22 Mart 2015 - 06:46
Alevi Gençliği / Öze Dönüşün Şafağında

Resmi tarihin, siyasi projelerin dayattığı masallar ve manzumeler geleneğini, yöresel kültürler üzerine bina edilmiş folklorik Alevilik söylemlerini muhafaza etmek yerine nesnel bilgi ve eleştirel tarih okumaları üzerinden sorgulama ve öze dönüş tartışılmalı artık…

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Dengeler değişirken Direniş Cephesinin kaybeden parçası olmak Türkiye’de Aleviler için kader midir? Tarihsel süreçte devinimin sosyal toplumların temel özeliklerinden biri olduğu gerçeğini yok sayamayacağımıza göre sosyal bir toplum olan biz Alevilerin neden stabil kalmak için muhafazakarca direndiğini sorgulamak gerek. Özgün kimliği, inancı, ideolojisi, kültürü, değerleri ve özgüveni olan bir toplumun hedefi- vizyonu ve hedefler doğrultusunda kendi özgün siyaseti ve refleksleri olmalı.

Gerek yerel gerek bölgesel siyasi sosyo-kültürel değişimler karşısında Aleviler olarak yaşadığımız tepkisizlik ve ruh sıkışması özgüven yetersizliği, edilgenlik varlığını sürdürebilmek adına başka gölgelere sığınmaktan başka bir şey değildir. Bu sığınmışlık hali kodlanmış refleksler sergilemenizi zorunlu kılar. Tepkisizliğin ve ruh sıkışmışlığının nedeni de bu edilgenliğin sonucudur.

Resmi tarihin, siyasi projelerin dayattığı masallar ve manzumeler geleneğini, yöresel kültürler üzerine bina edilmiş folklorik Alevilik söylemlerini muhafaza etmek yerine nesnel bilgi ve eleştirel tarih okumaları üzerinden sorgulama ve öze dönüş tartışılmalı artık…

Alevi özgünlüğünü sağlayabilmek, Alevi’ce refleks verebilmek için; Etnisitenin/ırkçılığın - coğrafi gelenekselliğin aşılması, özeleştiri ve öze dönüş için başlangıçtır.

Ön Asya ve Akdeniz havzasında dört yıldır devam eden ve yakın gelecekte de durulması öngörülmeyen genişletilmiş büyük Ortadoğu savaşlarının hedefinde Alevi-Şii toplumlar varkenTürkiye’de mevcut Alevi örgütlerin ve Alevi toplumunun, çok uzak bir coğrafya halkının gösterebileceği reflekslerden bile zayıf tepkiler vermesi sosyolojik tezlere konu olabilecek bir durum!

Oysa tabanda ciddi bir rahatsızlık, tepki ve gençler arasında bir arayış ve karmaşık duyguların yoğunluğu bilinen bir şey. O halde bu edilgenlik ve ruh sıkışmışlığından çıkışın yolunu açmak “KÖHNEMİŞ VE FONLANMIŞ” kurumlarından bağımsız Alevi Gençliğe kalıyor!

Sorgulayan olmak zorundadır Alevi gençlik!

Gelenekselliği aşma konusunda cesur olmalı, öz eleştiriden korkmamalı. Geleneksel örgütlerine neden özgün ve sorgulayıcı bir yapılanmaya gitmediğini, neden ALİ’yi mitolojik kahramana indirgediklerini, neden reel bilgi ve eleştirel tarih okumalarıyla bu toplumun ONİKİ İMAM YOLU’nun öğrenilmesine engel olduklarını, kendilerini neden hiçbir zaman Alevilerin sorunlarında duyarlı-samimi davranmayan siyasi yapılanmaların arka bahçesi haline getirdiklerini sorgulamalı.

Dört yıldır süregelen bölgesel savaşlarda Suriye-Irak gibi coğrafyalarda Alevilere-Kutsallarına karşı yapılan saldırılarda neden demokratik bir tepki vermediklerini sormalı!

Alevi gençliği, yaşadığımız coğrafyanın geleceğin KEŞMİRİ olmaya amade olduğunun farkına varabilmeli.Köhnemiş kurumların sömürüsüne karşı sesini yükseltmeli ve diyebilmeli: “ Bu coğrafyada ve öteki coğrafyalarda tarih boyu öteki muamelesi gören biz Aleviler öteki gibi davranıyoruz artık, kimsenin gölgesine, uyuşturan hümanist söylemlerinize sığınarak var olmak istemiyoruz… Gururumuza dokunuyor!

Alevi gençliği! SOSYAL FAŞİZMİN CENDERESİNDEN, KÖHNEMİŞ GELENEKSEL MİTOLOJİK HİKÂYELERİN BASKISINDAN MUHAFAZAKÂRLIĞIN ENGELLEMELERİNDEN, KURTULABİLİR! ASİMİLASYONLARIN KENDİSİNİ ULUS ŞOVENİZMİNE MAHKÛM ETTİĞİNİ GÖREBİLİR!

Duyarsızlık, sekülerizm, etnik ritüeller, yerelliği aşamamış olmanın Alevilere karşı uygulanan haksızlık ve zulümler karşısında, değerlerine yapılan saldırılarda tepkisiz kalacak kadar asimile olduğunu fark edebilir!

Edilgen ve eklemlenerek yaşamak ve bunu içselleştirmek zorunda olmadığını, sosyal baskılara aldırış etmeden ALİ’nin düşüncesi, ilkeleri, felsefesi doğrultusunda yenilenme bilinçlenme ve öze dönüşün tek çıkış yolu olduğunun söyleyebilir.

“Ma va ma aré bené KERBELA, Ma çı zane Kerbela ardo ita” ( Bizi toplayıp Kerbelâya götüreceklerini sandık, Ne bilirdik Kerbelâyı buraya getirdiklerini )Pirin bu feryadının tarih sahnesinde tekrarını istemiyorsak; Şarap şişemizi kırmak, rahatımızı bozmak, uyanmak ve ses vermek, YÜZÜMÜZÜ HORASAN GÜNEŞİNE- Ali’mize DÖNMEK ZORUNDAYIZ!

Atakan YILDIRIM