinin sağlanması aracına dönüşebileceğinden endişelerimiz bulunmaktadır. Ortadoğu’da “bağımsız Kürdistan” fikrine ikna edilmek istenen Kürtlerin bölge devletleri ile özellikle İran’a karşı olası savaşta kullanılması düşüncesi her gün daha fazla kendini göstermektedir.

Yazımın başlığına çekilen Çengiz Çandar’ın kitabına isim olarak kullandığı Mezopotamya Eksperesi’ne yüklediğim anlam, Kürt’lerin bu coğrafyadaki varlığı, irade ve sürecine atıfta bulunan bir göndermedir. Artık Kürt’lerin gerek Türkiye, Irak, ve Suriye’de ve İran Kürt’lerinin de eklenmek istediği yeni, fakat süreci yüz yılı bulan bir çalışmanın ve planın uygulama safhası bulduğu bir sürece ve dönemece geldiği ve bu Ekspres’in tarihin doğal akışından, menzilinden başka bir mecaraya sürüklendiğini, raydan çıkarıldığını vurgulamak istiyorum.

Kürt’lerin önce özerk yönetime ve daha sonra da bağımsızlık aşamasına getirilmesi ve bunun akabinde “Büyük Kürdistan” projesine geçişin sağlanması hedeflenmektedir. Bunu ilk dillendiren ABD başkanı Wilson’dur. Sonraları Türkiye Ermenilerinin kendi himayelerinde bir devlet olmasını istemişti.

Sınırları Irak, Suriye, İran ve Karadeniz bağlantılı Türkiye olarak düşünülen “Büyük Kürdistan” planı adım adım hayata geçirilmek istenmektedir. Amerika’nın, emperyalizmin yardımı ve himayesi ile gelecek böylesi bir bağımsızlığın ne Kürt’lere ne de bölgede bulunan diğer Müslüman halklara huzur, barış, kardeşlik getirmeyeceği tarihin ibretli sayfalarından okunmaktadır. Yeter ki biraz ferasetli ve bu coğrafyanın kadim kalbini dinleyerek meseleleri İslami ve insani boyutta ele almak ve bu konuda geç kalınmayacak girişimleri ivedilikle gerçekleştirmek gerekmektedir.

Hiçbir milletin diğer bir millete üstün olmadığı, üstünlüğün sadece Allah’a kullukta olduğuna, insanlığa hizmette olduğuna inanan bir Müslüman olarak ülkemizde ve bölgemizde yaşanan hadiseleri İslam-Kur’an ışığında değerlendirmeyi İslam ümmetinin tüm fertlerinin bir duvarın tuğlaları gibi olduğu fikrinden hareketle, ABD-İsrail bölgesel kirli çıkar ve amaçlarına karşı olacak her tavrı desteklemeyi ve Müslümanların göz yaşlarının ve feryatlarının işitilmediği bir coğrafyanın hayali ve temennisi ile yazımı bitirirken bu coğrafyada birlik ve kardeşlik hukuku içerinde feraset ile hareket etmeyi akıl, izan, merhamet ile mua