Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Moderatörlüğünü Hikmet Sarıoğlu’nun yaptığı panele Filistin Halk Cephesi Üyesi Leyla Halid, Araştırmacı-Yazar Foti Benlisoy, SYK Sözcüsü Tuncay Yılmaz ve Alptekin Dursunoğlu konuşmacı olarak katıldı. Çok sayıda dinleyicinin katıldığı panel oldukça zengin tartışmalara sahne oldu.
‘Suriye’de Bir Yönetim Problemi Var’
İlk olarak söz alan Alptekin Dursunoğlu, “Suriye ile ilgili olarak çok sık olarak kullanılan araçlardan birisi din. Suriye’de şu an yaşanan gerçeklik Suriye yönetiminin genel niteliğinden bağımsız değildir. Ancak bir gösterilen gerçeklik bir de gösterilmeyen gerçeklikler var” diyerek sözlerine başladı. Suriye’de bir yönetim problemi olduğunu belirten Dursunoğlu, “Türkiye Dış İşleri Bakanlığı sık sık Suriye ile ilgili, dört stratejik plan vurgusu yapıyor. Davutoğlu, bu 4 aşamalı planın birinci aşamasının 2008 yılında Suriye ve Türkiye’nin kurduğu ilişkiyle başladığını söyledi. Bu ilk aşamada iki ülke arasında sınırlar kalkmış ve Türkiye, Suriye’yi uluslararası müttefiklerinin istediği çizgiye getirmeye çalışmıştır, bu yakın ilişkiyle birlikte Ankara, Suriye valisine emir verir konumuna gelmiştir. İkinci aşamada Suriye krizinin patlak vermesinden sonra devreye Arap Birliğini sokmuştur. Daha önce Filistin için adım atmayan örgüt, Suriye krizinin çözümü için hemen dış müdahalenin gerektiğini söylemiştir. Türkiye üçüncü plan olarak Birleşmiş Milletleri devreye sokmuştur. 4 aşamada “Suriye’nin Dostlarını” bir araya toplayarak, tıpkı ABD’nin, Irak döneminde yaptığı gibi işgale bir dayanak oluşturmuştur dedi. Son olarak, El Nusra cephesinin kontrol dışına çıkmasının ABD’yi ürküttüğünü söyleyen Dursunoğlu, “Annan planını uygulamak için ABD’nin yeni savunma bakanı Türkiye ziyaretinden sonra Rusya’yı ziyaret edecek” dedi.
Biçimi Ne Olursa Olsun Dış Müdahaleye Karşıyız
Daha sonra söz alan Leyla Halid ise, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi olarak dış müdahaleye karşı, en başından beri Suriye halklarının yanında olduklarını söyledi. Halid, siyasi bir otoritenin hakim olduğu ülkelere hiç kimsenin müdahale edemeyeceğini vurgulayarak, “Biçimi ne olursa olsun dış müdahaleye karşıyız. Halklar kendi vatanlarını savunma konusunda inançlıdır. İş birliği içindeki Arap ülkelerinin liderlerine sesleniyorum; halklarınızın sabrını zorlamayın” dedi.
‘Hiçbir Rejim Bizi Savaşa Sürükleyemez’
Hitler örneğini vererek, “Tarihi hatırlayın. Hitler Avrupa’yı yok etti ve 2. Dünya Savaşı’nı başlattı. Hitler şu anda tarih çöplüğünde ve hepimiz için savaş suçlusu. . Bu yüz yılın suçluları ise Mübarek, Abdullah Salih, bin Ali’dir. Ilımlı islam adı altında toplanan Katar, Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan eksenine diyoruz ki; Türkiye halkı askeri rejime karşı ayağa kalktı bundan ders alın. Mursi, Tahrir’den uzak değil, Mısır halkı hâlâ meydan da, Tunus halkı demokrasi mücadelesini sürdürüyor, Yemen direniyor, Ürdün de reformu istiyor. Müdahale etmeyin sizler sadece demokrasinin adını bilirsiniz. Bizler haklarımıza güvenmeliyiz savaşa karşı bir iç cephe yaratmalıyız. Hiçbir rejim bizleri başka bir savaşa sürükleyemez bu bizim sorumluluğumuzdur. ABD’nin bölgedeki tüm iş birlikçileri devrildi. Ortadoğu halkları reform ve demokrasi talepleriyle sokakta. Bizler zulme ve işgale karşıyız ve kendi topraklarımızı savunma yükümlüğümüz vardır. Bu direnişe karşı sınıra ne kadar Patriot yığarsanız yığın” dedi. Tüm halklara bu projeye karşı durmaları çağrısı yapan Halid, karşı duruşun ancak her ülkede savaşa karşı bir iç cephenin kurulmasıyla mümkün olabileceğini kaydetti. ABD’nin Irak işgalinden örnek veren Halid, “Irak işgali ABD planlarının merkezidir. ABD, Irak petrolleri üzerinde hegemonya kurdu. Bu nedenle İsrail’e politik, askeri bütün desteklerini sunar. Bölgede İslam bayrağını taşıyan bazı ülkelerden de destek alır” dedi. Irak’ta halen katliamların yaşandığını hatırlatan Halid, “Ve artık çatışma mezhep çatışmasına döndü. Bu mudur; ABD’nin Irak’a sözünü verdiği demokrasi. Bu bölgede sadece Suriye kaldı” diye konuştu.
Halid’den Abd Yanlısı Rejimlere Uyarı
ABD’nin Ortadoğu’daki amaçlarını gerçekleştirmek için “Ilımlı İslam”ı araç olarak kullandığına işaret eden Halid, “Bu şekilde İslam’ı ikiye ayırarak, işgali meşrulaştırıyor. Çünkü ABD Ortadoğu’nun bu halinden çok fazla hazzetmiyor” diye konuştu. ABD’nin Ortadoğu’daki hegemonyasının en somut örneğinin ABD üslerine ev sahipliği yapan Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye olduğunu dile getiren Halid, “ABD’nin bu politikaları cezalandırılmak durumunda. Suriye; Filistin, Lübnan ve Irak halklarının direnişini destekledi. Bizler de dış müdahaleye karşı Suriye halklarını destekleyeceğiz” dedi. “ABD açıkça ona karşı boyun eğmemizi istiyor” diyen Halid, “ABD tarafından satranç taşı gibi oynatılan rejimlere bir sözüm olacak, Mısır ve Tunus halkının başlattığı ayaklanmaları unutmayın ve emperyalistlerle iş birliğinden vazgeçin. Çünkü halklar ayaklandığında ABD sizden vazgeçecek” uyarısında bulundu.
'Kırk Katır Mı Kırk Satır Mı'
Foti Benlisoy ise, Suriye meselesinde devrimci ve demokratlara, “Kırk katır mı kırk satır mı” ikileminin dayatıldığını ifade etti. Benlisoy, Suriye’deki sürecin bölgesel düzeyde yarattığı iki sonucunun olduğunu belirterek, “Farklı toplumsal kesimlerin ortaya çıkardığı bir süreçle karşı karşıyayız. Suriye’de bir halk hareketi var. Onun demokratik ve sosyal anlamda meşru talepleri var. Ancak farklı aktörler bu halk hareketlerini kendi çıkarları için kullanıyorlar” dedi. Arap devrimci sürecinin yaşandığını söyleyen Benlisoy, Tunus ve Mısır devrimleri sonrası “tektonik kaymalar” olduğunu ifade etti. Foti Benlisoy, “Halk hareketi var, sosyal talepleri var. Bu halk hareketlerinin sırtına küfe yüklenmiş, bölgesel ve ulusal çatışmalar varsa bunlar dolduruluyor. Suriye’deki halk hareketinin trajedisi bu. Filistin meselesi, Lübnan’daki siyasi kutuplaşma, İran’ın bölgesel güç olmasına verilen tepkiler, Türkiye’nin bölgesel güç olmaya çalışması, bir dizi bölgesel çatışma, Rusya ile ABD arasında 2008’de tetiklenen bölgesel mini soğuk savaşla karşı karşıyayız. Çin’le hegemonya savaşları, uzatmalı soğuk savaş. Bunların hepsi Suriye’deki güçleri de geriyor. Herkes kendi vekillerini koymaya çalışıyor. Bütün uluslararası aktörler, Suriye’deki ihtilafı kendi lehine döndürmeye çalışıyor” dedi.
Suriye’de siyasal ve sosyal kalkışmanın altında, neoliberal politikalar olduğuna işaret eden Benlisoy, son 10 yılda toprakta özelleştirmeler yaşandığını, 1.5 milyon insanın kırdan kopup Dera, Humus, İblid gibi kentlere göçtüğünü ve ayaklanmanın da bu kentlerde başladığını anlattı.
Türkiye’nin bu süreçteki rolünü, “Emperyalist zincir içinde bir hamle yukarıya çıkmak” olarak değerlendiren Benlisoy, “Buradaki esas mesele, bölgesel ve uluslararası aktörlerin ayaklanmayı kendi taraflarına çekmeye çalışması. Özellikle Esad rejiminin ayaklanmayı sert bir şekilde bastırması ülkedeki silahlanma eğilimini tetikledi. Bu nedenle ayaklanmanın halk hareketi, dışa bağımlı bir şekilde gelişti. Ayaklanmanın kendi paramiliterlerini mezhepsel temelde seçmesi de, bölgedeki çıkarcı güçlerin kendine yakın gördüğüne finansal destek sağlamasına zemin hazırladı” dedi.