Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Boyuna uygun dikilmiş papaz elbisesini giyerek siyonizme hizmet ettiğini attığı her adımda ispatlayan süfyaninin deyimiyle “genişletilmiş ortadoğu projesi”, halkın bildiği şekliyle ise “büyük ortadoğu projesi” olan plan, ihanetin ve zulmün resmini küresel emperyalizmin eliyle çizmeye devam ederken, “genişletilmiş” veya “büyütülmüş” İsrail hesapları uğruna o kadar çok film çevrilmektedir ki bu topraklarda, rol yapanların aktör olduklarını unutanlar bu filmlerde yaşamaya ve var olanı göremezken, olmayanı somut gerçek sanmaya başlamışlardır. Bu filmlerin ortaya çıkardığı en garabet durum ise mazlumun hakkını, zulmeden zalimin sorabileceği fikrini bilinçaltlarına yerleştirip mazlumun gözyaşını dindirmek için zalimden medet ummak olmuştur ki, aslında o gözyaşlarının müsebbibi olanlar oluşturdukları bu puslu havanın arkasına sığınıp bu defa da mazluma “neden ağlıyorsun” diyerek tokat atmaya ve hatta gözyaşını kan ile renklendirmeye başlamışlardır.
Neler olduğunu bir türlü çözümleyemeyenler için olaylar gitgide karışmış, bunlar bir gün dost dediklerine diğer gün düşman demeye, dün desteklediklerini bugün eleştirmeye başlamışlar ve mesela “sünni öfkesi” diye adlandırılıp tüm katliamlarına kılıf uydurularak kendilerine mücahid diye sunulan ve yıllar boyu silah sevkiyatı ile, sınırdan geçişlerine yardımcı olunarak desteklenen Işid’i, bozuk mayası artık saklanamaz hale gelince kendisini ortaya çıkaranlar tarafından uydurulan “direniş cephesinin ortaya çıkardığı” yalanına dahi inanmışlardır. Zihinleri batıl tarafından işgal edilen ve zulüm tarafından ise iğfal edilen böyleleri, işin özünü kavrayamadıkları ve asıl odaklanmaları gereken yere odaklanmayı başaramadıkları için ve en önemlisi ise devrin imamına biat etmeyip basirete sırt çevirdikleri için dostu düşmanı ayırt edememiş, kendilerinin ve tüm yeryüzündeki halkların düşmanı olanlardan medet ummuşlardır. Bu yüzden özgür olmak isterken her daim köle olmuşlar, yüzlerine gülen zalimlere aldandıkları için hep ağlamışlardır.
Süfyaniyi yetiştirebilecek kadar şiddetli bir düşman olan sistemin içine girerek haklarını savunabileceklerini düşünenlerin tümü, o sistemin avuçlarının içine girdiklerinden, çizilmiş sınırlarının ötesini görememe hastalığına yakalanmışlar ve geliyorum diyen felaketleri manzara izler gibi izlemeyi mücadele zannetmişlerdir. “Tahabbup” gösterdikleri için “şefkat” bekledikleri ama bu zilleti görünce “iştahı kabaran” zalimin kendilerinden talep ettiği “diş kirasını” duyduklarında ise her defasında “eyvah” dedikleri ortada olan kerameti kendinden menkul kanaat önderlerinin takipçileri, sürekli olarak aynı yanlışa düşüp bir zalimi diğerine tercih ettiklerinden sadece ağıtlarının şekli değişmiştir. Böylece hem kendi ağıtları ve inlemeleri hem de zalimlere destek verdiklerinden dolayı zulme uğramalarına sebep oldukları mazlumların feryad-u figanları arşı doldurmuştur ama bu feryadların biri direk arşa çıkıp ilahi ilahi rızayı kazanırken, diğeri esfele safiline doğru sahibiyle beraber yol almaktadır.
İşte böyle bir basiretsizliğin en yeni örneğini bugünlerde Tel Abyad’da yaşamaktayız ve bazıları birbirine düşman sandıkları ikiz kardeşlerin görev değişiminden zaferler türetmek için çırpınmaktalar. Bunlar Işid’in Tel Abyad’dan Pyd tarafından kovulduğunu, bu yüzden Pyd’nin direniş cephesine veya en azından bölgedeki halklara destek veren bir örgüt olup büyük ortadoğu projesinin üyesi olmadığını zannetmekteler. Kimileri aynı milletten olduklarını zannetikleri Pyd’yi sırf bu yüzden göğe çıkarırken, kimileri aydın ve entellektüel(!) olmanın dayanılmaz hafifliğini fikirlerine yansıtmakta ve Pyd’nin sınırı kontrol altına almasına direniş cephesi adına(!) alkış tutmaktadır. Değerlendirmelerine bakıldığında küreselleşen dünyanın küreselleşmiş olan zulmünü tanımadıkları ayan beyan ortaya çıkan böyleleri, olaylar arasında doğru bağlantı kuramadıklarından, hatta bağlantı kuramadıklarından, hep yanlış tarafa bakarak gerçeği görememektedirler.Örgütlerin isimlerine veya göreceli farklılıklarına takılarak onların hizmet ettikleri odakları gözden kaçırdıklarından, bütün danışıklı döğüşlere aldanmaktadırlar.
Oysa hep söylediğimiz gibi işin sırrı hakkı tanımak ve haklıyı tespit etmekte yatmaktadır Bugün şahit olduğumuz savaş hak ve batıl savaşıdır. Ezen ve ezilen savaşıdır. Bu savaşta hangi ırktan, dinden olursa olsun safını batıldan yana belirleyenler ve hak cephesine düşman olanlar, batıl cephesinin bir diğer üyesi ile savaşıyor gibi görünseler de batıla hizmet etmektedirler. Hak cephesinin aleni önderi İran İslam İnkılabıdır. Batıl cephesinin önderi ise siyonizmin hamisi büyük şeytandır. Herhangi bir hareket İslam İnkılabına dost olduğunu ilan etmiyorsa, diğer taraftakilere düşman gibi dursa da onların dostudur. Bunların aralarında gerçekte bir savaş asla olmaz. Bunları idare eden küresel zulüm bunların vasıtasıyla bunları samimi zannedenleri ortadan kaldırır. Bunların liderlerinin tümü birbirinin dostu olan sermaye sahipleridir. Dostluktan da öte kardeştirler. Hiçbiri kendilerinin peşinden gidenlerin çektiklerini çekmezler. Ola ki yanlışlıkla kendilerine bir zarar dokunursa bunu misliyle telafi ederler. Görevleri bitmediği ve siyonizme hizmette kusur etmedikleri sürece de hayatta kalır saltanatlarını sürdürürler. Kendilerine ada bile tahsis edilir. Bu söylediklerimiz belki çok uçuk gibi gelebilir ama hakikat budur. Bu hakikati farketmek gerçekten de çok basittir. İslam İnkılabının dostu dostumuzdur, düşmanı düşmanımızdır.
Bu mantıkla Tel Abyad’da yaşanan “devir teslim törenine” baktığımızda resmin bütünü karşımıza çıkmakta ve süfyaninin kendi emrine verilen örgütler eliyle ümmeti parçalayıp siyonizme nefes aldırma operasyonu deşifre olmaktadır. “Seçin” sonuçlarıyla yeni bir sürece gireceğini belli eden süfyani, bu süreçte hem musallat olduğu halktan intikam alıp kanını dökmeyi hem de güneydoğuyu Suriye’nin kuzeyi ile birleştirip “”Kürdistan” etiketli yeni İsrail’i oluşturmayı planlamış olmalı ki güneydoğunun, siyonizmin Kürt görünümlü uşaklarına bırakılmasının zeminini hazırlamış ve Suriye’nin kuzeyini Pyd’ye ayırmıştır. Bu plan dahilinde Kobani’de Işid’e topraklarını terkedip kaçan ve lideri Salih Müslim’in tam da o savaş sırasında Lüksemburg’a gitmesiyle ihaneti ortaya çıkan Pyd, ne hikmetse bu kez aslan kesilip Tel Abyad’ı ve sınırdaki bazı bölgeleri kontrol altına almıştır. Suriye savaşının başından itibaren süfyani ile aynı safta olduğunu defaatle belirten Salih Müslim, yönettiği Pyd ile Suriye’deki kürtlere bu savaş sırasında en büyük ihanetleri yapmış, onların katledilmelerine ses çıkarmamış, güçlerini çekerek bu katliama ortak olmuştur ki Suriye’de vatanını savunan kürtlerin güçleri zayıflasın ve meydan kendisine kalsın. Böylece Işid’in yardımına da mazhar olan bu hain ve başında bulunduğu şebeke, direniş cephesinin değil zalimlerin dostu olduklarını ispat etmişlerdir. Bunu teşhis etmek için bunlardan karşınıza çıkan ilk kişiye büyük şeytan Amerika’yı ve İsrail’i sorun. Alacağınız cevap “biji serok Obama”nın ya aynısı ya da farklı bir türevi olacaktır. Bu yüzden süfyani ile aralarında su sızmamaktadır.
Tel Abyad’da çevrilen filmin bir diğer sahnesi ise binlerce Işid’linin güle oynaya askerler eşliğinde sınırdan içeri alınmasıdır. Daha önceleri katliam yapmaları için silahlandırılıp gönderildikleri Suriye’den, bugün sınırlarımızın içine alınan bu vahşiler, çok yakın bir zamanda (eğer süfyaninin planları tutarsa ki onun tuzağına karşı Allah’ın c.c. tuzağı vardır) şahit olacağımız katliamların icracısı olacaklardır. Çünkü Ortadoğu’da İsrail’in selameti için hiçbir halkın rahat olmaması ve ayakta durmaması gerekmektedir. Hele bir de bu toprakların halkları gibi onurlu ve izzetli bir halkın illaki potansiyel gücünün tüketilmesi, varlıklarının yağmalanması, canlarının alınması gereklidir ki ayağa kalkıp şahlanma ihtimali kalmasın. Bütün halklar kaos ortamında kendi sorunlarıyla uğraşırken, siyonizm planlarını uygulasın diye biçilmiş kaftandır Işid vb. örgütler çünkü. Ayrıca bu halk hiçbir zaman müslüman kardeşlerinin katliamına destek vermemiştir ve süfyaniyi meydanlarda yalnız bırakmıştır. O halde cezalandırılmaları gerekmektedir. Bunun için de dışarıdan getirilecek katillere ve canilere ihtiyaç vardır. Şehirlerimizde dolaşan onca yabancının öyküsüdür de aynı zaman bu anlattıklarımız.
Bize göre hakikat budur ve tesbiti dediğimiz gibi çok kolaydır. İnkılaba dost olmayanların hiçbir zaferlerini sahiplenmiyoruz ki onların savaştıklarına zaten inanmıyoruz. İnkılaba dost olanların ise muzaffer olacaklarına imanımız tamdır. Biz etiketlerin değil, hakikatlerin ve safların önemine inanıyoruz. İsimlerin oynanan filmlere ve anlatılan masallara göre değişebileceğini biliyoruz. Kısaltmaların düşüncelerimizi de kısaltıp daraltmasına müsade etmiyoruz. Mutlak şerr den hayır gelmeyeceğine eminiz. Bu yüzden mutlak hayrın temsilcisinin izinden gitmeye, dostunu dost bilmeye, düşmanını düşman edinmeye çalışıyoruz. Esen her rüzgardan etkilenip yönümüzü başka bir yana dönmememizin sebebi budur. Yolumuz nur yoludur. Her yanımız aydınlıktır. İmamımız bellidir. Düşmanımızın bellidir.