26 Ekim 2013 - 06:40
Suriye’de ölüm üçgeni - 2

Bilindiği üzere bölgede İslami uyanış süreci başlamasından sonra Arabistan ve Katar arasında özellikle Mısır konusunda ciddi bir rekabet başladı. Arabistan yönetimi İslami uyanışın başladığı bölge ülkelerinde Müslüman kardeşler hareketinin önde gitmesinden derin kaygı duyuyordu. Bu yüzden Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin askerler tarafından iktidardan uzaklaştırılması, Suud rejimini derinden mutlu etti.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Aslında Riyad'ın esas sorunu, rakiplerinin radikal unsurları ve örgütleri desteklemeleri değil, çünkü Vahabi kökenli Suud rejimi zaten Müslüman kardeşlerden kat kat daha fazla radikal olan selefi örgütlerin belli başlı hamilerinden biridir.

 Riyad'ın esas derdi, bölgede siyasi nüfuzunu arttırmaktır. Suriye'de baş gösteren kriz çeşitli dış mihrakların entrikaları ve destekleri ile topyekûn bir savaşa dönüştükten sonra bu odakların arasındaki ayrışmalarda Türkiye açıkça Katar'a doğru yöneldi. Görünen o ki Doha yönetimi Ankara'ya diğer rakiplerine nazaran kesenin ağzını daha fazla açtı ve hatta zengin doğalgaz kaynakları ile Türkiye'yi vesvese etmeye başladı.

 Ancak bölgede bir yanda Katar ve Türkiye ekseni ve öbür yanda Arabistan, Ürdün ve BAE ekseninin oluşması durumu daha da vahim ve daha da kanlı hale getirdi. Bu çerçevede Türkiye'nin Reyhanlı ilçesinde düzenlenen terör saldırısında 51 kişi hayatını kaybetti, ancak nedense Türkiye medyası bu olayın üzerine pek fazla gitmedi. Başbakan Erdoğan'sa henüz ortada hiç bir delil yokken ve hiç bir araştırma yapılmaksızın hemen Şam yönetimini saldırıdan sorumlu tuttu. Ancak Türkiye'de bir hacker grubu MİT'in El Nusra cephesi adlı El-Kaide bağlantılı ve Ankara'nın desteklediği örgütün Türkiye'de üç bomba yüklü araçla eylem hazırlığında olduğundan haberdar olduğunu ifşa etti. Erdoğan olaydan hemen sonra Reyhanlı'ya gitmek yerine Amerika'ya gitti. Geçtiğimiz günlerde ise Arap dünyasından üç ülkenin üst düzey yetkilileri Washington'daydı.

Ürdün kralı ikinci Abdullah, BAE prensi Muhammed Bin Zaid Bin Sultan Al-i Nahyan ve Arabistan dışişleri bakanı Suud Faysal Amerika'ya gitti. Bu üç ülke aslında Suriye savaşının diğer tarafı, yani Türkiye ve Katar eksenini şikayet etmek istiyordu. Çünkü Türkiye ve Katar, Suriye savaşına karışan diğer taraflarla koordinasyon yapmaktan başta Suriye Müslüman kardeşler hareketi olmak üzere bazı terör örgütlerine bol miktarda para, silah ve mühimmat gönderiyordu. Öte yandan Somali'nin başkenti Mogadişu'da bir intihar eylemcisi, Katarlı bir heyete saldırdı. Mogadişu'yu ziyaret eden Katarlı heyette bu ülkenin içişleri bakanı da yer alıyordu, ancak olay sırasında heyetle birlikte değildi.

 Bu hadiseden kısa bir süre sonra Lübnan'ın Eddiyar gazetesi saldırıda Katar istihbarat şefe Ahmet Nasır Bin Kasım Al-i Sani'nin öldürüldüğünü yazdı. Gazete ayrıca katar Başbakanı Hamd Bin Cabir Al-i Sani'nin istihbarat şefi ile birlikte Mossad Başkanı ve siyonist rejim İsrail Başbakanı Netanyahu ile görüştüklerini de yazdı. Görüşmede iki tarafın Beşar Esad'a yönelik suikast planı görüşüldü. Görüşmede netanyahu Esad'a yönelik suikasta katılmaya karşılık olarak siyonist İsrail'in FKİK tarafından tanınmasını istedi. Katar istihbarat şefinin etrafındakilerden elde edilen bilgiye göre Katarlı istihbarat şefi Ahmet Nasır Şam'ı ele geçirme hayalini yaşıyordu ve bu hayalini gerçekleştirmek için siyonist İsrail'le işbirliği yapmayı kabul etmişti.

Eddiyar gazetesi Ahmet Nasır'ın Yemenli teröristlerin Katar'da Amerikalı özel kuvvetler tarafından eğitildikten sonra onları Suriye'ye gönderme işinden sorumluydu. Bu şartlarda acaba Mogadişu'da düzenlenen intihar eyleminin perde arkasında kim vardı, sorusu akıllara geliyor. Somali'de bu boyutta bir terör saldırısı düzenleyebilecek bir tek örgüt bulunuyor. Bu örgüt El-Kaide bağlantılı Eşşebab terör örgütüdür. Ancak Ahmet Nasır'ın bombalı eylem sırasında nasıl öldürüldüğü bilinmiyor. Fakat kesin olan şu ki eylemi El-Kaide gerçekleştirdi. Aslında bir ucu Afrika kıtasına kadar uzanan bu olayların Katar – Türkiye ve rakipleri Arabistan arasındaki rekabetten kaynaklandığı açıkça anlaşılıyor.

Arabistan istihbarat şefi Bender Bin sultan, Arabistan'ın çabalarını Amerika'ya açıklarken bu çabaları sözde radikal İslamcı örgütlerle mücadele çerçevesinde Suriye'de en radikal muhalifleri yok etme çabaları şeklinde açıkladı. Arabistan aynı zamanda sözde özgür Suriye ordusu askeri yüksek konseyi Başkanı Selim İdris aracılığı ile Suriye'ye silah gönderme kararı çerçevesinde bu çabaları sürdürüyordu. Bu yüzden Arabistan bir yandan Suriye Müslüman kardeşler hareketinin kontrolünü ele geçirdi ve öbür yandan Somali'de El-Kaide bombaları ile Katar'ı uyardı ve en son da Reyhanlı saldırısı ile Ankara yönetiminin kulağını çekti. Sonuçta bugün bölgede çok tuhaf bir ittifak şekilleniyor.

Bu üçgen ittifakta artık Arabistan, Türkiye ve Katar değil, Arabistan, ABD ve El-Kaide yer alıyor. Bu yeni üçgen, Suriye'de Şam yönetimine karşı savaşıyor ve bu savaşta Suriyeli yerli muhalifleri kaale bile almıyor. Gerçi bu üç aktörün her biri Suriye'de farklı amaçlar güdüyor. Amerika Arap dünyasının son bağımsız devletini çökertmeyi ve böylece bölgedeki müttefiki siyonist İsrail'i Suriye'nin kimyasal silahlarına karşı korumaya çalışıyor. Amerika aynı zamanda Tahran yönetimini Arap dünyasında tek müttefikinden mahrum bırakarak İran'ı Amerika'ya yakınlaşmaya zorlamaya çalışıyor.

 Suud rejimi ise bölgede vahabi sultası hayalini yaşıyor. Bunun için Riyad yönetimi İran'ın Suriye üzerindeki nüfuzunu kırması ve her iki devleti bölgenin siyasi ortamından uzaklaştırması gerekiyor. Buna karşın Riyad, ancak kendi çıkarları tehlikeye düşmeyecek noktaya kadar siyonist İsrail'in çıkarlarına ve güvenliğine hizmet etmek istiyor. Her halükarda ne Amerika ve ne de Arabistan Suriye'de demokrasi kaygısı taşımıyor. Çünkü Suud rejiminin zaten demokrasi konusunda sınıfta kaldığı herkesçe biliniyor. Öte yandan hatta Amerika ve Arabistan Suriye konusunda ortak bir payda bulsa bile üçgenin üçüncü üyesi yani El-Kaide bu iki ortaktan tamamen farklı bir amaç güdüyor.

El-Kaide ve müttefik örgütleri Suriye'de İslam devletinden dem vuruyor. El-Kaide lideri İmen Zevahiri son açıklamasında Beşar Esad karşıtlarından başka batılı devletlerin de Esad yönetimi ile mücadele etmeleri gerektiğini söyledi. Suriye'de şeriate dayalı İslam devletinden Amerika ve Arabistan tarafından mali destek gören ecnebi teröristler söz ediyor.