Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Amerikan yetkilileri ise, siyonizmin silahşorları dışındaki “stratejik müttefikleri”ne yardakçı gözüyle bakarlar. Genellikle böyledir! Radikal’deki fotoğrafın kendi dili var, ama Kerry yine de izah ihtiyacı duymuş olmalı ki, Erdoğan’a “Zamanı değil, Gazze’ye gitmeyin!”demiş oldu. İktidar kalemleri basına yapıldığı için açıklamayı “gafil avlanma” olarak, yanılgıya düşüş olarak nitelediler. Kerry’in daha önce perde gerisinde seslendirdiği “gitme!”yin istemini bu kez basın önünde açıkça ilan etmesi, “stratejik müttefik” ve “bölgenin büyük ve lider gücü” Türkiye yönetenlerini “hoşnut etmedi”; ama el mahkum!
John Kerry bu açıklamayı, Suriye’yi yıkma toplantılarının “sonuncusu”ndan çıkışta yaptı. ABD, İngiltere, Katar, Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır, BAE, İtalya, Almanya ve Fransa’dan dışişleri bakanları ve üst düzey yetkililer ile Suriye hainlerinin başına getirilen kukla Muaz el-Hatip’in katıldıkları toplantının ardından. “Artık yeter” diyeceklerini açıkladılar. Kerry, açıklamalarında bir şeye daha dikkat çekme gereği duymuştu: İran’ı ABD için de, Türkiye için de “tehlike” olarak tanımladı. İran’a karşı girişimler artıyor.
Suriye, İran ve Filistin; ve tabii ki İsrail. Sonuncusu, ABD’nin dünya ve bölge politikalarının stratejik dayanaklarından biri. İlk ikisi hedef; Filistin ise üzerine oynanacak bir “dama”! Suriye’deki yıkım sadece savaş değil bilinçli ve hedefli yıkım. Suudilerin, Katar, Ürdün ve B. Emirliklerin yaptığı budur. Suriye’yi yıkım güçlerinin İstanbul’daki toplantısından sonra basına yansıyan bir diğer fotoğrafta Kerry, Davutoğlu ve Suriye için tayin ettikleri kuklanın açıkladıkları şudur: “Suriye’de işlerin böyle devamına izin vermeyeceğiz!” Savaş makinesi çalışıyor; çeteler-lejyoner kuvvetleri, El Kaideciler dümendeki Amerikan-Türk hükümetlerinin buyrukları doğrultusunda yakıp-yıkıyorlar. Bu kadarı yetmiyor; savaş ve saldırı şiddetlendirilecek. Hal böyle iken, ve hedefteki İran daha fiili saldırı sahası haline getirilememişken, Filistin sorununa dikkatleri çekecek tutumlar olmamalıydı!
Obama, kısa süre önce Tel Aviv’den dünyaya ilan etti; “İsrail ABD’nin ebedi müttefikidir; onu savunmak ve korumak görevimizdir.” Gazze’ye gidiş, Filistinlilere‚ Türkiye desteği anlamına gelecek. Bunu, koşulları ve biçimi onlar tarafından da onaylanmadığı sürece ne ABD ne de İsrail kabul edemezlerdi! Gazze gezisinin “koşullar daha uygun olana kadar” ertelenmesi istemi, Hamas’a nelerin empoze edileceğinin Obama ile birlikte belirlenmesi,-ki bu İsrail’in olurunun da alınması olacaktır- istemini ifade ediyor. Kerry’in açıklaması devamıdır: Davutoğlu’nun omzundaki el, ve tepeden bakış, hükmedenin güç ilanıdır.
Ama tabii ki “şık olmadı!” “Bağımsız Türkiye’nin Başbakanının nereye ne zaman gideceğini başkası tayin edemezdi!” Etmemeli/edememeliler, ama ediyorlar! İş birlikçilik sayesinde bu gücü kendilerinde buluyorlar. Onlara bu gücü ve böylesine konuşma olanağı verenler, bağımsızlık üzerine ikiyüzlü söylemlerine rağmen uşaklığı sürdürenlerdir. (M. Yetkin, Erdoğan’ın geziyi 16 Mayıs sonrasına ertelediğini yazdı.) Böyle olunca da sorun şimdi Gazze’ye, “ABD’ye rağmen” gidilip gidilmeyeceğinin çok ötesinde, bağımsızlık sorunu olarak görülmek durumundadır. Erdoğan ben giderim deyip gitse de sorunun özü değişmeyecektir.
Sorun ABD’nin sağ ve sol, tüm el-kol ve bacaklarının kırılmasıdır. ABD başta olmak üzere emperyalistlerin hegemonyasına son verilmeden ne bağımsızlık mümkündür ne de bölge halklarının özgürce yaşamları. Bunu ancak işçi sınıfı ve emekçilerin devrimci başkaldırıya dayanan gücü yapabilir. Sorun bu gücü oluşturmaktır.
A. Cihan Soylu