Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Allah’ın adıyla
Cumhuriyet tarihinin kahir ekseriyetinde belirli ve sistemli bir baskı altında yaşam süren Türkiye İslamcılığı; muhalif, ötelenmiş, imkan ve iktidar yoksunu olduğu yıllarda; sinmiş, pasif, bastırılmış bir kişilik yanında maskelenmiş bir şahsiyet taşıyor olduğunu son on yıllık Türkiye tecrübesi ile müşahade etmiş olduk. İmkan ve iktidar yoksunluğu ve henüz denenmemiş olma dolayısıyla Türkiye İslamcılığı bu süreçleri nispeten “ümmetçi” olarak kat etti. Ya da öyle zannettik..!
Yirmi birinci asrın arkada bıraktığımız ilk on beş senesi Türkiye İslamcılığı açısından iktidar, imkan, güç ve yetki ile tanışma yılları oldu. Yirminci yüzyılın son senesinde hayal olarak bile böylesi bir devlet sahibi olacağını düşünemeyen Türkiye İslamcılığının; sınırsız imkan, güç ve yetkiye pratikte ulaşması ile “derinlik ve bilgelik”ten yoksunluğu, “sığ ve taassup” ehli oluşu faş oldu. İktidar, imkan, güç ve yetki Türkiye İslamcılığını “İktidarın olmanın dayanılmaz hafifliği” türünden korkunç bir evrimleşmeye sürükledi.
İktidar, imkan, güç ve yetki Türkiye İslamcılığının içinde uyumakta olan “ulus kavmiyetçiliği ve mezhep faşizmi”ni uyandırmak bir yana kelimenin tam anlamı ile hortlattı! Kısa zamanda evrimleşmiş selefi bir kimlik edinen Türkiye İslamcıları, önce kendilerini ülkenin herkesle eşit yurttaşları olmaktan çıkarıp, “ülkenin maliki” pozisyonuna yükselttiler. Yukardan aşağıya topluma bir çırpıda “ya bendensin ya öteki” diyerek, hepimizin hayatını altüst edecek ötekileştirici kalın bir çizgi çekmekten çekinmediler.
Türkiye İslamcıları bir kez gaz almışlardı ve onları durdurmak mümkün değildi! Ardından tüm bölgeye şekil verme hayaliyle bölge halklarına racon kesen “ağır abi” rolüyle Ortadoğu’ya yöneldiler. Tüm bölge yönetim ve halklarının şaşkın bakışları arasında ağızlarındaki baklayı çıkardılar: “Bölgenin kurtuluşu ancak “Neo-Osmanlı” ile mümkündür!”
Ancak Türkiye İslamcılarının yeniden büyük bir imparatorluk hayali ile başlayan bölgeyi dizayn etme yolculuğu, on yılda Ortadoğu’nun çöllerinde seraba döndü. Evet, hayaldi serap oldu. Ancak bu anlamsız ve realiteden fersah fersah uzak hayal, arkada; ulus kavmiyetçiliği ve mezhep faşizmi hastalığına tutularak zihinsel olarak selefileşmiş bir Türkiye İslamcılığı bıraktı!
Terimsel olarak ifade edilip edilmemesi bir yana zihinsel olarak Selefi-Vahhabi çizgiye evrilmiş Türkiye İslamcılığı, artık Ortadoğu ve Dünya’yı bu pencereden okuyor. Dost ve düşman belirlemeden, yapacağı her türden atraksiyonu bu yeni konumuna göre belirliyor.
İşte bu noktada, artık üzerlerinde “nasihat ve tavsiye”nin etki göstermediği Türkiye İslamcıları’nın körleşmiş zihin sinirlerini bir nebze olsun açabilme ümidi ile onlara bazı sorularım var.
1- İran için anlamsız bir şekilde; “Bölge ülkelerinin toprak bütünlüğüne saygı duyması gerekir. Bölgede kuvveti gücü neyi varsa, tasını tarağını toplayıp çekilmesi lazım ” diyen Türkiye İslamcıları! Amerika için; “Tüm üsleri, savaş ve uçak gemileri, askeri ve istihbari birlikleri ile her nesi varsa Amerika tasını tarağını toplayıp bölgeden defolup gitmelidir!” diye bilir misiniz?
2- Emperyalist – siyonist işgal ve tahakküme karşı bölge halklarının yanında yer alanları “mezhepçilik” yapmakla suçlayan Türkiye İslamcıları! Coğrafyanın Müslüman ve mustazaf halklarına rağmen emperyalist ve siyonist devletlerle bölgede birlikte iş tutmanın sizin lügatinizde ki terimsel karşılığı nedir?
3- “İran’ın bölgedeki nüfuzu birçok(!) ülkeyi, bizi ve Körfez ülkelerini de rahatsız etmeye başlamıştır” diyerek, İran’ı bölgeyi domine etmekle suçlayan Türkiye İslamcıları! Amerika’nın İslam coğrafyasının her yanındaki nüfuz ve pratik varlığı sizi rahatsız ediyor mu? Ve İran için kullandığınız sözleri aynı tonda Amerika içinde söyleyebilir misiniz?
4-Yemen’de halk hareketi “Ensarullah”ın yönetimi elde etmesini “darbe” ve bu “halk hareketi”nin iktidarını gayrimeşru ilan eden Türkiye İslamcıları! Size göre; başta Suud Kralı Salman olmak üzere Katar, Kuveyt, Bahreyn, BAE, Fas’ın monarşik kralları ile Mısır’ın darbeci başkanı Sisi’nin yönetime geliş biçimleri ve iktidarlarının meşruiyet kaynağı ne oluyor?
4- Türkiye ile direkt bağı olmayan konularda veyahut “Süleyman Şah Türbesi” gibi netameli konularda bile intikam damarları patlayacak kadar kabaran Türkiye İslamcıları! Uluslararası sularda gemimizi basan, insanlarımızı şehit edip esir alan İsrail’e karşı niçin intikam çağrısı yapmıyorsunuz?
5- Aylar yıllar boyunca “Rabia” yaparak iç gerilimlere, binlerce ölüme sebep olduğunuz ve dünya ahiret diktatör ilan ettiğiniz Sisi ile Yemen cephesinde omuz omuza veren Türkiye İslamcıları! Yemen’de Sisi ile omuz omuza verirken, dökülen onca masum kan dolayısıyla hiç yüzünüz kızarmıyor mu? Vicdanınız sızlamıyor mu? Ve bu saatten sonra “Rabia” için ağlamayacak mıyız? O meşhur dört parmağımızı ne yapacağız?
6- Başkalarını sürekli olarak mezhepçi olmakla suçlayan Türkiye İslamcıları! Şu ana kadar dünyanın her hangi bir yerinde bir kez olsun “Şii halklara” yardım ettiniz mi? Onların haklarını savundunuz mu? Mesela Bahreyn Diktatörü aleyhine tek bir cümle ettiniz mi?
7- İran’ı Filistin Meselesi ve Kudüs Davası’nı pragmatik olarak istismar etmekle suçlayan Türkiye İslamcıları! Niçin Filistin meselesini; askeri, siyasi, sosyal ve ekonomik olmak üzere tüm yönleri ile siz üslenmiyorsunuz? Niçin Filistin direniş hareketlerinin ihtiyaç duyduğu silah, lojistik, imkan ve stratejiyi siz vermiyorsunuz?
8- Elinizde hiçbir delil ve belge olmaksızın sürekli olarak İran’ı Amerika ve İsrail ile gizliden iş tutmakla suçlayan Türkiye İslamcıları! Siz siyasi, askeri, sosyal, ekonomik, ilmi, kültürel vs. olarak hem Amerika ve hem de İsrail başta olmak üzere onların tüm paydaşları ile açıktan iş tutmuyor musunuz?
9- Çevre ülkelerdeki her meseleyi “Sünnilik ve Sünniler” üzerinden ele alan ve bu yaklaşımınız için; “bizim bu meseleyi öncelememiz “mehepçilik” dolayısıyla değil “insan hakları savunusu” dolayısıyladır” diyen Türkiye İslamcıları! Tarihinizde bir kez olsun Türkiye’de ki Şii ve Alevi vatandaşların inanç, siyaset, ekonomik vs. hakları için (asimile ve sulandırma amacı taşımayan) bir tek girişim ya da eylem yaptınız mı?
10- İnsan hakları ihlali var diyerek Esad’ı devirme uğruna dünyanın dört bir yanından savaşçı devşiren, tüm imkan ve kabiliyetlerini “Suriye Cihadı(!)” için seferber eden Türkiye İslamcıları! 1948’den bu yana Filistin ve tüm coğrafyaya kan kusturan İsrail için aynı duyarlılığı niçin göstermiyorsunuz?
11- Çevre ülkelerde İran’ın pratikte olmayan müdahalelerini “işgal” ve İran’lı görevlilerin varlığını “egemenlik ihlali” olarak gören Türkiye İslamcıları! Başta İncirlik ve Kürecik üsleri olmak üzere Amerika ve NATO’nun ülkemizdeki onlarca üssünden niçin rahatsız olmuyor musunuz? Niçin onlara karşı sesinizi yükseltmiyorsunuz?
12- İran’ı bölgede sürekli nüfuz edinme peşinde olmakla suçlayan Türkiye İslamcıları! Nüfuz besbelli ki çift yönlü bir olaydır. Bu noktada acaba niçin İslam İnkılabı tüm zamanlarda bölge halklarının tamamının teveccühüne mazhar oluyor da “Neo-Osmanlı” politikasının hiçbir taraftarı olmuyor diye kendinizi sorgulamıyorsunuz?
Muntazar Musavi