Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Devlet büyüğümüzün sözlerindeki muradı nedir bilemesek te yüce bir hakikatin dile getirildiği bir gerçek. “Aleviyim demekle alevi olunmaz. Esas olan Hz. Ali’nin ayak izlerini takip edebilmektir. O’nun gibi yaşamak, O’nun gibi düşünmek, hayatın her alanında O’nu örnek alabilmek ve O’nu önder kabul edebilmektir Alevilik”.Tabii olarak ortaya konan bu kriterler, “Türkiye Aleviliği”ni her fırsatta en azından ince dokundurmalarla yeren, onları inanç ve amel olarak “Ali”yi takip etmemekle itham eden siyasiler, kanaat ve inanç önderleri içinde geçerli olması gerekir. Onların da özelde İmam Ali (a.s) genelde Ehl-i Beyt (a.s)’in gerçek takipçileri ve “dört dörtlük alevi” oldukları iddiaları da yukarıda ki kriterler ışığında değerlendirilmelidir.Peki, acaba gerçek manası ile nasıl “Alevi” olunur?“Alevi” olabilmek için esas olan kıstas İmam Ali (a.s)’ın yaşam tarzı, felsefesi, hareketi ve sünneti isedoğal olarak uçsuz bucaksız bir okyanus olan İmam (a.s)’ın “yaşam tarzı”nın sahillerinden hiç değilse bir avuç dolusu su almadan nasıl alevi olunacağını çözümleyemeyiz. “Nasıl alevi olunur?” sorusuna cevap bulabilmek için yüzeysel bile olsa İmam Ali (a.s)’ın hayat felsefesinden belli başlıkları ortaya koymalıyız.İmam Ali (a.s) zalimlere hiçbir zaman uzlaşı ve işbirliği elini uzatmamıştır. Zalimlerle işbirliği için ülke çıkarı, milli çıkar ve hükümet çıkarı gibi bahaneleri asla olmamıştır. Zalimlerle bir an olsun aynı paralelde yürümemiştir. Yalnız kalmış, ihanete uğramış ancak mazlumları savunmak ve onlarla beraber olmaktan bir an bile vazgeçmemiştir. İmam Ali (a.s) bugün yaşıyor olsa idi, “Büyük Şeytan Amerika” ve onun “Siyonist uşağı İsrail” ile uzlaşmaz, onlarla işbirliği yapmaz ve hatta aynı paralel de yürümezdi. İmam Ali (a.s), nasıl ki zalim Ümeyyeoğulları ile uzlaşı ve İşbirliğini haram bilmiş ve bundan Allah’a sığınmışsa, bugün aramızda olsaydı Amerika, İsrail ve NATO ile işbirliği, stratejik ortaklık ve ortak çıkarlar konusuna yaklaşımı aynı olurdu.İmam Ali (a.s) devlet hazinesinin kullanımında “mutlak adalet” sahibi idi. Devlet beytülmalinin gelirini Müslümanlara eşit şekilde paylaştırıyordu. Devletin imkânlarını belli bir zümreye has kılmıyordu. Hazineden borç para (kredi) isteyen âmâ kardeşi Akil’e ateşte kızdırdığı demir parçasını uzatmıştı. Kendisi kuru ekmek yiyip, ayakkabı ve elbisesini kendisi yamalarken; kendi taraftarları ile kendine kılıç çekenlerin beytülmalden aldıkları aynı miktardı.İmam Ali (a.s) insan hakları ve kişisel özgürlükleri zirve noktasına taşımıştır. Tarih, kişisel ve fikri özgürlüklerin bu kadar garanti altına alındığı başka bir döneme şahitlik edememiştir. Medine ve Kufe’de muhalifler “hükümet merkez binası”nda (Medine ve Kufe mescidinde) hiç çekinmeden muhalefet yapıyor, fikirlerini dillendirebiliyorlardı. Ne bir baskı görmekten endişeleri vardı ne de bir kısım haklarının gasbedilip haksızlığa uğramaktan. İmam Ali (a.s)’ın hükümetinde hiç kimse inancı, mezhebi, meşrebi ve taşıdığı fikriyatı için cezalandırılmamıştır. Bilakis herkesin emniyet ve güven içerisinde özgürce fikrini dillendirebileceği bir ortam inşa edilmiştir.İmam Ali (a.s) hiçbir zaman ilkeleri çiğnememiştir. Kanunları, hükümleri, ilkeleri hiçbir zaman kendi inancı, taraftarları, yakınları, milleti ya da şehri için ihlal etmemiştir. İntikam ve öç peşine düşmemiştir. Sıffin Savaşı’nda kendi ordusuna su yolunu kapatan Muaviye’den su bölgesini aldığında onun gibi davranmamış, suyu iki tarafın kullanımına açmıştır. İmam Ali (a.s), kendi aleyhine bile olsa hiçbir zaman İslam’ın hüküm ve ilkelerini çiğnememiş, onları yere düşürmemiştir.İmam Ali (a.s)’ın hükümetinde her fert “insan” oluşu dolayısıyla saygıdeğerdi. İmam Ali (a.s)’ın hükümetinde hiç kimse inancı ve fikri yapısı dolayısıyla dışlanmamış, fişlenmemiştir. Ayağından halhalı çalınan Yahudi kadının haberini aldığında ızdıraptan inleyerek; “bir kimse bu utançtan dolayı ölse kınanmaz” buyurmuştur. İmam Ali (a.s)’ın hükümetinde her fert hukuki hak ve sorumluluk ilkesi çerçevesinde güven içerisinde yaşam sürmüştür. Suç işleyenler bile İmam (a.s)’ın adaletinden “emin” idiler. Hiç kimseye zulmedilmemiştir. İmam (a.s), insanlığın en kötüsü İbn-i Mülcem tarafından mübarek başına kılıç darbesi indirildiğinde oğlu İmam Hasan (a.s)’a; “eğer ölürsem onun bana vurduğu gibi sende ona tek bir darbe vur…” diyerek kendi katilinin bile haklarını garanti altına alan “mutlak adalet” sahibi idi.İmam Ali (a.s) toplumun en alt katmanındaki insanlar gibi yaşıyordu. Hiç kimse ona ulaşma konusunda zorluk yaşamıyordu. Onun evine misafir olan hiç kimse kendisini mahcup ve aşağı hissetmiyordu. O’nun karşısında fikirler rahatça beyan edilebiliyor, itirazlar çekinmeden ortaya konuyordu. Kimse ne kınanıyor, ne baskı görüyordu…İmam Ali (a.s)’ın hükümeti ve şahsi yaşamından bazı başlıklar paylaştık. Alevi, İmam Ali (a.s)’ı takip edendir. “Ben dört dörtlük aleviyim” demekle alevi olunmaz. “Alevilik, İmam Ali (a.s)’ın yaşam tarzını benimseyip, uygulayabilmektir!”Twitter: @kssevindikFacebookk: Kemal Şükrü SEVİNDİK
18 Temmuz 2013 - 19:30
News ID: 442488
BismihiTeâla “Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse ben dört dörtlük bir aleviyim… Ama Aleviyim diye ortaya çıkıp Hz. Ali’nin yaşam tarzından uzak olanlara söyleyecek hiçbir şeyim yok…”