1 Mart 2013 - 20:30

Mirza Ebu Talip Yezdi adlı 22 yaşındaki genç, 1944 yılında eşiyle birlikte hacca müşerref olmak üzere İran’ın Hurremşehr kentinden Kuveyt’e gitti. Oradan da deveyle Hicaz topraklarına ve Mekke’ye doğru hareket etti. Uzun mesafeleri kat ettikten ve bir çok zorluk ve sıkıntıları geride bırakarak Mekke’ye ulaşır. Temettü umresini yaptıktan sonra birkaç gün Mekke’de kalır. Daha sonra temettü haccını yerine getirmek üzere ihrama girer. Arafat, Müzdelife ve Mina’da vakfe yaptıktan sonra Zilhicce ayının onunda geri kalan hac amellerini yerine getirmek üzere Mekke’ye geri döner. Mekke’deki küçük kahvehanelerin birinde sonradan bozuk olduğu tahmin edilen bir yemek yedikten kısa bir süre sonra amellerini tamamlamak üzere Mescid-i Haram’a gider. Tavaf amelini yapmaya başlar, ancak sıcak havanın etkisi, yol yorgunluğu ve yediği bozuk yemeğin etkisiyle istifrağ eder. Ancak Mescid-i Haram’ın zemini kirlenmesin diye ihramının bir ucunu tutarak ona istifrağ eder. Daha sonra yerlere dökülmesin diye sıkıca tutar. Ancak…

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bazıları Mısırlı olan bir grup hacı, İranlı bu hacının bu durumunu gördüklerinde – bazı Sünnilerin zihinlerinde kurguladıkları ve süregelen iftiralarla Şiiler Mekke ve Medine’deki haremleri bilerek kirletirler şayiasıyla- Mirza Ebu Talib’e saldırarak ağır bir şekilde döverler. Bu sırada Mirza Ebu Talib’in elinden ihram kayar ve kusmukları haremin zeminine saçılır. Bir grup, tartışma ve kargaşa çıkarır.  

Hacıların tartışmasını gören harem polisi olaya müdahale ederek hemen bu mazlum hacıyı tutuklar. Yanlarında götürdükleri bazı tavaf eden hacılarla birlikte mahkemeye çıkarlar ve İranlı hacının harem ve Kabe’yi kirletme kastının olduğuna dair tanıklıkta bulunurlar! Olaya bakan yargıç hiçbir araştırma, inceleme yapmadan ve sanığın delillerini dinlemeden idam kararı verir! Ve nihayet Sefa ve Merve mahallinde İslam dünyasından gelen hacıların huzurunda boynu vurularak idam edilir!

İngiliz Gazetesinin Raporu

İngiliz Lancaster Daily Post Gazetesi 7 Şubat 1944 yılında “İran Suudi Hanedanı ile ilişkilerini kesecek” başlığı ile bu konu hakkında şunları yazar:

Mekke’deki küçük kahvehane çalışanlarından birisi, bozuk etle hazırlanmış yemeği müşterilerine verdiğinde iki ülke (İran ve Arabistan) arasında çok önemli sorunlara yol açacağını düşünmüyordu, ancak onun hırs ve açgözlülüğü gerçekten böyle sorunlara yol açtı.”  

Sonra şöyle ekler:

Mekke, her Müslüman’ın ömründe bir kez dahi olsa ziyaret etmeği arzuladığı bir şehirdir, ancak savaş, hacıların uzak ülkelerden oraya gitmesine engel olmuştur, ancak her yıl, mutaassıp Müslümanlar her ne şekilde olursa olsun Arabistan, Irak ve İran’ın değişik yerlerinden oraya giderler. (Bu dönemde) Mekke kahvehaneleri de revaç bulur. Yaklaşık iki hafta önce bir grup İranlı hacı Mekke’ye ulaştı. Kervansaraylardan birinde konakladılar. Hac amellerini yapmadan ve Kabe ziyaretinden önce uzun çöl yolculuklarının ardında yorgun ve bitap düştüklerinden iyi bir yemek yemek istiyorlardı. Ancak açgözlü garsonlar, muhtemelen bozuk olan keçi etinden yapılmış bir yemekten onlara verdi. Hac amellerine başlayan İranlılar Kabe’de toplandılar ve bozulmuş yemeği yediklerinden ötürü hastalandılar. O sırada orada bulunan binlerce hacı bu hadiseyi gördükten sonra tartışma ve kargaşa çıkardılar. Polisler olaya hemen müdahale ettiler. Suudi hanedanından başka hiçbir yerde görülmeyen Vahhabiliğin koruyucuları olarak ünlenen bu polisler, Mekke bedevi aşiretlerinin içinden seçilmiş en vahşi insanlardır. İşte bunlar mezheplerinin mukaddesatına saygısızlık eden yabancıları derhal idam etmek istediler ve hiçbir özür ve bahaneyi kabul etmediler. Zira Kabe evinde (Mescid-i Haram’da) geçmişte hiç görülmeyen istifrağ, Peygambere hakaret nispetindedir. Ve sadece ölüm, işlenen suçu telafi edebilir!

Sonuçta, esirleri Suudi hanedanı tarafından hacıların karıştığı suçları yargılamak için Kabe (Mescid-i Haram) çevresinde kurulan yargıcın (mahkemeye) yanına götürdüler. Yargıç, Süleymanımsı hikmetin ışığı ile! görüş bildirdi… ve bu fetva geciktirilmeden halkın huzurunda ve onların şükürleri eşliğinde icra edildi…”

Mısır’daki İran Büyükelçiliğinin Raporu

O dönemlerde Arabistan’daki iç savaşlar ve dünya savaşları nedeniyle Hicaz’daki İran büyükelçiliği kapatılmış ve İran’ın menfaatlerini koruması için Mısır ülkesi tayin edilmişti. Dolayısıyla İran devleti, olaydan vaktinde haberdar olamadı.

Mısır’daki İran elçiliği, hacılar döndükten hemen sonra hac merasimlerine bizzat katılan Seyyid Bakır Kazımi[1] vasıtasıyla bu hazin hadiseden haberdar olur ve ayrıntılı bir rapor hazırlayarak 30.9.1322 yılında (20 Aralık 1944) ayrıntılı bir rapor hazırlayarak Tahran’a gönderir.

Raporun metni şu şekildedir:

Dışişleri bakanlığının telgraf emri gereği, hac ziyareti sırasında bazı sorunlarla karşılaşılabilineceği öngörüsü gereği devlet, İranlı hacılara yolculuk izni vermekten kaçınmıştı. Bendeniz, Hicaz’a seyahat etmedim, elçilik tarafından hacıların durumuyla ilgilenmeleri için kimse de görevlendirilmedi. Bir grup İranlı hacının oraya gideceği düşünüldüğünden Mısır devletinden, Hicaz’da İranlı hacıların menfaatlerini hac mevsiminde korumaları için talepte bulunuldu. Telgraf ve yazı yoluyla da bu rapor yetkililere ulaştırıldı.

 Geçtiğimiz yıl, hac ziyaretlerinin yasak olmasına rağmen, Cidde’deki Mısır elçiliğinin raporlarında da belirtildiği gibi yaklaşık olarak bin altı yüz kişi Hicaz’a gitmiştir. Bu yılda geçtiğimiz yılda olduğu gibi çok sayıda İranlı kaçak olarak ya Kuveyt yolundan yada Kerbela ve Necef ziyaretlerine giderek oradan Necef üzerinden Hicaz’a gitmiştir.

Görünüşe bakılırsa haccı kast ederek yola çıkanların sayısı altı bin kadardır. Ki bunlardan iki bin kadarı yolculuk imkanlarının olmaması nedeniyle mecburen geri dönmek zorunda kalmış ve yaklaşık dört bin kadarı bin zahmet, sıkıntı ve zorluklarla kendilerini Hicaz’a ulaştırmıştır. Bunlardan 120 kadarı, veya daha fazlası 1360 (kameri) yılında olduğu gibi (hac) vaktinde Hicaz’a ulaşamamış ve hac ibadetlerinden mahrum kalmışlardır.

Bu yıl, hacıların maruz kaldığı bu sıkıntı ve sefaletin yanı sıra, orada bir çok talihsiz olaylarda yaşanmıştır. Sonuç olarak İranlı hacılardan birisi katledilmiştir. İran’ın menfaatlerini korumakla görevli Mısır elçiliği elçiliğimize haber vermemiş ve hacılar şu ana kadar ulaşmamışlardır. Elçilik, Mısır’dan hacca müşerref olan Seyyid Bakır Kazımi beyefendinin dün (19 Aralık 1944) hacıları taşıyan ilk gemiyle ulaşmasından önce bu olaydan habersizdi. Seyyid Bakır Kazımi, olayı açıklamıştır. Aşağıda onun açıklamalarının özetini yetkililere beyan ediyoruz:

Hac mevsiminin ilk günlerinde az sayıda hacının Hicaz’da olduğu vakit, Irak’tan bir telgrafın ulaştığını ve telgrafta yaklaşık beş bin kişilik bir İranlı hacı kafilesinin yolda olduğu bilgisi geldi. İranlı hacılara izin vermeyen şah devleti, bu kadar kalabalık bir topluluğun kaçak yolla İran’dan çıkacaklarını tasavvur edememekteydi. Dolayısıyla ilk önceleri sayıda bir hata olduğunu, yahut haberin tamamen asılsız olduğunu sandık, ancak kısa bir süre sonra altı bin kadar İranlının bir çoğu kaçak yolla İran sınırından çıkarak Kuveyt’e gittiğini, Kerbela ve Necef ziyaretleri için Irak’ta bulunanlardan bir grubun da oradan hacca gitmek için Hicaz’a doğru yola koyuldukları anlaşıldı. Onlardan iki bin kadarı yolculuk imkanlarının olmaması nedeniyle geri dönmek zorunda kalmış ve yaklaşık dört bin kadarı Hicaz’a gelmişler. Bunlardan 120 kadarı, yahut daha fazlası vaktinde ulaşamayarak hac amellerinden mahrum kalmışlardır...

Hacılar Mina’dan döndükten ve hac amelleri bittikten sonra İranlı hacılardan birini Mekke-i Muazzama’nın haremini kirlettiği gerekçesiyle tutukladıklarını ve Sefa ve Merve arasında Emniyet Müdürlüğünün karşısında hakkında verilen yargı kararının okunmasının ardından kılıçla boynunun vurulduğu duyuldu. Mısır Hac Emiri de beni görerek bu konu hakkında sorular sorarak bu kişinin hangi Şia grubundan olduğunu sordu.     

Yanlışını düzelttikten sonra, hiç kimsenin bir grup cahil ve mutaassıbın sözüne kulak vererek bu batıl suçlamaları kabul edemeyeceğini vurguladım. Zira günde beş kere yüzünü bu eve (Kabe) döndürerek namaz kılan, tüm Müslümanlara farz olan dini farizasını yerine getirmek için binlerce kilometrelik yolları kat ederek buraya gelen bir Müslüman’ın bu yerde canını tehlikeye atarak böyle bir şey yapması mantıklı değildir.   

Haberin yayınlanmasından hemen sonra genel olarak tüm Sünniler ve özel olarak Mısırlılar İranlılara karşı galeyana gelmiş ve bir çok yerde Sünni ve Şialar arasında kavgalar yaşanmıştır. Ve işin büyüyerek çok tehlikeli sonuçlar doğurması ve yüzlerce suçsuz insanın kanının dökülmesi ihtimal dahilindeydi.  

İran vatandaşlarının menfaatlerini korumakla görevli Mısırlı bakanın yolunu tuttum. Dediler ki Cidde’ye gitmiş. Konsoloslukla görüşmek istedim mümkün olmadı!! Mekke’de olduğu ve yüzünü göstermek istemediği anlaşıldı, yahut gerçekten yoktu. Bilahare Mısır Bankası Konukevinde ikamet eden ve önceden kendisiyle tanışıklığım olan – bir gece öncesi kendisiyle Müslümanların ittihadı ve farklı İslam mezhepleri arasında bulunan ihtilafların ortadan kaldırılması hakkında konuşmuştuk - Mısır Adalet Bakanı Sabri Ebu Ali Paşa’yı gördüm. Dedim ki meğer Müslüman birisini iftirayla nasıl öldürdüklerini duymadınız mı? Meğer Sünni ve Şialar arasında kavgaların yaşandığını ve bu asılsız ve batıl iddiadan dolayı bir çok Müslüman’ın kanının dökülebileceğinin mümkün olduğunu bilmiyor musunuz? Bir çözüm bulmak gerekir! Dedi ki benim bir yetkim bulunmamaktadır, ne yapabilirim ki?

Bende senin ve başkaları gibi bir hacıyım. Resmi bir sıfatım bulunmamaktadır, ancak ben ve sizin Müslümanlık görevi bu bela ve kanı durdurmak için herkesin kendi payına düşeni yapmasıdır. Buna ek olarak Mısır ve İran arasında dost ve kardeşçe ilişkiler bulunmaktadır. İranlıların ve Mısırlıların el ele vererek böyle bir belayı durdurmaları icap etmektedir. Bunun dışında Mısır, İran vatandaşlarının menfaatlerini korumayı kabul etmiştir. Bakan Cidde’ye gitmiş, konsolsun da nerede olduğu belli değildir. Siz ki Mısırlı bir bakansınız, girişimlerde bulunmanız gerekmektedir!

Mısır Adalet Bakanı ile birlikte Emniyet Müdürlüğüne giderek görüşmede bulunduk. Durumun çok kötü olduğunu açıkladı. Haksız yere bir kişinin öldürüldüğü kendi yerinde, ancak şu anda yaşanabilecek başka kötü olayların önünü almak gerekir dedim. Yapılacak ilk şey Şiaların canlarını korumak için Şia Hac Rehberine Şii hacıların evlerinden dışarı çıkmamaları için kesin emir vermelisiniz.

Ayrıca anlayış sahibi subay ve polis memurlarını hacıların toplandıkları harem ve başka yerlere göndererek yaşanabilecek kavga ve ihtilafların önünü alınız. Kral’dan İranlı hacıların diğer hacılardan daha önce Medine’ye gitmeleri için izin alınmalıdır. Polis şefi, isteklerimizi kabul ederek yapılacak girişimleri olumlu karşıladı.

Devam edecek…

ABNA.İR  

[1] - Seyyid Bakır Kazimi, İran’da üç dönem dışişleri bakanlığı görevini yürütmüştür. 1- 1312 yılından 1314 yılına kadar. 2- 1326 yılında 3- 1330 yılından 1331 yılına kadar.