Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Emperyalistler, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki “Arap baharı” diye adlandırılan değişim rüzgarında AKP’yi iyice şişirdiler, dıştan bakanlara çok güçlü ve semiz görünen AKP hükümetinin yıkılan diktatörler için alternatif bir sistem olabileceğini mırıldanmaya başladılar.
Şişirildiğinden habersiz veya şişirilmekten hoşlanan AKP de gerçekten Ortadoğu’da söz sahibi olabileceklerini sanmaya başladı.
Evet! Diktatörlerin zulmü altında yarım asıra yakın yaşayan müslüman halk “neyi istemediğini” güzel beyan ediyordu; “diktatörü”, “diktatör rejimi” istemiyorlardı. Ama “ne istediklerini” maalesef henüz dile getirme ferasetini gösterememiştir. Diktatörlerini deviren Müslüman Arap halkları, ülkelerini nasıl bir anayasa ile yönetecekleri, nasıl bir devlet sistemi kuracakları konusunda tedirginlik yaşarken, batı emperyal güç kendi sistemini empoze etmeye başladı bile. Kendi hedeflerini direk uygulayamayacaklarını anlayan emperyal güç, Müslüman Arap halklarının kabul edebileceği ve bölgede etkin olabilecek birilerinin aracalığıyla yapmaya çalışıyor.
Ortadoğu’da ve dünyada etkin ve söz sahibi olma yeteneğine sahip birilerini, yıkılan bu diktatör rejimlerin yerine alternatif bir sistem sunmalı, özellikle de Filistin sorununa bir çözüm bulmalıdır. Batı emperyal gücün plan ve projelerinin adını değiştirerek, farklı tabirlerle ve özgün bir çözümmüş gibi sunmak çözüm değildir bilakis onlara hizmettir.
Türkiye’nin, Filistin sorununu çözmek için batı emperyal sisteminden bağımsız bir çözüm formülü bulunmuyor. Diktatör rejimlerin yerine alternatif bir sistemi yok. Siyasi, kültürel ve dini bir doktirine sahip değildir. Ekonomik alanda petrol gibi enerji kaynaklarına da sahip değil.
Dünyada söz sahibi ülkeler silah satmanın, teknoloji ve bilim ihraç etmenin, ekonomik sorunları gidermek için para/borç vermenin yanında kendi liberal/laik/seküler sistemlerini sunarken AKP hükümeti hangi özgün alternatifini kurtuluş reçetesi olarak ortaya koyabilir?
Arap baharı rüzgarında bugün o tarafa bu tarafa savrulan Müslüman halklar yakında gerçekleri görüp kendi çizgilerini belirledikten sonra Türkiye’yi kendilerine model ve dost değil, alternatif olarak göreceklerdir. Bu ülkeler ya İslam’ı tercih edip dine yönelecekler ki Türkiye onlar için ilham kaynağı olamaz veya Batı yanlısı liberal demokratik devletler kuracaklar ki aslı varken fotokopisine tenezzül etmeyeceklerdir. Batı ile ilişkilerde Türkiye’nin arabuluculuğuna ihtiyaç duymayacaklardır; dini konuda Türkiye’den daha ileride görüyorlar kendilerini, Batı kültürünü ülkeye hakim kılmak istediklerinde Türkiye’ye ihtiyaçları olmayacak, ekonomik sorunlarını zaten Türkiye çözemez. Özellikle kendisini Arap dünyasının lideri gören Mısır asla Türkiye’nin öncülüğünü kabul etmez. Bu gerçekler ışığında Türkiye Batının planlarını uygulamak veya uygulanmasına ortam hazırlamak veyahut uygulanması önündeki engelleri kaldırma çabasından vazgeçmelidir. Kaba tabiriyle Batının taşeronluğunu yapmaktan vazgeçmelidir.
Batı emperyalizminin dünyada özellikle Ortadoğu’daki planlarının uygulanmasında en büyük engel olan İran faktörü gözönünde bulundurulduğunda İran ile sürtüşme Türkiye’ye birşey kazandırmaz. Türkiye Batı emperyal gücün tahrikleriyle İran ile sürtüşme ve düşman olmayı değil de, dostluk ve işbirliği yolunu seçmelidir. Batının şişirmelerine aldanmamalıdır, zamanı gelince Türkiye’yi de bölüp parçalamaktan asla çekinmezler. Unutulmamalıdır ki Türkiye Batı için sadece lojistik destek sağlayan tedarükatçı bir ülke olarak görülür. Güçlü, dünyada ve bölgede söz sahibi bir Türkiye’yi asla istemezler ve kendilerinden bağımsız olmasına da izin vermezler.
Abdullah Özgür