Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA-Dünyadaki nükleer silahların yüzde 95'ini elinde bulunduran “5 artı 1” ülkeleri, gelecekte bu silahlara yönelme ihtimaliyle suçladıkları İran'a karşı baskı, izolasyon ve yaptırım uyguluyor.
Dünya gündemini son yıllarda en çok meşgul eden konulardan biri hiç şüphesiz İran'ın nükleer enerji programı ve yürütülen müzakerelerdir.
İran, nükleer enerji faaliyetlerini o dönemin yakın müttefiki ABD'nin öneri, yardım ve destekleriyle 1950'li yıllarda başlattı.
Uzun süren hazırlık ve alt yapı çalışmaları sonucu 1970'lerde Nixon ve Ford hükümetleriyle nükleer konularda görüşmeler yapıldı. Ne var ki 1979'daki İslam Devrimi, hem nükleer işbirliği hem de müttefiklik için sonun başlangıcı oldu.
ABD'nin ardından Almanya ve Fransa da nükleer santral yapmak için İran'la imzaladıkları anlaşmaları tek taraflı olarak iptal etti.
Yarım kalan nükleer enerji faaliyetlerini devam ettirmek isteyen İran, 1992'de Rusya ile nükleer işbirliği mutabakatına vardı ve 3 yıl sonra da anlaşma imzalandı.
Buna göre Rusya, temeli 1975'te Almanya tarafından atılan Buşehr Nükleer Santrali'ni 4 yılda bitirime taahhüdünde bulundu.
Rusya'nın çeşitli nedenlerle sürüncemede bıraktığı Buşehr Nükleer Santrali, nihayet 4 Eylül 2011'de ilk etapta üretilen 60 megavat gücündeki elektrikle faaliyete başladı.
Böylece İran da yarım asırdan fazla süren bir çabanın sonunda adını nükleer güce sahip ülkeler arasında yazdırmış oldu.
Kapasitenin aşamalı olarak artırıldığı santralde halı hazırda bin megavatlık elektrik üretimi yapılıyor.
İran, elektrik üretiminin yanı sıra tıp, ziraat ve ilaç yapımı gibi alanlarda da nükleer enerjiden yararlanıyor.
- “İşbirliğinden yaptırım ve tehdide”
ABD, Fransa ve Almanya'nın, nükleer bilim ve teknolojide İran'la yaptıkları işbirliği, günümüzde baskı, tecrit, yaptırım ve tehdide dönüşmüş durumda.
Adı geçen ülkeler İngiltere, Rusya ve Çin'i de yanlarına alarak bizzat kendileri tarafından atılan temelleri yıkmak için var güçleriyle çalışıyorlar.
İsrail ve Suudi Arabistan'ın da katıldığı cephede AB ülkeleri de blok olarak yer aldılar ve İran'a karşı ABD'nin tek taraflı yaptırım kararlarına ortak oldular.
BM Güvenlik Konseyi'nde alınan 4 yaptırım kararı da İran'la ekonomi, ticari, askeri, bankacılık, havacılık, ulaştırma, iletişim, bilim ve teknoloji hatta sağlık alanlarında işbirliğine sınırlama ve yasaklama getiriyor.
Ayrıca yüzlerce özel ve resmi İran şirketi, kurum ve kuruluşunun yanı sıra çok sayıda kişi de yaptırım listesinde yer alıyor.
Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'na (NPT) taraf olan ve nükleer enerji faaliyetleri Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) tarafından sürekli denetlenen İran, sık sık ABD ve İsrail tarafından askeri saldırıyla tehdit ediliyor.
Tehdit eden ve edilene bakıldığında bir tarafta nükleer enerji programının gelecekte barışçıl çizgiden sapabileceği ihtimaliyle suçlanan İran; öbür tarafta halihazırda binlerce nükleer bombası olan ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ve İsrail.
Müzakere masasında bir yanda “Nükleer silah üretimini, bulundurmayı ve kullanmayı haram ilan eden” İran; diğer yanda atom bombasını kullanan ABD ve ambarları nükleer silahlarla dolu “5 artı 1” ülkeleri.
Uluslararası kamuoyu ve beşeri vicdan elbette apaçık ortada olan bu durumu değerlendirecek ve ona göre tarafını belli edecektir.
- “İnsanoğlunun hal-i pür melali”
Müreffeh, huzur ve barış dolu bir yeryüzü cenneti için bilim ve teknolojideki baş döndürücü hızla yeni ufuklara yelken açan da insanoğlu; bir saniyede dünyayı viran edebilecek kitle imha silahları üreten de.
İnsanoğlu ilelebed kurtuluşu için sunulan ilahi reçeteyi terk ettiği günden beri kimi zaman taşla, demirle; kimi zaman topla, tüfekle ve günümüzde de kimyasal, nükleer, biyolojik silahlarla kendi nesline karşı sayısız katliamlar yaptı.
“Bir masum insanın ölümü, tüm insanlığın ölümüdür” ilahi fermanına yüz çevirenler ne yazık ki sabrı, hakkı tavsiye etmedikleri gibi güzel işlerden de geri durdular ve hüsrana uğrayanlardan oldular.
Kıskançlıktan kardeş katili olundu, taht için beşikteki bebek boğuldu, toprak için milyonlarca can toprağa düştü, dinler tahrif edilerek, ırklar üstün tutularak dünyanın dört bir yanında cepheler açıldı, kılıçlar çekildi ve sayısız cinayetler işlendi.
“Hayırda yarış” unutuldu, yedi iklim dört köşede yediden yetmişe katılımla “şer yarışında” derece almak için kıyasıya mücadele edildi.
Ademoğlu, kendisi için istediklerini kardeşi için istemez oldu, “hep bana” dedikçe gözleri büyüdü, büyüdü midesini geride bıraktı.
Üretim ve servet arttıkça açların, açıktakilerin sayısı da arttı; dünya çoğunluğun ürettiği, azınlığın tükettiği bir yere döndü.
Gelinen noktada sesi çok çıkanlar haklı, oyu fazla olanlar mutlak hakim, delikli demiri olanlar yiğit, pulu olanlar ağa sayıldı.
Bu çarpık anlayış ve dengesiz düzenin temeli bireyde, ailede, toplumda atıldı ve nihayet devlette devasa bir yapıya dönüştü.
Öyle ki artık matematiğin aksine “5”, “195”ten büyük kabul edilir oldu. Çünkü artık onların nükleer, kimyasal, biyolojik silahları vardı ve dolayısıyla da haklılar.
- “Eli sopalıların kabadayılığı”
Bugün vahşi alemde geçerli olan “pençesi güçlü” olanın hakimiyeti insanlık alemi için de ne yazık ki geçerli.
Demir pençesi olanlar az da olsalar çok; haksız da olsalar haklı kabul ediliyorlar ya da kendilerini zorla kabul ettiriyorlar.
Dünyaya barış, huzur, istikrar, güvenlik, refah getireceği umuduyla kurulan BM; bizzat savaşın, çatışmanın, istikrarsızlığın, emniyetsizliğin ve fakirliğin dayatıldığı bir yapıya dönüşmüş durumda.
BM Güvenlik Konseyi'nde veto hakkını elinde bulunduran dünyanın ilk 5 nükleer silah sahibi ülkesi, istediği zaman istediği diğer195 ülkeye diş bileyebiliyor.
Bu 5'in “evet” leri karşısında 195'in “hayır”ları bir anlam ifade etmiyor.
Hal böyle olunca gün geçtikçe silah çeşidi ve üretimi artışına bağlı olarak da ölümler, yıkımlar da arttıkça artıyor.
Ne ordular ne de silahlar dünyaya barışı getirebildi; aksine çatışmalar ve savaşlarla toplu ölümler, soykırımlar çoğaldı, yayıldı.
İnsanoğlunun yaşatılması için harcananların kat be katı onların yok edilmesi için harcanıyor. Bir yanda günde 1 dolarla hayatta kalmaya çalışanlar diğer yanda kişi başına binlerce dolar silaha bütçe ayırmalar.
- “Silahlar gölgesindeki dünya”
İstisnalar hariç hemen hemen her ülkenin savunma (!) adı altında silahlanmaya harcadıkları parayla o ülkedeki işsizlere iş, aşsızlara aş ve eşsizlere eş imkanı yaratılabilir.
Konvansiyonel silahlar yetinmeyip kitle imha silahları edinen ülkeler, sadece diğer ülkeler için değil bizzat kendileri için de tehdit oluşturuyor.
Her an bir felakete yol açabilecek bu silahların korunması için en az üretilmesinde harcanan kadar para harcanıyor.
Sahibini bile korumaktan aciz bu silahların, ilk etapta üretiminin durdurulması sonra da imhası için dünya genelinde yürütülen çalışma ve kampanyalar zerre kadar olsa da insanlık için bir umut ışığı.
Bağımsız barış yanlısı uluslararası kuruluşların verilerine göre, 151 ülke kitle imha silahlarının yasaklanmasını isterken, 22 ülke buna karşı çıkıyor ve 22 ülke de kararsızlar listesinde yer alıyor.
Bu doğrultuda faaliyete bulunan Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nün (SIPRI),
Nükleer Silahların Tamamen Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Kampanya (ICAN) ve diğer bazı bağımsız kuruluşların verilene göre, halihazırda 9 ülke nükleer silaha sahip, 5 ülkede de NATO'ya ait nükleer silahlar bulunduruluyor.
Dakik veriler olmamasına rağmen genel kabul gören istatistiklere göre nükleer silahların dağılımı:
ÜLKE
NÜKLEER BAŞLIK SAYISI
ABD 7.300- 7.506
Rusya 8.000- 8.484
İngiltere 225- 240
Fransa 290-300
Çin 240-250
Hindistan 90-110
Pakistan 100-120
İsrail 80-200
Kuzey Kore 10'dan az
Bu ülkelerden ilk 5'i NPT'ye taraf, diğerleri ise bu anlaşmayı imzalamayı reddediyor.
Yine topraklarında nükleer silah bulunan ülkeler ise şunlar: Belçika, Almanya, Türkiye, İtalya ve Hollanda.
Güney Afrika Cumhuriyeti de 1980'li yıllarda gizlice geliştirdiği nükleer silahları sonraki dönemde imha ederek NPT'ye katılanalar arasında yer aldı.
İran ise gelecekte barışçıl amaçlı nükleer programdan sapabileceği iddiası ve ihtimali üzerine bizzat nükleer silah sahibi ülkeler tarafından sorgulanıyor.
Ancak şunu da eklemeli ki, yukarıda adı geçen ülkeler de hem kendi halkları hem de diğer ülke insanlarının vicdanlarında yargılanıyor.
Kerim Gülbetekin