Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Ali(as)’ye de ulaşmaya çalışıyoruz.
Onu buldukça, uzaklığımızı anlayıp, biraz daha yakın olabilmenin gayretini taşıyoruz…
Müslümanız ya.
Bu halkanın içinde, “dışımızdakilerin sıkça kullandığı şekliyle” Şii’yiz ya.
Ve Şiiliğin “olmazsa olmazı” olan Ali(as) muhibbiyiz ya.
Ondandır; Yaşadıklarımıza, Ali(as) penceresinden bakma gibi gayretin oluşu…
Ondandır; “Ali hak, karşısındaki yalan” duruşumuz.
Ondandır; Değil ağızlarındaki küfür, kalplerindeki garaz, ellerinde top- tüfek dahi olsa, Ali(as)’nin tanındığı günden beri “değiştirmediğimiz adımız”dır; Şiiliğimiz.
Bilirsiniz…
Aynen bugünkü gibi, Ali(as) de “din”le vurulmuştu.
Gadir-Hum’da başlayan kıskançlık, Son peygamberin “her şeyi” olan Ali(as)’ye dipsiz kuyuları yoldaş kılmıştı.
Kumeyl bin Ziyad’a öğrettiği dua, bu günleri tefsir eden bir bilgeliktir aslında.
Ona arkadan kılıç indiren ibn-i Mülcem’e acıyarak bakmasından anlıyoruz; Asıl katillerin başka yerde oluşunu...
Ali(as)’nin, bilge, kahraman, ahde vefalı duruşu vardı.
O duruştan tanıyoruz Ali(as)’nin de tarihin de katillerini…
Tanıyınca Ali(as)’yi…
Dostlarına tahammülsüzlüğe de “ad” koyuyoruz. Kolayca, zorlanmadan…
Buradan yola çıkarak yorumluyoruz çağımızdaki olayları.
Kuru akıl ehli olan “filozof bozuntuları”nın, aşk ehli olamayacaklarını öğreniyoruz Şehid Beheşti’den..
Lanetlerinin ancak “kendilerini kapsadığını” öğreniyoruz kutlu kitabımızdan.
Ahirete inanmayanların bile, bari “dünyada özgür olması gerektiğini” söylüyordu ya İmam Huseyn(as)…
2011’in Cağaloğlu’nda değil, Fatih’inde görüyoruz özgürlük naraları atan tutsakları şimdi…
Acıyoruz…
Bununla beraber savrulmaları izliyoruz, ibretle.
AKP ile maaşa bağlananların, “aç günler”inden nasıl da intikam aldıklarına şahitlik ediyoruz.
“Bak ben de sövdüm!” naraları kaplıyor şimdi Bab-ı Ali’nin semalarını
İftira, hakaret ve bühtan…
Liberal, ateist, feministlerden değil, eli kalem tutan “görevli İslamcılar(!)’dan geliyor ya üzerimize.
Tarihe… Onun bağrında saklı Sakife’ye, Siffın’a dönüyoruz…
Ali(as)’yi özlüyoruz. Kana kana…
Şiiliğimize saldıranlar, Suriye’yi “kurtarmak” adına İran’ın “batırılmasına” and içenler.
Tekrar takmışlar, mızrağın üzerine Kur’an mushaflarını...
Gizledikleri maskelerini birer birer çıkarıyor artık Emevi kalemşörleri…
“Dini kurtarmak için kılıcını Ali(as)’ye indiren mantık” kol geziyor sokaklarımızda artık.
Ve biz… Gelinen bu noktada
Selam yolluyoruz Bolivya’nın da, Lübnan’ında, Filistin’in de “duruş kokulu” dağlarına.
Kaçıyoruz; “Bağnaz, Basiretsiz, Vefasız Müslümanlardan!”
Sığınıyoruz; Müslümanlığa…
Yani Bizi biz eden… Kur’an’a, Ehl-i Beyt’ine…
MUHAMMED AK