27 Ocak 2015 - 12:35
Demokrat Abdullah ve Diktatör Esad

Sürdürdüğü özel hayat ve kullandığı egemenlik yetkileri açısından eski Mısır firavunlarını andıran modern zamanların en popüler sultanlarından Suud Kralı Abdullah da maalesef tüm çabalarına rağmen dünyaya kazık çakamadı ve doksan bir yaşında öldü.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Allah’ın adıyla

Sürdürdüğü özel hayat ve kullandığı egemenlik yetkileri açısından eski Mısır firavunlarını andıran modern zamanların en popüler sultanlarından Suud Kralı Abdullah da maalesef tüm çabalarına rağmen dünyaya kazık çakamadı ve doksan bir yaşında öldü.

Bazı insanların gerçek değeri, onun ölümünden sonra açığa çıkan boşluk sayesinde anlaşılırmış. Kral Abdullah’ın ölümünün ardından yapılan açıklamalar ve yaşanan gelişmelerde bu cinstendi. Bu ani ölümün sarsıcı şaşkınlığını üzerimizden yeni yeni atıyorken, yayınlanan taziye mesajları ve yapılan açıklamalar sayesinde gerek Ortadoğu ve dünya adına ve gerekse Müslümanlar ve insanlık adına ne denli yüce ve erdem sahibi bir şahsiyeti(!) kaybettiğimizin yavaş yavaş farkına varıyoruz!

Amerikan Başkanı Obama’nın: “Arap ve İslam ülkelerinin gerçek bir lideri” olarak tanımladığı Kral Abdullah için bir önceki Amerikan Başkanı George Bush: “Aziz bir dost” ifadesini kullandı. Kral Abdullah için övgü ve taziyeler bunlarla sınırlı değildi. Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın: “Adil ve kalıcı barış sembolü” olarak nitelendirdiği Kral Abdullah için Amerikan Dışişleri Bakanı John Kerry ise üzüntülerini: “Amerika dostunu, dünya ise saygıdeğer bir liderini kaybetti” sözleriyle ifade etti.

Siyasiler gibi din adamları da Kral Abdullah’ın yüceliklerini anlatmak için sıraya gidiler. En dikkat çekici iki mesaj “Ezher Şeyhi Tayyib ve Pensilvanya Hocası Gülen”den geldi. Ezher Şeyhi Ahmet et-Tayyib, Kral Abdullah için: “İslam dünyasına yaptığı hizmetleri unutmanın mümkün olmadığını” vurgularken, Pensilvanya’da mukim Fethullah Gülen ise Kral’ı: “Haremeyn-i Şerifeyn’in hamiyetli hadimi” olarak nitelendirdi.

Ölüm haberi ardından sala omuz vermek için Riyad’a koşanlar, birbiri ardına mesaj yayınlayanlar ve taziye için Arabistan’ın yolunu tutan liderlerin profilleri incelendiğine neredeyse tamamının “Esad düşmanı” oldukları görülüyor. İnsan bu nokta da şunu merak ediyor: “Niçin Obama’sı, Kerry’si, Bush’u, Hollande’ı, Tayyib’i, Gülen’i vs. vs. Kral Abdullah’a bayılıyor da Esad’tan nefret ediyorlar?

Kral Abdullah’ın iktidarının devamı için neredeyse canlarını ortaya koyanlar, niçin Esad’ı devirmek için dünyayı ayağa kaldırıyorlar?”

Kral öldüğünden bu yana belki birisi cevaplar da merakımız giderir diye bekledim ama kimse konunun üzerini açmayınca iş başa düştü. Soruya biraz yoğunlaşınca şunu fark ettim ki: Bunca dünya lideri ve kanaat önderinin Kral Abdullah ile Esad’a olan farklı tavırlarının nedeni şahsi değil tamamen insanlık adınadır. “Kral Abdullah’ın demokratlığı ve Esad’ın diktatörlüğü” bu farkı açığa çıkarıyordu. İki lider arasında uçurum denebilecek bir fark vardı; “demokratlık nere diktatörlük nere!” Demokrat Abdullah ile Diktatör Esad arasında say say bitmeyecek farkları sizin için derledim ve 6 maddeye indirgedim.

1-Demokrat Abdullah, tabiri caizse tam bir Amerikan finosuydu. Onlardan izinsiz “ayakyoluna bile gitmezdi” dersek abartı yapmış olmaz, bilakis tam hakikati söylemiş oluruz. Oysa Diktatör Esad, her zaman Amerika için baş belası, ayak bağı olmuştur; “yok BOP’a itiraz et, yok Ortadoğu’da “Direniş”e destek ver…” Sözün özü şu ki: “Demokrat Abdullah, tam bir Amerikan uşağıydı. Oysa Diktatör Esad, sızma bir Amerikan karşıtıdır”

2-Demokrat Abdullah, “Filistin Direniş Hareketleri”ni her zaman “terör örgütleri” olarak görmüş ve İslam ümmeti için bir “Filistin Meselesi” olduğunu kabul etmemiştir. Filistin-İsrail mücadelesinde Demokrat Abdullah, gerek açıktan ve gerekse gizliden her zaman İsrail’in yanında yer almış ve ilişkisini çoğu zaman gizleme gereği bile duymamıştır. Oysa Diktatör Esad, “Filistin Meselesi”ni İslam ve insanlığın birincil meselesi olarak görmüş, İsrail’i hiçbir zaman meşru kabul etmemiş ve her daim “Filistin Direniş Hareketleri”nin hamisi ve hadimi olmuştur. Direniş liderlerinin kendi sözleri ile: “Suriye olmasaydı, direniş hareketleri boğulurdu!”

3-Demokrat Abdullah, kendi ülkesinde resmi mezhep kabul ettiği “Vahhabizm”i tüm Müslüman coğrafyaya yaymak ve onun üzerinden kazanım elde etmek için, Hint Yarımadası’ndan Atlas Okyanusu’na İslam topraklarını terörize etmekten çekinmemiştir. Bugün Taliban, El-Kaide, IŞİD, Nusra, Boko-Haram, Şebab vs. varlık ve güçlerini Demokrat Abdullah’a borçludur. Oysa Diktatör Esad, Vahhabizm’i ve Vahhabi/Selefi örgütleri meşru görmek ve onları desteklemek bir yana, onların kökünü kurutmak için varlık mücadelesi vermektedir.

4-Demokrat Abdullah, yeryüzünde en büyük tehlike ve tehdit olarak her zaman (Amerika ve İsrail ile paralel olarak) “İslam İnkılabı”nı görmüş ve “İslam İnkılabı”nı en büyük düşman olarak bellemiştir. Oysa Diktatör Esad, en büyük düşman olarak Emperyalizm ve Siyonizm’i görmüş ve bu cepheye karşı “İslam İnkılabı”nı dost ve stratejik müttefik olarak kabul etmiştir.

5-Demokrat Abdullah’ın Ortadoğu’da kökünü kurutmak, bir kaşık suda boğmak istediği hareket, hiç şüphesiz “Lübnan Hizbullah’ı” idi. (İlginç bir şekilde Amerika ve İsrail’in de öyle.) Demokrat Abdullah, İsrail-Hizbullah Savaşları’nda açıkça İsrail’in yanında yer almıştı. Oysa Diktatör Esad, Hizbullah’ı dost görmenin ötesinde Hizbullah’ın her türlü silah, lojistik ve mühimmatının temin ve geçişinde esas etkendir. Ve yine Diktatör Esad, Hizbullah-İsrail savaşlarında Hizbullah’ın yanında yer almıştı, almaya devam ediyor.

6-Demokrat Abdullah’ın firavunları kıskandıracak şaşalı bir özel yaşamı vardı. Genelde İslam ümmetinin özelde ise Arabistan halkının olması gereken mali zenginliğini kendi özeli gibi kullandı. Saraylarının sayısını bilmiyoruz. Ama Kâbe’nin yanı başına inşa ettiği ucube gökdelen saraydan hareketle bir tahmin yürütmek pek zor değil. Tüm petrol gelirleri Amerikan ve İngiliz bankalarında tutulmakta idi.

Hayatında tanımlanmış 35 eşi oldu. 1-2 Günlük yurtdışı gezilerine bile genellikle 4-5 uçak dolusu malzeme ile giderdi. Oysa Diktatör Esad, tüm dünya liderleri esas alındığında ortalama bir yaşam biçimine sahip tek eşli biri. Halkının malını har vurup harman savurmamış ve Amerika ile İngiltere’ye peşkeş çekmemiş.

Dünya böyle gariptir işte! Malcolm X: “Eğer dikkat etmezseniz medya, mazlumlardan nefret etmenize ve zalimleri sevmenize sebep olur!” demişti. Emperyalizm ve Siyonizm elindeki medya gücü ile bir kez daha bir “diktatör”ü demokrat ve bir “halk kahramanı”nı diktatör olarak sunmakta!

Muntazar Musavi

Ekler