6 Eylül 2012 - 19:30

Allah’ın adıyla Yeni bir hile, yeni bir şeytani plan tertipleniyor. Tevhide karşı amansız bir mücadele veren Şeytan her dönemde farklı kılıklarda tezahür eder ve insanları Tevhit’ten uzaklaştırmaya, sırat-ı mustakime girmelerini engellemeye çalışır. Muvahhidleri Tevhit’ten uzaklaştıramayan İblis, put kıran Halilullah’ın bina ettiği Tevhid merkezi Kabe’yi yıkmaya karar verir. İblis planını uygulamak için Ebrehe’yi seçer ve Ebrehe mücehhez bir orduyla Kabe’ye saldırmak ve yok etmek için Mekke’ye doğru yola çıkar.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Mekke yakınlarına gelip tehditler savurur, Mekkelilerin develerini gasb eder. Kabe’nin mütevellisi muvahhid Abdulmuttalib develerini almak için Ebrehe ile görüşmeye gider, şeytanlaşmış Ebrehe, putkıran İbrahim’in torununun inancından habersizdir. Ceddi İbrahim’in Nemrud’un putlarına indirdiği darbe gibi bir söz söyler “Ben develerimin sahibiyim , Kabe’nin de sahibi/Rabbi vardır”. Ebrehe bu sözün manasını anlamaz tabi, şeytanın küfür ve ilhad elbisesindeki mazharı Ebrehe zafer kazanacağını sanır.

Kabe’ye saldırı emrini verir, Allah’ın ordusundan habersizdir. Allah’ın sinek ordusundan başka Ebabil kuşlarından oluşan ordusu olduğunu idrak dahi edemez. Ebabil kuşları o görkemli orduyu bozguna uğratıp yerle bir eder.

Aradan yıllar geçer, Kabe sarsılmaz, yıkılmaz kıyamete kadar dimdik ayakta duracak konuma gelir. Derken Tevhidin merkezi Kabe’yi bütün inanların kıblesi haline getiren Nübuvvet sahibi Medine’de Allah’ın rahmetine göçer. Medine, muvahhidleri Tevhid’e ulaştıran ikinci ilahi merkezi olur.

Şeytan yeni bir plan yapar, bu yeni plan eskisinden farklıdır, planın uygulayıcısını küfür ve ilhad ehli değil, nifak ehli ve İslamı maske olarak kullanan munafıklardan seçer. Tevhidi şirkten temizleme bahanesi, Resul’ün türbesinin putlaştırma korkusu adındadır, bu plan. Resulullah’ı ve nübuvveti devre dışı bırakmak isterler. Resulullah’ın türbesinin şirk olacağını ve Kabe’ye yani Tevhid’e alternatif olacağı vesvesesini işler müslümanların beynine.

Mübarek naaşı Mescid-i Nebi’de bulunan Resulullah’ın nübuvvet nurunu yok etmek isterler, şirk bahanesiyle alemlere rahmet peygamberinin türbesini ziyareti yasaklarlar. Tedricen yıkmak amacını gütmektedirler, yine şeytanın nifak elbisesinde tezahür ettiği bu nifak ehli şeytan ordusu, Allah’ın ordusundan habersizdirler, müvahhidler canları pahasına yıktırtmazlar müvahhidlerin ikinci merkezini, söndürülmesine izin vermezler nübuvvet nurunun.

Şeytan tekrar yenilgiye uğramıştır çünkü nübuvvet nurunu muhafaza eden İmamet ve Velayet vardır sahnede.

Yine yeni plan yapar İblis. Velayet nurunu söndürmek ister bu yeni planında. Tevhid’in kalbinde dünyaya gelmiş, nübuvvetin kucağında eğitilip büyütülmüş Velayeti hedef almıştır, çünkü İmametin inanç ve ilminin karşısında aciz kalınca tek çareyi türbelerine saldırmak ve tahrib etmekte görür. Bu dafasında diker sahabeyi, Velayet ve İmametin önüne. Zahirci müslümanlar aldanır bu hileye ve Tevhidi şeytani planlarla savunmaya başlarlar.

İblis yarenleri, hidayet önderlerinin türbelerine yine aynı vesvese ile; şirk, putpereslikle mücadele adıyla saldırır.

Nübuvvet nurunun devamı Velayet nurunu Bakı’ye gömebileceğini sanan bu zahirci İblis yarenleri asırlar boyunca söndüremediler bu nuru.

Necef’ten, Kerbela’dan, Cennet-ul Baki’den, Meşhed, Kazimeyn ve Samerra’dan yükselen nur İblis ve yarenlerini zülmetlere boğmuştur.

Hidayet nurunun tebliğcisi, aleme yayma misyonu üstlenen Kerbela kahramanı hz. Zeyneb’in Şam’daki türbesini hedef alır aklı gözünde olan şeytan yarenleri. Bir de şeytan ve yarenlerinin korkulu rüyası olmuş harabeler şehidi üç yaşındaki Rukayye’nin türbesi vardır Şam’da.

Asırlar geçer şeytanın hileleri bitmez, uygun yarenler arar kendisine ve nihayet bulur asırlar sonra. Yine aynı gerekçe “Tevhid tehlikede, şirk, putperestlik yaygınlaşıyor”. Bu defasında Şeytanın yerenleri akılları gözlerinde olan zahirci müslümanlardır.

Yeni ismiyle “vahabi/selefi” adında. Hidayet önderlerin türbelerinin yok olması gerektiği düşüncesiyle türbeleri bombalıyor, ziyaretcileri şehid ediyorlar. Yine cehalet denizinde garkolmuş İblis ve yarenleri Allah’ın velayet aşığı muvahhidlerin varlığından habersizler. Asırlarca, Tevhidin merkezi Kabe’yı, Nübuvvet merkezi Resulullah’ın türbesini korumak için canlarını feda eden muvahhidler, Velayet nurlarının da söndürülmesine izin vermeyeceklerdir. Zaten bunun için yaşamaktadır Velayet takipcileri.

Şeytanın planını uygulamaya azm etmiş aklı gözünde zahirci müslümanlar daha bir donanmış ve bilinçlenmiş bir şekilde naralar atmaya başlıyorlar. Modern dil kullanıyor, Batı kültürünün temelini oluşturan pozivitst ve akılcı bir metod sergiliyorlar.

İmam Sadık’a (a.s) ahir-ı zamanda hz. Mehdi’nin düşmanlarının kimler olduğu sorulunca, İmam bu zahirci müslümanlara işaret ederek şöyle buyuruyor: “Peygamberin düşmanları, ağaçtan ve taştan yapılmış putlara tapan insanlardı ama hz. Mehdi’nin düşmanları, İmam’ın karşısına Kuran ile çıkacak ve İmam’ın Kuran’ı yanlış tefsir ettiğini iddia ederek İmam’a İslamı öğretmeye kalkacaklar.”

Maalesef bu zahirci Mehdi düşmanları şimdiden Kuran ayetleriyle delil getirmeye başlamışlar, velayet aşıklarını şirkle, putperestlikle suçluyorlar.

Şeytan ve bu modern yarenleri de, Tevhidi şeytani planlardan koruyan, Nübuvvet’i munafıkların saldırısından muhafaza eden ve Velayet mektebini bu gibi zahirci/tekvirci vahabi selefilerden koruyup yaşatacak muvahhid şiiler olduğunu unutmuşlar.

İşte son zamanda günümüz Ebreheleri Şeytan ve yarenlerinin naraları yükselmektedir.

Şeytanın günümüz yarenleri de ilahi nur olan velayet nurunun alemde ışıdığını görünce naralar atmaya başlıyorlar; kendi akıllarınca Tevhid’i şirk- putperestlikten korumaya çalışıyorlar.

Alevi şii arasına fark olduğu fitnesini yayıp; Alevileri kafir, şiileri de müşrik diye tanıtarak meşru bir gerekçe uydurmaktadırlar yaptıkları cinayetlere.

Ne yapasanız yapın, ilahi nur olan Velayet nurunu söndürmeye gücünüz yetmeyecektir, yerin göğün nuru olan Allah nurunu tamamlayacaktır kafirler, müşrikler, fasıklar istemese de.

Abdullah Özgür