Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA-Suriye’yi kan gölüne çeviren terör gruplarının arkasındaki Batı, son Charlie Hebdo saldırısıyla şeytanlarını yeniden piyasaya sürmüş ve bir taşla en az 5 kuş vuracak imkânlara kavuşmuştur. Süreçten en zararlı çıkacak olan da şüphesiz Avrupa’daki ve bölgemizdeki Müslümanlar olacaktır.
Charlie Hebdo’ya karşı yapılan insanlık dışı saldırıya karşı ilk tepkilerin derli toplu bir düşünümün yansıması olmasını beklemiyordum. Olayın vahameti karşısında dehşete düşen insan zihni tepkilerini aklî olmaktan ziyade duygusal verir. Bu da şüphesiz olayın hakikatine ilişkin verimli bir tartışma yürütmeyi imkânsız hale getirir. Bu yüzden, dehşet verici olayların ardından sıcağı sıcağına tahlil yapmaktan kaçınmak gerektiğini düşünürüm. Fakat Türkiye’de ilk başta “şuursuz” diyebileceğimiz bazı sayıklamaların, tam da 11 Eylül’ün ertesinde yaratılan ve Batı’nın 21. yüzyılın perdesini mazlum halklara karşı alçakça saldırılarla açmasına zemin hazırlayan bir psikolojiyi bizim solcularımızın kampanya haline getirerek, ağızlarında Batı faşistlerinin söylemleriyle günlerdir yayın yapıyor olması karşısında daha fazla sükûneti korumaya çalışmak mümkün değildir.
Bush doktriniyle birlikte ABD, “teröre karşı öncü savaş” söylemiyle Afganistan ve Irak’ta milyonlarca insanın ölmesi, yaralanması, tecavüze uğraması gibi büyük savaş suçları işledi. Sovyetler Birliği’ne karşı kendi çocuğu olan El Kaide’yi gerekçe göstererek dünyayı yangın yerine çevirdi. Şimdi de Suriye’yi kan gölüne çeviren terör gruplarının arkasındaki Batı, son Charlie Hebdo saldırısıyla, şeytanlarını yeniden piyasaya sürmüş ve bir taşla en az 5 kuş vuracak imkânlara kavuşmuştur. Bu süreçten en zararlı çıkacak olan da şüphesiz Avrupa’daki ve bölgemizdeki Müslümanlar olacaktır. Ama bizim solcumuz için ne gam; “İslam zaten bu değil mi? Böyle bir dine inananlara da müstahak” derler olur biter. Olayın uluslararası siyaset boyutu, ekonomi-politik karşılıkları filan bırakıldı; değil mi ki işin içinde İslam var, bizim solcumuz anında İsviçre’de minarelere karşı, Almanya’da Müslüman işçilere, Fransa’da eski kolonilerden gelmiş göçmenlere karşı kampanya yapan Batılı faşist ile aynı ağızdan konuşmaya başlar. Yani suçlu İslam’dır, peki; bu din El Kaide’nin, IŞİD’in dinidir dendiğinde hangi sorun çözülecek? İnsanlar dinini mi bırakacak, ne olacak?
BATI’NIN YARATTIĞI BATAKLIK
Avrupa’da uzun zamandır Müslümanlara yönelik ırkçı-faşist kampanyalar ve saldırılar olmakta. Avrupa ekonomisindeki durgunluk, göçmenlerin ucuz işgücü olarak istihdam edilmesi, özellikle alt tabakadaki Batılıların hızla ırkçı-faşist hareketlere yönelmesini sağlıyor. Ayrıca Fransa’nın eski kolonilerinden gelen göçmenlerin, Fransız emperyalizminin ekonomik ve kültürel saldırılarına karşı, kendi yaşam alanlarını savunmak için Paris’te her an direnişe hazır büyük bir nüfus olmasının yarattığı derin rahatsızlık var. Avrupa’nın bu sıkışıklığı aşmasını sağlayacak radikal bir psikoloji değişimine ihtiyacı var. Üstelik Avrupa sanıldığı kadar da demokratik ve liberal bir kültüre sahip değil. Daha 20. yüzyılın ortasında tarihin en vahşi savaşını yürüttüler, faşist rejimler kurdular ve soykırım kamplarını çalıştırdılar. Misalen dünün Alman milli burjuvazisi önündeki Yahudi tehlikesi, bugün Alman işçisi için Müslüman tehlikesine dönüşmüş durumda.
El Kaide, IŞİD gibi grupların en önemli militan kaynağı Batı Avrupa. Olayı salt bir inanç mücadelesi olarak görecek kadar ahmak olmadığımız için, bu selefi gruplara olan eğilimi, Batı’nın kolonyalist politikalarının bıraktığı izler, oradaki Müslümanların aşamadığı bir çaresizlik çemberi ve karşı karşıya kaldıkları toplumsal nefrete karşı, daha radikal bir cevap üretme reflekslerinde arayan ciddi çalışmalar var. Fakat bizim solcumuz için fark etmez; İslam mı, koy sepete!.. Batılı ülkeler, yarattıkları bu bataklıktan faydalanma yollarını da buldular. Suriye gibi çıkarlarına ters gelen ülkelere bu bataklıktaki sinekleri yolladılar. Böylelikle hem Ortadoğu politikalarını çıkarlarına uygun şekillendirebiliyor, hem de bu sineklerle kendi topraklarında uğraşmak zorunda kalmıyorlardı. Son saldırı, bataklığın sahibi ile sinekler arasında karşılıklı bir çıkarı da sağlayacaktır. Bataklık sahibi bunları daha fazla ülkesinde tutamayacağını başta Rusya ve Çin’e dayatacak, sinekler de esas mahallerine doğru uçacaklardır.
Yine son günlerde dikkat çekici bir olay daha yaşanmıştı. Fransa, Filistin devletini tanıdı. Ardından da bütün bir İslam’a mal edilmeye hevesli bu olay yaşandı. Tabii böyle bir saldırı son derece kompleks ilişkileri birbirine bağlar. “Fransa’nın hem İsrail ile ilişkilerini güçlendirmek isteyen, hem Ortadoğu’da ABD ve İsrail ile birlikte daha aktif rol almasını hem de ülke içindeki Müslümanlara karşı dışlayıcı bir siyaseti savunan Fransız derin devletinin bu olayda hiçbir dahli ve bilgisi yoktur, olay tamamen İslam’ın kendisinden kaynaklanmaktadır” demek, Batı’nın avam faşistleri ile bizim solcularımıza hastır.
11 EYLÜL PSİKOLOJİSİNE HİZMET
Gerçek İslam nedir, bu mudur, değil midir gibi bir tartışmaya hiç girmeye gerek görmüyorum. Muhammed Mustafa’nın evlatlarını Kerbela’da, Charlie Hebdo’ya rahmet okutacak vahşetle şehit eden adamların inşa ettiği İslam’ın ve oradan saçılan çeşitli İslamların bir dini-uhrevi meselesi olmadığını herkesin bilmesi lazım. İslam’ın hakikati üstünde tefekkür edenlerin sayısı tarihin her döneminde 100’ü geçmemiştir sanırım. Derin ve başka bir tartışma konusudur. Bu yüzden Muhammedilikle hiçbir alakası olmayan muhtelif İslamların savunusunu yapacak değilim. Gerçek İslam bu değil diyenlerin de Muhammediliğin tam karşısında konumlanan kimseler olduğu aşikâr olduğu için de “gerçek İslam, hakiki İslam, öz İslam” tartışmalarından uzağım. Bu hakikat bilgisine arif olanlar Muhammed Mustafa döneminde de toplasanız 100 kişiydi, bugün de o kadardır. Zaten murat edilen de budur, ötesi değil, diğeri avamın oyalanması içindir. Fakat dert İslam değil, bizim ahmaklarımız 11 Eylül psikolojisine hizmet ederken, her biri insan olan, mutlu ve huzurlu bir yaşam hakkı olan milyonlarca Müslüman’ın hali ne olacaktır, bunu hiç düşünüyorlar mı?
Can Ulusoy
Siyaset Bilimci