Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- 28 Şubat post modern darbesinin ışık görmüş yarasa misali her düşünceyi yok etmeye yönelip, buldozer gibi toplumun üzerinden geçtiği günlerde üniversite mezunu özgür bir birey olarak; tamamen kendi hür irademle; akletme ve okumalarıma dayalı olarak, inanç tercihimde değişiklik yapıp “Ehl-i Beyt Mektebi”ne tabi olmaya, “Caferi” olmaya karar verdim…Eğitimci olan eşim “başörtüsü” dolayısıyla istifaya zorlandı. Dostlarımla beraber tutuklandım, işkenceye uğradım. DGM (Devlet Güvenlik Mahkemesi)’nde yargılandım. Sürüldüm… Zannediyordum ki, darbeciler dünyalarında tüm muhafazakâr kitleleri aynileştiriyor ve cezalandırıyorlar. Tek tip bir insan modeli için tüm farklılıkları budamak, tüm renkleri karartmak, tüm düşünceleri kuşatmak darbeye, darbecilere ait bir karakterdir diye düşünüyordum…“Bin yıl sürecek” denilen yıllar,on senede gelip geçti. Devran döndü ve “bizim mahalle”nin günleri başladı. Memleket “muhafazakâr iktidar”la tanışmıştı. Sevinçliydim. Ümitvardım…Ancak günler, yıllar birbirini kovaladıkça üzerimdeki baskı kalkmak bir yana, tüm bakışlar bana dönmeye ve tüm parmaklar beni işaret etmeye başladı. Ehl-i Beyt Mektebi ile tanıştıktan sonra gerek ilmi gerek ahlaki ve gerekse irfani olarak pozitif bir değişim geçirmiş; vatana, millete, topluma ve insana olan sevgi saygım ve bağlılığım kat be kat artmış olmasına rağmen cüzzamlı muamelesi görüyordum/görüyorum!..Aman Allah’ım! Meğer ben ne biçim bir suça bulaşmışım!? Aman Allah’ım! Meğer ben ne biçim bir günah işlemişim!? Meğer ben neymişim!? Meğer “Caferi (Şii)” olmak neymiş!?. Potansiyel terörist! Uluslararası ajan! Din, iman düşmanı! İrancı! Fars milliyetçisi! Pers –ters!.. (Her ne demekse!)Ben nereden bileyim? Meğer “Ali” demek ne büyük bir günahmış!? Meğer “Zehra’yı, Zeyneb’i sevmek ne büyük kötülükmüş!? Meğer “Hüseyin” demek, terörist olmakmış!? Ben nereden bileyim? Meğer “İmam Rıza” demek, “İrancı” olmakmış!? Meğer Hz. Peygamber (s.a.a)’in Ehl-i Beyt’ine tabi olmak mayın tarlasına girmekmiş!Üst üste paketler açılıyor. Türkiye değişiyor, dönüşüyor deniyor. Maalesef ben “28 Şubat süreci” sonlandı diyemiyorum. Kendimi en az 28 Şubat sürecindeki kadar baskı altında hissediyorum. Bazı yapıların/cemaatlerin kendilerini ülkenin sahibi görerek aldığım nefesleri saydıkları hissi var içimde. Bu ülkenin, bu topakların öz çocuğuyum ama maalesef gerek bürokrasi ve gerekse siyaset bana ve benin gibilere “sığınmacı” muamelesi yapıyor!Gerek bürokrasi ve gerekse siyasetin Anayasa’nın; “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” şeklinde ki 10. Maddesinin “Caferileri” de kapsadığını bilip bilmediklerinden emin değilim. Ayrıca bu “mezhepçi” uygulamaları “merkez”in emri ile mi yoksa “merkez”e rağmen kendi yanlarından mı yapıyorlar? Sorusunun cevabı benim için aydınlık değil!Bu minvalden olmak üzere iki özel başlık paylaşmak istiyorum.1-Hz. Peygamber (s.a.a) evladı İmam Hüseyin (a.s)’ı (Kerbela-Irak), İmam Rıza (a.s)’ı (Meşhed-İran) ziyarete gitmek, “İran ajanı” ve “potansiyel terörist” olmanın kanıtı olarak telakki edilmesi için korkunç bir çaba var.!? Belli mihraklar ve onların uzantısındaki ya da emrindeki medya, bu algının yaygınlaşması için bin bir yalan ve hile kurguluyor!Hangi niyetle hangi ülkeye gidersen git; ister kumar oynamak için “Kuzey” ya da “Güney”e, ister köpük banyosu için “Batı ”ya, ister masaj için “Uzakdoğu”ya; problem yok!Ancak Hz. Peygamber (s.a.a)’in evlatlarını ziyaret için Kerbela ya da Meşhed’e gitmişsen bittin sen! Hayatın Kaydı! İster bay ol, ister bayan; ister yetişkin ol ister çocuk! Artık potansiyel tehditsiniz!Küçük dilinizi yutacak bir şaşkınlıkla masumca sorabilirsiniz; iyi de niçin?Ortalama cevap: Siz nasıl olur da Meşhed’e, Necef’e, Kerbela’ya gitmeye cüret edersiniz? Oralarda âlimleri dinlemiş, Kur’an okumuş, dua etmişsiniz. Biz bunların casusluk eğitiminin bir parçası olmadığını nereden bilelim?!.Yaaa!..2-Bu vakıanın bir de tam tersi başka bir fecaat durum var. STK’lar, cemaatler ya da bağımsız organizasyonlar, yurt dışından davet ettikleri konuklarla değişik içerikte program ya da organizeler yapıyorlar. Bu cephede de ister konser tertip et, ister olimpiyat! İster bilimsel bir organizasyon tertiple istersen akla hayale gelmeyen absürt ya da gayri ahlaki bir program; problem yok! Ama Aşura Günü’ne, Gadir ya da Biset bayramına ya da bilimsel bir toplantıya bir “Şii” (özellikle de İran’lı) bir âlim, kari (Kur’an okuyucu) ya da bir akademisyeni davet etmişseniz bittiniz! Yine hayatınız kaydı!..Aman Allah’ım! Siz ne yaptınız öyle! Tamam çok yüce bir alim, mükemmel bir hafız, görülmemiş duyulmamış çapta bir entelektüel ama… ama o İranlı?!.Cemaatlere, medyaya, bürokrasi, siyaset ve olayın tüm taraflarına soruyorum. Nedir bu mezhepçilik? Nedir bu faşizanlık? Neden bu korku? Hiçbir sapkın fikre bile uygulanmayan kuşatmanın, hiçbir gayri ahlaki organizasyona uygulanmayan engellemenin Ehl-i Beyt Mektebine reva görülmesinin sebebi nedir? Niçin Hz. Peygamber (s.a.a)’in Ehl-i Beyt’inin tanınması ve onlardan sudur etmiş pak bilginin topluma ulaşmasını tüm çabanızla engellemeye çalışıyorsunuz?Yoksa Hz. Peygamber (s.a.a)’in Ehl-i Beyt’inin tanınması, anlaşılması, onlardan sudur etmiş pak ve münezzeh bilginin topluma ulaşması durumunda “boşa çıkacağınız” kaygısı mı taşıyorsunuz?(Not: Şunu da not etmeden geçemeyeceğim: Merak ediyorum, acaba bu yazı nerelere not edilecek ve bakalım ne zaman önüme konulacak?!)Kemal Şükrü SEVİNDİK
27 Ekim 2013 - 20:30
News ID: 476131
Bismihi Teâla “Muhafazakâr mahalle”nin Milli Görüş çizgisi ile bütünleşmiş “Sünni” refleksleri gayet güçlü bir hanesinin “İmam-Hatip” mezunu çocuğuyum.