Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA - Arap Birliğini işlevsiz bir kurum ve Amerika ile bazı Arap ülkelerinin planlarının uygulayıcısı olduğunu diyen Abdülbari Atvan, bu yönetiminin liderlerine hitaben şöyle dedi: Bu mu liderlerin zirvesi, bunlar ne biçim liderler? Onların çoğu sessiz kalarak ya da direk yer alarak elleri masum insanların kanına bulamıştır.
Ünlü Arap yazar ve analist, Rayu-l Yawm gazetesindeki köşe yazısında Arap Birliğinin vaziyetini ve genel sekreterliğinin değişmesi sayesinde İslam dünyasına ilişkin meseleler üzerindeki etkisini ele alarak şunları yazdı:
Ahmet Ebu-l Gayt’ın Arap Birliği Genel Sekreterliği görevine getirilmesini bir kenara bırakacak olursak, ortak Arap işbirliği ve onunla bağlantılı bütün Arap kurumların durumu içler acısı bir durumdur. Ne yazık ki Arap ortak işbirliğinin en bariz kurumu olarak Arap Birliği, Arap milletinin taifecilik temelinde bölünmesi, kitlesel ve coğrafi olarak ayrışmasının bir aygıtı ve Amerikan-Arap planlarının uygulanması için bir araç haline gelmiştir.
Devrik Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek döneminin en son dışişleri bakanı olarak Abu-l Gayt, diploması dünyasına ayak basar basmaz, kendi çocuğuna bir paket kuru süt almak için kuşatma altındaki Gazze şeridinden Mısır’a geçen her Filistinlinin ellerini ve ayaklarını kıracağını diyerek tehdit etmişti. Mısır yönetiminin bu görev için neden bir aday göstermekle yetindiğini anlamıyorum.
Arap Birliğinin geçen otuz yıllık sicili karanlık noktalarla doludur. Bu karanlık noktalar, Amerika’nın 1990 yılında Irak’a askeri müdahalesinden ve zalimane muhasara altından bir milyon Iraklı çocuğun öldürülmesinden başlayarak bu ülkenin işgali ve bu işgalin sonuçlarıyla bitti.
Arap Birliği eski genel sekreteri Amr Musa eğer NATO’nun Libya askeri müdahalesini ve bu ülkeyi kanlı kaosla boğuşan tükenmiş bir ülke haline gelmesine destek verdiyse, şu anki Arap Birliği genel sekreteri Nebil el-Arabi de bu zaviyeden tarihe geçecektir, çünkü o da Amerika’dan Libya’da olduğu gibi Suriye’ye askeri müdahalede bulunmasını talep etti ve bu Suriye’nin Arap Birliğindeki üyeliğini askıya alarak buradaki sandalyesini Körfezdeki Arap ülkelerinin desteğiyle silahlı muhaliflere vermişti. Bu, BM’nin bile yapmadığı bir girişimdi. Bu Birlik, kendi hatasını düzeltmek için ender ve geç kalınmış bir girişimde bulunarak Suriye dışişleri bakanı Velit Muallim’le istediği yerde buluşabileceğini açıkladığında ise, Fars Körfezindeki Arap ülkelerinin dayatmaları yüzünden 24 saattan daha az bir süre içinde kendi kararından vazgeçti.
Ebu-l Gayt veya Mısırlı başka bir adayın seçilmesi, bu acı ve utanç verici gerçekliği değiştirmeyecektir. Hatta büyük ihtimalle, bu Birliğin şu anki içler acısı durumunu tüm alanlarda daha da ağırlaştıracaktır, zira bu makam, ihtişam ve önemini yetirmiştir. Nebil el-Arabi yüksek bir dirayet ve zekaya sahip olmalı ki geride kalan itibarını ve saygınlığını korumak için Arap Birliğinin genel sekreterliğinden kenara çekilme kararını aldı ve kendini kurtardı.
Arap liderlerinin gelecekteki oturumları ne işe yarayacak? Acaba direniş kültürüne ve direniş adamlarına –Arap ülkelerinin dışişleri bakanlarının son Tunus zirvesinde yaptıkları gibi –terörizm damgasını mı vuracaklar? Yoksa şu veya bu Arap başkanını barışçıl yollarla ya da savaş yoluyla değiştirme tehdidinde bulunmak için Suudi dışişleri bakanı Adil el-Cubeyr’e tribün mü verecekler? Sanki o, Churchill ya da Nazileri ikinci dünya savaşında deviren müttefik düvel ordularının komutanı general Montgomery’dir?
Geçen Mart ayında Mısır’ın Şermu Şeyh’inde düzenlenen Arap Birliği zirvesi, sadece açılış oturumuyla sınırlı kaldı, hatta sona ermeden önce, katılımda bulunanlar salonu kendi ülkelerine gitmek üzere terk ettiler. Bu mu liderlerin zirvesi? Bunlar ne biçim liderlerdir? Bunların çoğunun eli, sessiz kalarak ya da rol alarak musun insanların kanına bulaşmıştır.
İsrail’in işgaline karşı direnişi destekleme, Filistin halkının intifadalarını himaye etme ve her türlü zillete, boyun eğmeye ve düşmanla barış adına ilişkilerin normalleşmesine hayır deme ekseninde toplanan Arap liderlerin zirvelerine Allah rahmet etsin. O zirvelerin liderleri kelimenin gerçek anlamıyla erkektiler.
İsrail’e işaret eden “düşman” ibaresini, Arap liderlerin zirvelerinin veya dışişleri bakanların oturumlarının hiçbir bildirisinde göremiyoruz; işgalcilere karşı Filistin halkının intifadasını destekleme konusunda da hiçbir kelimeye rast gelmiyoruz.
Ümitsizliğin kol gezdiği bu ortamda, adı sanı kalmamış Arap Birliği genel sekreterliği makamına kimin otaracağı önemli değildir.
Çev: Mehmet Gönül