Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Lübnan ordusundan emekli ve Hizbullah'a yakın Tuğgeneral ve stratejik araştırmacı Emin Hatit, Lübnan El-Bena gazetesine yazdığı bir makalesi:
İran’ın nükleer programı üzerine uzlaşma çercevesinin imzalandığından bu yana biz bölgede bu uzlaşmanın maddelerinin yazılması süresi içersinde bir çok ciddi rekabetlerin ve siyasi ve askeri boyutlarda her tarafın kendi konumunu kuvvetlendirme yönünde ve kendi çıkarları doğrultusunda bu uzlaşma ve çözümlerde mücadele edileceğini bekliyorduk. Bu, bölgeye saldırı ve bölgeyi Amerika’nın zayıf bir kolonisi haline getirme projesinin yenilmesinin ardından gelişti, bundan dolayı yeni bir merhaleye hazırlanıldığına şahit oluyoruz.
Bölgedeki çatışmaların ve gerginliklerin şiddetinin bizi şaşırtmadığını hatırlatmalıyım, bizi şaşırtan bazı tarafların kendilerini yakacak ateşe doğru gitmeleri ve kesin bir yenilgiyi gögüslemeleridir. Bu taraflar özellikle bölgeye saldırılara ön ayak olanlardır.
Bu taraflar başta Türkiye, Arabistan ve İsrail olmak üzere, İran’ın nükleer uzlaşması ve Suriye ve Irakta Daiş (IŞİD) projesinin başarsız kalması ve direniş ekseninin kendisine karşı kurulan komployu boşa çıkarmasının ardından, kendilerini yeni bir merhalenin başında bulmalarına vesile oldu. Bu yeni merhalede direniş ekseni ve onun yapısı öne çıkacak ve onun hayati ve startejik alanları bu projede eskiden çok daha fazla daraltılması istenilecektir. Bu direniş eksenine on yılı aşkın olan saldırı arzularıını ve rüyalarını aksine çevirecek anlamındadır ve bu projeyi tasarlayanların aleyine olacaktır.
Görünen bu üç devlet stratejik yenilgiyi durdurmak için iki paralel çizgide hareket ettikleridir: birinci çizgide sadece birinin yapacağı operyasyonlar ve ikinci çizgide müşterek ve beraberce bu tehlikeye karşı operyasyonlardır, bu tehlikeyi kökten kaldıramayacakları durumu için geçerlidir. Bu doğrultuda Türkiye ve Arabsitan, İhvan ve Mısır üzerine bütün ihtilaflarına rağmen yeni anlaşmalar imzaladılar. Ayrıca Türkiye ve İsrail arasındaki sorunlu ilişkiler dönemi de son bulmuştur. Bir diğer taraftan Arabistan ve İsrail ilişki kanalları hayasızca artmış ve aleni olmuştur.
Pratik alanda ise Arabistan beklenmedik bir şekilde Yemene saldırmış, yıkıcı ve vahşi bir savaşı bu ülkeye dayatarak oradaki kaybettiği nüfuzunu geri alma ve Yemeni emperyal projeye dahil etme yönünde ve bağımsız halka dayanan bir devletin oluşmasını engellemek için saldırılar düzenlemektedir. Bu saldırıların ardından dolayısız bir şekilde Suriye tehdit edilmektedir, Arabistan devleti Yemen’den sonra Suriye’ye yöneleceklerini bildrimektedir.
Bu operasyonlara paralel olarak Türk devleti El-Kaide ve diğer islam adına çıkan örgütleri organize edip Ceyş-ul Feth adında yeni bir ordu kuruyor. Bu yeni ordu Türk subayları ve uzmanları tarafından yönetilmekte ve gelişmiş zırhlı ve anti zırhlı silahlarla donatılıp Suriye’nin İskenderun bölgelerine nüfuz etme amaçlı sevk edilmiştir. Ankara, Suriye’nin bu bölgesini işgal etmeyle Suriye krizini muhtemel siyasi çözüm sürecinde, müzakerelerde etkili olmayı planlıyor.
Siyonist rejim direniş güçlerinin caydırıcılık denklemine sahip olmasıyla meydan operasyonlarında sınırlandığından savaş uçakları ve ağır silahlarla ateşli tepkiler göstermektedir. Bununla Suriye sahasında varlığını isbat etme ve özellikle Şam, Golmun Deraa ve Kuneytire çevresinde Golan tepeleri etrafında siyonist-ameirka projesi doğrultusunda hareket eden terör örgütlerinin daha fazla darbe almasını engelleme hedefini güdüyor.
Tarafların mevziilier ve davranışları bize ABD’nin Suriye’ye yeni bir saldırı planını yürttüğünü gösteriyor. Böylece Daiş planının yenilgisiyle bu yeni plan Suriye’ye saldırı planlarının dördüncüsü olacak. Bu plan, Suriye çevresindeki devletlerin dolaysız bir şekilde sahada bulunmasını gerektiriyor. Ama Suriye Arap ordusunun güney cephesinde ve kuzey cephesinde iki eşsiz önleyici operyasyonla iki aydan beri Ürdün güneyden çekilmeye mecbur kaldı ve Türkiye’nin de yeni ortaklıkta şüpheye düşmesine ve korkmasına sebep oldu.
Ama son zamanda Ankara’nın endişelenmesi ve ders almasını hatırlatmış olsak da, bu devlet kendi çıkarlaırnı Suriye sahasında elde edeceği tasavvrundan dolayı bu operasyona iştirak etmektedir.Son terör operasyonunda Türkiye İdlibe ve Cisr-ul Şeğura saldırı görevini üstlendi.
Zikr edilen bu üç akım yaşadıkları dehşetten dolayı saldırılarını artırıyorlar. Böylece direniş eksenine karşı olanlar, direnişn savunma savaşlarında uygun stratejilerle merhale merhale gücünün pekişmesiyle problem yaşıyorlar.
Bu yönde direniş ekseninin yeni çatışmaları kendi lehine çevirmede hareket ettiğini görüyoruz. Direniş ekseninin bir tarafı adına Suriye savunma bakanı son zamanlarda Tahran’ı ziyaret etti. Yoğun bir görüşme sonucunda direniş ekseninin tedbirleri ve önleyici girişimleri düşmanın hedeflerine varmasını engelleyebilceğini kanıtlıyor.
Yeni tedbirler şu temeller üzerine alındı:
- Dost devletlerle ekonomi stratejilerini sürdürme ve düşmanın gücünü mümkün olduğu kadar düşürme
- Teröristlerin hangi bölgede olurlarsa olsunlar istikrar bulmalarına müsade etmeme ve ağır ateş altında onları meşgul etme
- Suriye bölgelerini öncelik planı gereğince tedrici bir şekilde özgürleştirme
- Yeni tehditlere karşı durmada gereken silahları ve araçları ithal etmede her hangi bir kaygıya yer vermemek
- Direniş eksenine yeni boyutlarda hareket ve strateji uygulama alanlarını oluşturma ve direnişin elde ettiklerine düşmanın zarar vermesini bütünüyle önlemek
Direniş ekseni saldırganların kazanımlarının çoğunu yitirdiğini kesin olarak biliyor ve onları faal edecek etkili bir kazanımın kalmadığına inanıyor. Onların planları son merhalesine kavuşmuş durumunda, bunun için onların son kazanımlarını da boşa çıkarma yararlı olacak ve gelecekte yeni bir merhaleye başlamalarını önleyecektir.
Böylece Arabistan’ın Yemen’de uğradığı büyük hezimetten sonra bir daha asla Yemen’e sulta kurması söz konusu olamayacak. Arabitsan’ın bu ülkeye karşı yenildiği kesindir ve artık Yemen Arabistan’ın arka bahçesi olmayacak. Aynı zamanda bu devlette yaşanılan iktidar savaşı ve Suud hanedanı içerisndeki darbe girişimlerinden dolayı bu devlet bu savaşta yalnız kalmıştır. İran da bu devlete askeri bir müdahale etmemeyle Riyad’a kurtuluş için bir ip sunmayacaktır.
Türkiye’nin siyasetini incelediğimizde ise artık bu siyasetini sürdüremeyeceğini görüyoruz. İdlib ve Cisr-ul Şeğurda teöristlein güvenliği kalmaması bu bölgenin de temizlenme saatinin geldiğini gösteriyor. Bu temizleme Türkiye’nin rüyalarına son verecektir. Nihayetinde Suriye asla Türkiye’nin müdahelesine izin vermeyecek ve Türk devletinin strateji uygulayacağı bir saha olmayacaktır.
Siyonist rejimin hedeflerini boşa çıkarmada direniş ekseni Golmun ve Golan’ı temizlemeyi planlıyor. Direniş, bu hedef doğrultusunda kendi aleyhinde öne sürülen her hangi bir savaş yada her hangi bir mülahazadan dolayı geri adım atmayacaktır. Çünkü İsrail her defasında ateş ile oynadığında kendi ellerini yakmış ve bir daha bunu yapacakları beklenmiyor.
Özet olarak birliğini ve ittihadını koruyan direniş cephesi bölgesel ve uluslararası trajik saldırılara karşı güvenle ve kararlılıkla karşı koymuş ve bu davranışı elde ettiği zaferlerin pekişmesine ve bu eksenin bu konuda emin olmasına neden olmuştur.
Çev: Emir Sina