Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Giydiği papaz elbisesini cübbe ile değiştirip ümmetin başına musallat olan süfyani, dilindeki zehir ile yarattığı fitnenin meyvelerini toplamak üzere sahaya inmeye karar vermiş olacak ki emrindeki satılık kalemlere savaş tellallığı yaptırmaya başlamış, yüzbinlerce uşağı ile bir türlü gerçekleştiremediği “büyük İsrail” projesini, uygulama görevini anlaşılan o ki bu sefer bizatihi üstlenmeye niyetlenmiştir. Kurduğu hayal dünyasında beyaz bir atın üzerinde İslam coğrafyalarını fetheden gelmiş geçmiş en kahraman(!) siyonist olduğunu vehmeden süfyaninin, kendisine verilen cesaret madalyasının hakkını vermek üzere harekete geçtiği haberleri son günlerde iyice artmaya, türlü dezenformasyonlarla batılın hakka karşı girişeceği savaş, hakkın batıla karşı girişeceği savaş olarak lanse edilmeye başlamıştır.
Olur veya olmaz kısmı bir yana, bu haberlere bakarak kimileri şok geçirmekte, sanki süfyaninin ordusu zaten Suriye’de savaşa müdahil değilmiş gibi hayretler içerisinde olayı değerlendirmektedir. Oysa Suriye ve ümmetin kanının aktığı her yerde dikkatli bakılırsa süfyaninin o habis eli çok rahat görülebilecektir. Yani süfyani, eğer direkt ordusuyla müdahalede bulunacaksa bu ilk kez savaşa müdahil olacağı anlamına gelmemektedir. Bu süfyaninin işi bitiremeyen uşaklarından artık ümidi kestiğini ve onların yapamadığını yapmaya niyetlendiğini göstermektedir ki o uşaklar da bu savaşta süfyaniye hem yardımcı olacaktır hem de süfyaninin ardısıra gitmeye gönüllü olmayan halkı içeriden vurarak savaşa yönlendirmeye çalışacaklardır. Eğer bu plan tutarsa hepimiz göreceğiz ki savaşın başından beri onca tecavüze ve saldırıya rağmen bu topraklara bir tek kurşun dahi sıkmamış olan Suriye ve direniş ekseninin adına, sokaklarımızda bombalar patlatılacak ve insanlarımız katledilecektir. Böylece Suriye’ye yönelik savaşın haklı(!) gerekçeleri oluşturulacak halkımız damarlarına zerk edilen yapay kin ile savaş meydanına sürüklenecektir.
Elbette bunlar süfyaninin planının parçalarıdır ve süfyani ümmete tuzak kuranların lideridir. Ama süfyaninin kurduğu tuzaklarını başına çalacak olan en yüce tuzak kurucuya iman etmiş olan bizler, ne bu tuzaklardan ne de sonuçlarından zerrece çekinmediğimiz gibi aksine 1400 yıl önceden Resulullah (s.a.a.) tarafından başının Şam’da ezileceği bizlere müjdelenmiş olan süfyaninin, bu son hamlesiyle hem bize hem kendisine vaad edilen topraklara doğru gidişini ibretle izlemekteyiz ve gerçekleşen bu müjde ile imanlarımızı tazelemekteyiz. Bu yüzden ne savaş davulları ne de münafıkların fısıltıları zaferin bize ait olduğu gerçeğini ve “galip gelecek olanların Hizbullahlar olduğu” hakikatini yüreklerimizden silip atamayacaktır. Sürekli olarak kendimizi hazırladığımız iki kutlu sonuçtan birine ulaşmak hem bizim hem de cephede bi-fiil zalimlerle çarpışan direniş cephesinin yiğitlerinin en büyük arzusu olduğundan, korku, yüreklerimizdeki zindanında ölüme mahkum edilmiştir.Bundan dolayı biz ne süfyaninin ne de uşaklarının tehditlerine aldırış etmeden “it ürür kervan yürür” misali kendi yolumuzda gitmeye devam etmekteyiz.
Ama burada açığa çıkarmak istediğimiz asıl mevzu şudur ki; süfyani bu kararı alma safhasına nasıl geldi? Bu kararın temelini nasıl oluşturdu? Eğer bu soruların cevabı verilebilirse, iç siyasete kanıp sistemi o sistemin uşakları ile alt edebilecekleri vehmine kapılan bazı safların ve aymazların düştüğü yanlışlar da birbir ortaya çıkacaktır. Süfyani ve çetesinin müdahale gerekçelerini anlattıkları masallarında, Suriye’nin kuzeyinde kurulacak özerk bir bölgeye tahammüllerinin olmadığını, Türkmenleri korumaya niyetli olduklarını, Işid’e angajman kurallarını uygulayacakları gibi ipe sapa gelmez bir sürü bahane ileri sürerek zihinleri bulandırmaya çalışsa da daha önceleri binlerce tır silahla destekleyip büyüttükleri, sınır kapılarını ardına kadar açtıkları, “sünni halkın öfkesi” ve “hasımlarımız değil hısımlarımız” diye tanımladıkları ve Türkmenleri katlederlerken gıklarını dahi çıkarmadıkları vahşilere karşı düşmanlık etmeyecekleri ayan beyan ortadadır. Dahası geçenlerde Tel Abyad’da ki devir teslim töreninden sonra sınırlarımızdan içeri alınan Işid vahşilerinin, sınırlarımız içindeki yeni görev yerlerine giderken sergiledikleri rahat tutum ve gülümsemeleri de süfyaninin danışıklı döğüşünü ortaya çıkarmaktadır. Kaldı ki Işid’e yönelik saldırı(!) güya ona düşman olan Pyd’yi güçlendirecektir ve Pyd bu topraklarda binlerce masumun kanını akıtan ilhadi örgütün kardeşidir. O halde kim için ve ne için bu saldırı yapılmaktadır?
Tel Abyad ile ilgili yazımızda belirttiğimiz gibi siyonizmin emrindeki iki örgütün arasında gerçekleşen devir teslim töreni, asla iki düşman örgütün çarpışması değil, iki dost örgütten birinin diğeri için hazırladığı zemini kardeşine bırakmasından ibarettir ve böyle olduğu da bugün artık aşikardır. Pyd denen siyonizmin asabiyet rengine büründürülmüş örgütünün, Suriye’nin kuzeyinde bulunan kahraman ve asil, vatanına ve inancına bağlı kürt kardeşlerimize karşı güçlendirilmesi için, Kobani başta olmak üzere çeşitli şehirlere düzenlenen saldırılar, Pyd’ye hiç zarar vermediği gibi, bu saldırılar gerçekleştiğinde elemanlarını o bölgelerden çekip halkı ve kendileri gibi hain olmayan oluşumları Işid ile başbaşa bırakan Pyd, bu saldırıların sonucunda zayıflayan vatanperver Kürtlere musallat olmak için gerekli ortamı hazır bulmuştur. Bunun yanısıra tıpkı bu coğrafyada Kürtlerin bütününün ilhadi bir örgütün sempatizanı olarak lanse edilmesi gibi Suriye’deki Kürtlerin de tümünün Pyd sempatizanı olarak lanse edilmesinin de önü açılmıştır ve bu amaca uygun olarak Suriye olayları başladığından beri Suriye’nin kuzeyinde bulunan Kürtlerden bahsedilirken Pyd den başka bir oluşum asla gündeme getirilmemiştir.
Defaatle süfyaniyi ziyaret eden, Suriye mevzusunda ortak kararlar aldıklarını deklare eden, büyük şeytan ABD ile işbirliği yaptıklarını beyan eden Salih Müslim denen hainin başında bulunduğu siyonist örgütün, tiyatro gereği elde ettiği başarıları bahane ederek süfyaninin Suriye’ye müdahil olmak istemesi ise ayrı bir garabet örneğidir. Özerk yönetime vs. tahammülleri olmadığını beyan eden süfyaninin, Büyük şeytan ve Saddam ikilisinin çabaları sonucu oluşturulmuş olan Kuzey Irak yönetimiyle girdiği ilişkiler, Irak merkezi yönetimini hiçe sayarak yaptığı anlaşmalarsa “çokça aldatıcı olan” deccalin maskesini bir kez daha düşürmektedir. Dahası güya Suriye’nin kuzeyindeki bir kürt(!) devletine müsade etmeyeceğini belirten süfyaninin, daha yeni, yapılan “seçin”lerle, önceleri belediye başkanlıklarını verdiği güneydoğu illerinin milletvekilliklerini de Pyd’nin bu topraklardaki kardeşine vermiş olması ve siyonizmin uşağı olması planlanan Kürdistan’ın(!) temelini oluşturması da nasıl bir mahlukatla karşı karşıya bulunduğumuzun ispatıdır. Üstelik önceleri kendi deyimleri ile “teröristbaşı” diye tanımladıkları ve sonra ada sahibi yaptıkları şahsı, “teröristbaşılıktan” “sayın”lığa terfi ettiren, “itibarının zedelenmesinden rahatsızlık duyan” süfyani ve çetesi, “seçin”ler sonucunda hiçbir vasfı bulunmayan ama “terörsitbaşı” ile aynı soyadına sahip olan yeğenini meclise sokarak, bu soyadının “milletvekili” sıfatıyla anılmasını sağlayarak ve halkın bu soyadını milletvekili olarak duymaktan rahatsızlık hissetmeyecek duruma gelmesi için çabalayarak ileride bizatihi o “teröristbaşının” kendisini meclislerine alma çabaları da gözümüzden kaçmamaktadır ve bu da Suriye’ye güya Pyd vb. bahane ederek saldırılacağı fikrini çürütmektedir.
Tek tek sıralanan tüm nedenler salim bir kafayla incelenirse süfyaninin hiçbir bahanesinin Suriye’ye saldırı için yeterli olmadığı, bütün bu bahanelerin amacının 5 yıllık süreçte bir türlü yenilmeyen direniş cephesine kendince son darbeyi vurmak için tasarlandığı ortaya çıkacaktır. Bu noktada biz şuna inanmaktayız ki halkımız bu süreçte de süfyaniye destek çıkmayacaktır, süfyanin bahsettiği 18 bin kişilik orduda temiz ve kahraman halkımızdan hiç kimse bulunmayacaktır. Süfyani eğer gerçekten direkt orduyla Suriye’ye müdahale edecekse bu ordu Irak’ı, Afganistan’ı işgal eden ve şuan Yemen’e saldırı düzenleyen ordu olacaktır ve sadece üniformalarındaki bayrak değişecektir. Ve Allah’ın (c.c.) izni ile o 18 bin kişilik ordu 18 bin cenazeye dönüşecektir. Süfyaninin peşinden Suriye veya ümmetin yaşadığı herhangi bir toprağın sınırından içeri girenler imanın sınırından dışarı çıkmış olacaktır ve halkımızın imanı süfyaniyi bu noktada yine yalnız bırakacaktır. Ve o imanın ateşi tutuşunca, başka coğrafyalarda mazlumların canlarını yakıp ocaklarını söndüren süfyaninin, yüreği yanacak, ocağı sönecek ve kendisi de kardeşleri gibi kininden geberecektir. Veya elbet bir kahraman çıkacak ve bu gidişe dur diyecektir. Ki o zaman da çok yakındır, çünkü zamanın sahibinin vaadidir bu.
Yine de kurduğu tuzakla bizi korkutmak isteyen süfyaniye cevabı Allah’ın (c.c.) buyruğu ile vermek istiyoruz ki duruşumuzdaki netliği iyice kavrasın; “Onlar ki, (bir kısım) insanlar kendilerine: ‘Şübhesiz insanlar (düşmanlarınız), gerçekten size karşı toplandılar; işte onlardan korkun!’ dediler de (bu) onların îmanlarını artırdı ve: ‘Allah bize yeter! Ve (O) ne güzel Vekîldir!’ dediler.” (Al-i İmran 173)