Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA - 2016 yılında Türkiye’de hükümet ve siyaset, dış ve iç alanlarda çalkantılı bir gidişatı tecrübe etti. 2016 yılındaki değişimlerin toplamı ve özellikle bu ülkedeki terörizmin uğursuz sayesi ve siyasi istikrarsızlık, Türkiye’nin çehresini öncesine göre çok daha güvenlikçi ve askeri bir surete sokmuştur. Bu özel durum, Rusya elçisine suikast yapılması ve yeni yılın ilk saatlerindeki Reina saldırısı ile doruk noktaya çıkmıştır.
Ama bu yazıda en güvenilir batılı düşünce kuruluşlarının analiz ve belgelerine dayanarak Türkiye’nin 2017 yılındaki iç ve dış siyaseti için hangi süreçlerin yaşanabileceğini belirlemeye çalışacağız. Buna göre bu yazı, önümüzdeki süreçleri ve tahmin edilebilir senaryoları Türkiye’nin cari yılında bu düşünce kuruluşları perspektifinden analiz etmeye çalışacaktır.
İç siyaset alanında, 1 Kasım seçimlerinden sonra Ahmet Davutoğlu’nun kenara itilip Binali Yıldırım’ın hükümet başına getirilmesi, 15 Temmuz darbesi, darbeden sonra olağanüstü halin devam etmesi, hükümet ve yargı kurumlarındaki Gülen cemaatinin mensuplarının önemli bir kısmının tutuklanması, görülmemiş bir şekilde gazetecilerin tutuklanması, 13 terör saldırısı ve 270 Türk vatandaşının bu saldırılarda hayatını kaybetmesi, bu ülkenin anayasa değişiklik taslağının kabul edilmesi Türkiye’nin iç hadiselerinden en önemlileridir.
Dış siyaset alanında ise Fırat kalkanı operasyonu adı altında türk ordusunun doğrudan Suriye topraklarına girmesi, Işid ve PYD’ye karşı operasyonlara başlanması, Kuzey Irak’a girilmesi ve Başika askeri üssünün kurulması, sığınmacı krizinin büyümesi neticesinde Avrupa ile ilişkilerin kararması, Rusya ve Siyonist rejim ile ilişkilerin normalleştirilmesi, Rusya, İran ve Türkiye üçlü grubu halinde Suriye’de Esad rejiminin yıkılmasına yönelik söylemin resmen geri çekilmesi Türkiye’nin geçen yıl dış siyasette yaşadığı süreçlerin en önemlilerindendir. Bu zikredilen değişimlerin toplamı ve özellikle bu ülkedeki terörizmin uğursuz sayesi ve siyasi istikrarsızlık, Türkiye’nin çehresini öncesine göre çok daha güvenlikçi ve askeri bir surete sokmuştur.
İç siyasetin süreçleri
Stratfor kurumunun geleceğe yönelik analizinde Türkiye’nin dâhili durumu hakkında şöyle yazıyor: Işid’in açıklama ve bildirilerine bakılırsa Türkiye’nin büyük şehirlerindeki terör saldırıları devam edecektir. Bu yılın en önemli hadisesi, Anayasa referandumu ve Türkiye’nin parlamento sisteminden riyaset sistemine geçmesi olacaktır; ekonomik göstergeler aşağıya doğru olacaktır ve Türkiye’nin dış borçlarının hacmi artacaktır. Doların yükselişi liranın istikrarsız bir süreç geçirmesine neden olacaktır ve bu, yabancı yatırımın riskini artıracağından Türkiye’nin ekonomik büyümesi geçen yıla göre düşecektir. Avrupa birliği ile yapılan müzakereler aynen kısıtlamalarla karşı karşıya kalacaktır; ama Türkiye sığınmacı krizinden faydalanarak bu kartı Avrupalı ülkeler karşısında kullanacaktır.
Türkiye’nin ekonomik süreci ile ilgili yayınladığı ekonomik raporda dolayı bu ülkenin makamlarının şiddetli tepkisiyle karşılaşan Moody’s kurumunun raporuna göre ise Türkiye’nin 2017 ekonomisi için soğuk bir kış öngörmektedir.
Dış borç hacmi 421 milyar dolara yükselecek, gayri safi milli gelir 3/3’ten yüzde 3’e düşecek ve başkanlık sisteminin kabul edilmesiyle bu ülkedeki tek adamlık indeksi yükselecek ve bu durum dış ticaret alanında risk artımı zihniyetini oluşturacaktır. Bu senaryonun gerçekleşmesi durumunda yabancı sermayeye bağımlı olan Türkiye ekonomisinin ekonomik indeksleri şiddetle düşmeye başlayacaktır.
Avrasya Grup “2017’nin ilk 10 riski; jeopolitik durgunluk” başlığı altında verdiği raporunda, bu 10 küresel riskin tesiri altında uluslararası sistemin jeopolitik bir durgunluğa gireceğine inanıyor. Sekizinci risk, 2017 yılında Türkiye’nin önündeki iç değişimlerdir.
Erdoğan’ın bu ülkede gücü tek adamda toplama çabaları, Türkiye’nin iç siyasetindeki, ekonomideki ve dış ilişkilerdeki mevcut baskıları şiddetlendirecektir. Bu kurumun öngörüsüne göre, referandum İslamcıların lehine olarak bu ülkenin siyasi sisteminin değiştirecektir ve Erdoğan’ın kanuni iktidarının, ülkenin stratejik alanlarına musallat olmasını sağlayacaktır. Erdoğan’ın tartışmasız gücünü yönetmek ve kontrol etmek için denetleme kurumlarının olmayışı, özel alanın riskini Türkiye’nin hâkim siyasi rehberlerinin istekleri karşısında artıracaktır ve Türkiye’nin otoriter bir ülkeye dönüşme riskini artıracaktır. Ayrıca İslamcılrın referandum konusunda milliyetçilere yaklaşması, Kürt meselesi ve bu ülkenin siyasi istikrarsızlığı noktasında gelecekte tahrip edici sonuçları olacaktır. 2017 yılındaki bu gidişat, tedricen Türkiye’nin içeride otoriter bir rejime dönüşmesine ve Türkiye’nin güneyindeki çatışmaların artmasına ve diğer taraftan Türkiye’nin Avrupalılaşmadan ve batı kurumlarının yapısından uzaklaşmasına ve Ortadoğu jeopolitik denklemine yaklaşmasına neden olacaktır.
Washington Kurumu, Türkiye’nin önündeki senaryoları analiz ederek mevcut senaryolar içinde Türkiye devletinin İslamcı gayri liberal bir devlet sistemine gideceğine inanıyor. Elbette bu senaryo, halkın desteğiyle mi yoksa Akp’nin tartışmasız gücüyle mi olacak belli değil.
Tüm bunlara göre şu öngörü yapılmaktadır: Türkiye komşularıyla gergin ilişkiler tecrübe edecektir, ekonomik gelişim dünya ekonomi yapılarının sınırlamaları ile karşı karşıya kalacaktır, toplumsal güçler arasındaki münakaşalar giderek artacaktır ve Türkiye toplumunun medeni örgüsü iki kutuplu olacaktır. Bir tarafta Erdoğan taraftarı İslamcılar ve diğer tarafta muhalifler ki laikler, askerler, Kürtler, Aleviler ve aydınlardan oluşmaktadır. Muhalefet partileri, özellikler Kürt Demokrat partisi zayıflayacaktır; onların devletin resmi yapısından silinmesi de beklenmedik bir şey değildir. Sonuç olarak Akp’nin karşısında içtimai ve siyasi sistemi değiştirmek için alternatif rakip olmayışı nedeniyle Türkiye giderek milli kriz bandı üzerinde hareket edecektir.
Türk analistlerin de yaptıkları analizlere göre 2017 yılında Türkiye için olumlu gidişatlar öngörülmüyor.
New York Times Türk’ün köşe yazarlarından Mustafa Akyol, 2017 yılında liberal ve laikleri zor günlerin beklediğini yazıyor. Hiç şüphesiz Recep Tayyip Erdoğan, yeni anayasa ile başkanlık sistemini getirecektir ve onun neticesinde Türkiye’de iki kutuplu bir toplum oluşacaktır ve eğer olağanüstü hal devam ederse Türkiye’de denetimsiz güç kurumsallaşacaktır. Eğer pkk ile mücadele devam ederse, milliyetçi grupların siyasi konumları, özellikle MHP’nin konumu artacaktır. Tutuklamalar, sosyal şebekelerin kontrolü ve onların engellenmesi artacak ve gazetecilerle karşıtlık devam edecektir.
Devamı var...
Abna24.com