15 Kasım 2014 - 18:10
İran, Türkiye'ye neden Suriye'de işbirliği öneriyor?

Radikal yazarı Murat Yetkin bugünkü köşe yazısında İran’ın Türkiye büyükelçisi Ali Rıza Bikdeli’yle yaptıkları sohbeti kaleme aldı.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Radikal yazarı Murat Yetkin İran Büyükelçisi Ali Rıza Bikdeli’yle yaptıkları sohbeti anlattığı bir yazı kaleme aldı. Yetkin’in aktardığına göre İran Büyükelçisi bir süredir İran’ın Türkiye’yi Suriye’de birlikte hareket etmeye çağırdığını söyledi.

Yetkin, İran Büyükelçisi’nin Esad ve rejimi hakkında “Zalimdir. Ama zalimi kaldırmak milletin daha mı menfaatine olacaktır? Yarım yamalak da olsa bir hükümetin varlığı, hiç hükümetin olmamasından iyidir.” dediğini aktardı.

Yetkin’in yazısı şu şekilde:

İran, Türkiye'ye neden Suriye'de işbirliği öneriyor?

Yıl 1990. Moskova’da Kızıl Meydan’da Ekim Devrimi’nin yıldönümü için yapılan resmi geçit.

İzleyiciler arasında genç bir İranlı diplomat da var; adı Ali Reza Bikdeli. O sıralar Sefaretin iki numarası, ama büyükelçi olmadığı için protokolde ülkesini o temsil ediyor.

Şöyle anlatıyor: “O yılki törenlerin de bir yıl öncekinden farkı yoktu, 1989’dakinden, 1979’dakinden. Etrafta huzursuzluklar vardı ama bu Meydana yansımıyordu, rejim ayaktaydı. İşte o törenden tam 23 gün sonra Sovyetler dağıldı.”

Ali Reza Bikdeli şimdi İran’ın Ankara Büyükelçisi.

Azeri, Türk kökenli olduğu için zaten lisan sorunu yok. Buraya gelene dek İran’ın etrafında ve bu bölgenin çoğu başkentinde görev yapmış; Afganistan ve Güney Kıbrıs dâhil.

Bikdeli 12 Kasım akşamı İstanbul’daki İran Başkonsolosluğunda bir grup gazeteciyle yemek sohbetinde bu anısını anlatırken, benim hatırıma da bundan yıllar önce Ankara’da tanıştığım emekli bir Amerikalı istihbaratçı ile yaptığım sohbet geldi.

Şubat 1979 İran İslam Devrimi sırasında Tahran Büyükelçiliği’nde görevli ajanlardan biri olduğunu anlatmıştı bana.

Ve şu itirafta bulunmuştu: Ayetullah Humeyni’nin Tahran’a gelip Şah Reza Pehlevi yönetimine son vermesinden üç gün önce son değerlendirme raporunu o yazmıştı. “Her şey yolunda” demişti merkeze raporunda Amerikalı istihbaratçı bana anlattığına göre; “Ordu duruma hakim, Pazar’da (Kapalıçarşı) hareket yok.”

“Yanılmıştık” dedi; “Meğer Pazar içten içe kaynıyormuş, bir anda saf değiştirdiler ve her şey bitti.”

***

Peki Bikdeli bu anısını bize niye anlatmıştı?

“Sovyetlerin yıkılışını gördük” demek ve şunları söylemek için:

* Ulusal savaşlar bölgesel savaşlara dönüşüyor.

* Mısır, Suriye, Irak’ta olanların bölgede başka ülkelerde olmayacağını düşünmek fazla basit düşünmek olur.

* Bu konuda fazla iyimser olmaya yer yok. Suriye sınırlarının şu anda tehdit altında olduğunu görüyoruz. Kavim çatışması (etnik çatışma) her ülkede ister istemez sınırlara da yansıyacaktır.

İranlı diplomat işte bunları sıraladıktan sonra sarf etmişti o cümleyi; Sovyetlerin bile yıkılışını gördük anlamında.

***

Bikdeli’ye göre bir süredir İran, Türkiye’yi Suriye’de birlikte hareket etmeye çağırıyordu. İki ülke ayrıldıkları noktaları değil, ortak noktaları öne çıkararak ateşin daha fazla yayılmasını önleyebilirlerdi.

Bunun iki maddelik bir çözüm yolu vardı:

1- Her adımın kavim, din, mezhep farkı gözetmeksizin bütün Suriye vatandaşlarının çıkarına olması gözetilmeliydi,

2- Atılacak adımlarda Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenlik hakları gözetilmeliydi.

Bunlar tabii o kadar genel, ilkesel doğrular ki zaten kimsenin kimseyle üzerinde anlaşamaması söz konusu olamaz.

Ama Ankara ve Tahran’ın ayrıldığı öyle bir nokta var ki, zaten yetiyor.

Gerek Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, gerekse Başbakan Ahmet Davutoğlu her fırsatta, Beşar Esad’ın yönetimi bırakmasını Suriye’de barış ve istikrarın ön şartı olduğunu söylüyorlar. Hatta ABD ve onun önderliğindeki koalisyonun Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütüne karşı verdiği mücadelenin Esad’ı yönetimden uzaklaştırma konusunda dikkatleri dağıtmasına karşılar.

İran hükümetinin ise böyle bir şartı yok.

İran Büyükelçisi Esad ve rejimi hakkında diyor ki; “Zalimdir. Ama zalimi kaldırmak milletin daha mı menfaatine olacaktır? Yarım yamalak da olsa bir hükümetin varlığı, hiç hükümetin olmamasından iyidir.”

***

Bikdeli’ye göre, İran’ın Suriye’ye yakınlığının Şii-Sünni karşıtlığıyla da alakası yok. İnanıp inanmamanız ayrı konu, öyle söylüyor.

Peki, neyle alakası var? Cevap: “Suriye’deki durum İran’ın da, Türkiye’nin de birliğini tehdit etmektedir. Menfaatlerimiz ortaktır.”

İran ve Türkiye’nin toprak bütünlüğünden ve ortak menfaatlerinden söz etmesinin tek anlamı vardır: O da bölgede kendi topraklarından kazılıp çıkartılacak bir Kürt devleti ihtimalidir.

İran bu konuda her zamankinden daha tetikte görülüyor.

Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, seçilmesi ardından daha önce var olmayan bir danışmanlık kurdu, adı “Muavenet-i Ekvam”, Kavimler Danışmanlığı.

Tabii bundan sadece Kürtler sonucu çıkmaz; neticede İran çok-kavimli bir toplum. Ama özellikle de IŞİD gerçeğinden sonra Irak, Suriye ve PKK ile diyalog süreciyle beraber Türkiye’deki gelişmelere bakılarak Kürtlerin ön sırada olduğu söylenebilir.

Bikdeli diyor ki, “Kobani için sadece Diyarbakır değil, Urumiye de sokağa döküldü. Neyse ki bizde can kaybı olmadı”.

***

İranlı diplomatın bir de iddiası var: “Türkiye aslında Suriye’deki bütün kavimleri, dinleri, mezhepleri, iktidar ve muhalefeti kendisine çekme kabiliyetine sahipti. Ama o muhalefetten yana olmayı seçti.”

Evi camdan olan başkasına taş atmaz misali, İranlı diplomat Türk hükümetine “Mezhebi politika izliyor” eleştirisinde bulunmuyor, ama “muhalefeti seçti” demekle yetiniyor.

Yine de İran’a göre iş işten geçmiş değil.

Arap olmayan Müslüman nüfuslu iki bölge gücü olarak şu teklifi yapıyor:

“Türkiye ve İran, Suriye konusunda birlikte hareket ederse Araplar o kadar etkili olamaz”; Araplar derken de özel olarak Suudi Arabistan’la Katar’ı kast ediyor.

***

Şimdi, şunu unutmamamız lazım.

Sözlerin kaynağı İran. Bir yandan ABD ve AB ile nükleer müzakereler yürütürken diğer yandan ambargo altındayken Rusya ile yeni nükleer anlaşma imzalayacak kadar, bir yandan Irak’ta IŞİD’e karşı ABD ile fiilen aynı safta çarpışarak İsrail’i çıldırtacak kadar iddialı satranç hamleleri yapan bir devlet. (Büyükelçi IŞİD’e karşı ABD ile aynı safta olmaya dair soruları cevaplamaktan ustaca lafı değiştirerek kaçındı.)

Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da her taşın altında İran istihbaratını bulmak işten değil.

Öte yandan bölgede birbirlerinin dostluğu bir yana, düşmanlığına dahi ihtiyaç duyacak kadar birbirlerine muhtaç iki rakip Türkiye ve İran.

Bundan yüz yıl önce ne Suriye, ne Irak, ne Lübnan vardı buralarda, yarın yine İran’la başbaşa kalacağız ama; ihtiyat payıyla ama o gözle okumakta fayda var.

Ekler