Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- İdeolojik formasyon eşya ve hadiseler karşısında her zaman yeni ve güncel bir dil kullanmamızı gerektiriyor. Olaylar geliştikçe bu dil de konjonktüre cevap verebilecek bir forma bürünüyor. Önemli olan bu dili ve gelişimi yakalayıp yeni stratejiler etrafında bunu şekillendirmek.
Devrimci bir duruş işte bu okuma üzerine kurulmak zorunda.
Aksi halde zamanı yakalayamayan duruşlar devrimci yapıyı zedeler.
Onlarca yıl evvelindeki söylemlerin etkisinden ve bakış açısından kurtulamamış bakış açısını İdeolojiye güncellememiş hareketler zamanın hadiselerine çözüm üretemediği için evvela ütopik bir hâl ve ahvâle bürünüp slogancı bir yapıya evriliyor ve sonra da yok olup gidiyor.
Yeni stratejilere yeni ittifaklara arayışlarına ve yeni düşmanlara hazırlıklı olun böyle zamanlarda...
Bu bakış ışığında olayları okumamız, kişiler üzerine değil stratejiler üzerine şekillenmeli, duygusal ani sloganik kararlar değil stratejik algı ile hareket etmek gerekiyor.
Arap baharı ve Suriye meselesi örneğin...
Kimileri analiz yeteneğinden yoksun haberler yaptılar, kimileri ise olgularla desteklemedikleri kendi dar teorik yaklaşımlarını bir kalıp olarak kullandılar.
Batı bu sığ yaklaşımın ve sözde islamcı hareketlerin fikirsiz yaklaşımlarını kolayca manipüle edebileceği gerçeğinden yola çıkarak, İslamcı sözde cihad örgütlerini bile ''mayın tarlasına sürülen eşek'' gibi kullanıp kendi çıkarlarına alet etti.
Suriye'de ki kısmı Cisr Eş-Şuğur katliamı ile başlayan 'emperyalist restorasyon' 3. senesinde 150 binden fazla ölü bir o kadar sakat ve yarım milyondan fazla mülteci ile sözde islamcı-devrimci 'truva atı' sayesinde hedefine doğru giderken Suriye ordusunun direnişine takıldı.
Suriye duvarına toslayan bu restorasyonu ( bu tabiri sık kullanacağız), 'Arap (son)baharı' olarak tanımlamak yerinde olur.
Tunus'lu emekçi Mohammed Buazzi'nin kendisini yakmasıyla başlayan süreç Suriye noktasına gelene kadar evrimleşti-manipüle edildi , örgütsüz ve fikirsiz halk kitleleri inisiyatifi BOP projesinin mimarlarına kaptırdı.
Başta Tunus olmak üzere isyanın başladığı ülkelerde ılımlı islamcı etiketiyle bilinen hareketler iktidar sahibi oldu. BOP projesinin amiral gemisi Türkiye ise bu ülkelere model olarak tanıtıldı. Libya'da antiemperyalist tavırlarıyla bilinen ve iktidarı boyunca ülkesine emperyalist ABD'yi sokmayan Kaddafi canice katledilip ülke her grubun kendi bölgesinde bağımsızlık istediği bir kaos coğrafyasına dönüştürüldü. Ülke Fransız ve İngiliz petrol şirketlerinin işgaline uğradı, savaş ağaları ile yabancı işgalciler halka ait olan petrolleri yağmalamaya başladılar. Ücretsiz olan sağlık, elektrik, eğitim, su vesair gibi temel yaşam ihtiyaçları artık fahiş fiyatlarla yabancıların kontrolündeki silahlı grupların geçim kaynağı hâline getirildi.
“Arap Baharı” olarak adlandırılan bu projenin aslında ''emperyalist bir restorasyon'' çalışması olduğunu bu olaylar çıkmadan bir kaç sene evvel dönemin ABD Dışişleri Bakanı olan Condoliza Rice'nin ''Ortadoğuda sınırlar değişecek diktatörler devrilecek ve daha ılımlı halka yakın yöneticiler gelecek'' açıklaması ile anlamıştık.
Ardından bu projenin BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) olarak isimlendirildiğini duyduk
Hemen ardından Türkiye Başbakanı olan şahsın BOP eşbaşkanı olduğunu kendi ağzından duyduktan sonra, bu restorasyonda ülke olarak işbirlikçiler safında yer aldığımızı da öğrenmiş olduk.
Nitekim 1979 'da başlayan Rus-Afgan savaşı sırasında Pakistan'a verilen görevin aynısının Türkiye'ye verildiğini de anladık..
Weziristan bölgesini Afgan mücahidlerin geçişine açan Pakistan daha sonra bu bölgede üslenen militanları asla çıkaramayacak ve bu bölgeyi tamamen gruplara kaptıracaktı üstelik kendisini bu projede kullanan ABD tarafından kullanılıp atılacak ve sınırında oluşturulan yeni düşmanla onlarca yıl boğuşup duracaktı.
Türkiye'de tıpkı 1979'da Pakistanın üstlendiği gibi sınırı gruplara açma ve lojistik işinde kullanılmaya başlandı nitekim…
Uluslararası güçlerin “kendiliğinden” başlayan süreçlere, daha sonra kendi politik çıkarları doğrultusunda manipüle etme gayretleri, hadiseler karşısında ne kadar hazırlıklı olduklarını göstermekte. Bu da devrimlerde “örgütlü güç” faktörünün, yani siyasi önderliğin vazgeçilmez misyonuna duyulan ihtiyacı göstermiyor mu sizce?..
-Önce 900 küsür km'lik Suriye sınır bölgesinde ki mayınlar MOSSAD menşeli İsrailli bir firmaya temizletildi.
-Özellikle Reyhanlı bölgesinde sınırın hemen Türkiye tarafında kamplar açıldı, silahlı gruplar için lojistik merkezleri kuruldu .
-O güne kadar barışçıl muhalif gösteriler olarak süren protestolar Cisr Eş-Şuğur bölgesinde 120 askerin pusuya düşürülüp öldürülmesiyle silahlı isyan kimliğine büründürüldü.
-Cisr Şuğur katliamcısı Muhammed Feyzo 120 askerin katledilmesi eyleminden hemen sonra Lübnanlı ziyaretçileri kaçırdı. İlk önce Feyzo'nun MİT bağlantısı deşifre oldu ardından kaçırılan ziyaretçilerin Türkiye'de olduğu sonradan anlaşıldı.
-Batı ve Türkiye tarafından desteklenen bu gruplar İsrail saldırısı ile şehit olmuş Filistinlilerin resimlerini çok uzun süre kullandılar, Irak savaşında Amerikan askerlerinin şehit ettiği insanları, İran’da meydan gelen deprem görüntüleri, Libya’da iç savaşta ölenleri, Afganistan’da-Pakistan’da ölen insanların resimlerini hep kullandılar hatta bir ara şaşırdılar Japonya’da depremde ölen bir anne ve çocuğunu Suriye diye kullandılar. Propaganda için her yolu denediler Güney Amerika’da trafik kazasında ölen bir çocuğun resmini sürekli kullandılar. Şırnak’ta namaz kılan Türk askerini, BDP’lilerin dışarıda kıldığı Cuma namazını Suriye diye verdiler. Filistin mücahitlerinin namaz kılarken çekilmiş resimlerini Suriye’de mücahitler diye reklam yaptılar. (1)
- ABD senatosu açık kararlar çıkararak önce ÖSO daha sonra Cephetul İslamiyye olarak birleşen gruplara açıkça silah ve maddi destek verilmesi kararı aldı defalarca, yardımlar Türkiye ve Ürdün üzerinden gönderildi.
- Silah sevkiyatında IHH TIRları MİT desteğiyle kullanıldı ve belgelendi. SADAT gibi karanlık yapılar sayesinde iş ticari boyutta kazandı .
Tunus'u Libyayı ve Mısırı bir kenara bırakalım Suriye'nin hedef alınmasında önemli etkenler vardı direk coğrafyamızı da ilgilendirdiği için bu kısma ağırlık veriyorum , bu sebepler neydi derseniz ;
1- Suriye’nin dış borcu yoktur, ekonomisi gayet iyi durumdaydı, İMF ile alâkası yoktu.
2- ABD’ye hiçbir zaman boyun eğmedi.
3- Suriye kıyılarında doğal gaz ve petrol yatakları var, doğal gazın Suriye’ye 100 sene yetecek seviyede olduğu tespit edilmiş.
4- Özellikle Halep şehri Ortadoğu’nun sanayi ve ticaret şehri idi.
5- BOP önündeki engeldi.
6- ABD ve İsrail’in korkulu rüyası İran için Suriye sıçrama tahtası durumunda.
7- 2006 savaşında Hizbullah’ın İsrail’i perişan etmesinin arkasında Suriye vardı, gittikçe güçlenen Hizbullah İsrail için büyük tehlike idi, Obama 3 sene önce İsrail’in güvenliği her şeyden önce gelir demişti.
8- Hizbullah’ın zayıflaması için Suriye’nin zayıflaması şart, zayıflayan Suriye Hizbullah’a yardım edemeyecek İsrail’in eli güçlenecek.
9- Gazze olayında Kassam tugaylarının elindeki füzeler Suriye üzerinden gitmişti ve İran vermişti, Suriye biterse Gazze Kassam tugayı silah desteğini kaybeder ve İsrail kazanır.
10- Suudi Arabistan ve Katar petrol ve doğalgaz boru hattını Suriye üzerinden Tartus limanına ulaştırırsa, gemiler Kızıldeniz’den Basra körfezine dolaşmadan direk Akdeniz Tartus limanından petrol ve doğalgaz alacak böylece Suudiler ve Katar daha çok kazanacak.
11- AKP hükümeti Atatürk barajından İsrail’e su hattı döşemek istiyor geçiş yeri Suriye.
12- Rusya’nın Akdeniz’deki tek limanı, üssü Suriye, Suriye biterse Rusya Akdenizi kaybeder. (2)
Dipnotlar: (1-2) Limeze Suriye röportajından
adımdergisi - Mustafa Seyfullah Kılıç
17 Şubat 2014 - 20:30
News ID: 506974
Devrimci bir duruş işte bu okuma üzerine kurulmak zorunda.