25 Şubat 2015 - 06:43
Küresel Güçler, İslam İnkılabı’nın Özüne Muhaliftir !

Küresel güçlerin milletimize karşı kapkara bir karnesi vardır. Şu an milletimiz otuz yıla aşkındır bağımsızlığın tatlı tadını tecrübe etmektedir. İran milletinin son otuz yılda kaydettiği ilerlemeler son iki yüz yıllık tarihimiz boyunca görülmemiştir.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Tasnim Haber Ajansı’nın bildirdiğine göre, Muhammed Kazım Ambarlu, “Onlar İnkılabın özüne karşılar” başlığıyla kaleme aldığı bir makalede şunları yazdı:

Amerikalılar 50 senedir milletimize zulüm yapmaktalar. İngilizler yüzyıldan fazladır İran’a karşı komplo kuruyorlar. İngilizler 50 yıldan beri, 28 Ağustos darbesiyle birlikte İran milletini sömürmek için kendilerine bir ortak bulmuş ve bu ortaklığı şu ana kadar sürdürmüşlerdir.

Bizler, Meşrutiyet Hareketi döneminde Ruslar’ın ve İngilizler’in tuzaklarına düçar olduk. Petrolü millileştirme hareketinde ve İmam Humeyni Hareketi döneminde Amerika ve İngilizler’in desiseleriyle karşılaştık ve karşılaşıyoruz. Onlar bir an bile milletimize karşı düşmanlık yapmaktan el çekmediler. Casusluluk yuvasının (ABD’nin Tahran Büyük Elçiliği) ele geçirilmesi meselesinde, İran İslam Cumhuriyeti rehineleri serbest bırakacaktı ve karşılığında Amerikalılar en azından şu iki şeyi yapacaktı:

1-  Bloke edilmiş olan paralarımızı iade edeceklerdi.

 2- İçişlerimize müdahale etmeyeceklerdi.

 Rehineleri serbest bıraktık ama onlar bloke edilen paralarımızı iade etmediler. Kendilerine, ‘Şah döneminde İran Devleti silah satın almak için size onlarca milyar dolar verdiğini, dolaysıyla ya paralarımızı verin yada satın aldığımız silahları verin’ dedik. Amerikalılar hiç utanmadan, ‘ne paraları ne de silahları size veririz’ dediler.

Kendilerine, ‘uluslararası anlaşmalar ve Cezayir Sözleşmesi gereği, içişlerimize karışmayın’ dedik. Ama onlar, darbe yapma teşebbüsünde bulundular, savaşı bize dayattılar, kimyasal silahlar başta olmak üzere kitle imha silahlarını Saddam’a verdiler ve içişlerimize müdahalede bulunmak için kongrede bütçe ayırdılar. ABD’nin eski Dışişleri BakanıBayan Clinton’ın itirafıyla, 2009’deki fitne olayları (seçim sonrası olaylar) için 5 bin kişi eğitildi ve milletimizin canına musallat edildi ve…

Peki, verdiği sözler ve yaptığı anlaşmalarla ilgili böyle bir geçmişi olan bir devletle ne yapılması gerekir? Biz, hangi karinelere ve belirtilere dayanarak Amerikalılar’a güveneceğiz?

Geçtiğimiz Çarşamba İslam İnkılabı Rehberi, Doğu Azerbaycan Eyalati halkına yaptığı konuşmada,“Bana göre, nükleer mesele konusunda hatta eğer onların dikte etmeye çalıştığı isteklerini kabul etsek bile, yine de ambargoları kaldırmayacaklar, zira onlar İslamİnkılabı’nın özüne karşılar” açıklamasında bulundu.  Rehberliğ’in bu açıklaması, tarihi bir gerçekliğe işaret etmektedir. Son yüzyıl içinde üç İslami hareket döneminde çok iyi tecrübe ettik ki düşman, İran’da zorba ve bağımlı bir diktatörlükten başka hiçbir yönetime razı olmayacaktır.

Amerikalılar, dinimize, bağımsızlığımıza ve özgürlüğümüze karşılar. Kimseyle de şaka yaptıkları yok.

 Küresel güçlerin milletimize karşı kapkara bir karnesi vardır. Şu an milletimiz otuz yıla aşkındır bağımsızlığın tatlı tadını tecrübe etmektedir. İran milletinin son otuz yılda kaydettiği ilerlemeler son iki yüz yıllık tarihimiz boyunca görülmemiş bir şeydir. Günümüzün İran’ı ilerleme ve terakki yolunda yürümektedir ve hiçbir güç bu yürüyüşü durdurmaya kadir değildir, tabi bu gerçeklik müzakereleri bırakalım anlamında değildir. Onlar yakında bunu yapacaklar ve maliyetine de katlanacaklar. Biz düşmanın ne derece kindar davrandığına ilişkin kavrayışımızı derinleştirmemiz gerekir. 5+1 müzakerelerinde en az üç deneyimli kurtla yüz yüzeyiz: Amerika, Fransa ve İngiltere; bunlar en baştan anlaşmaya varmamak için bahane arıyorlardı ve şu anda da aynı rolü ifa etmekteler.

Onlar şu an kendi çıkarları bakımından iyi, kötü ve çirkin olmak üzere üç yola varmış bulunuyorlar. Her üç seçenek için senaryomuzun olması gerekir. Kendileri açısından iyi bir anlaşma odur ki İran’ın nükleer tesislerinden sadece tarihi boyutu olan bir karikatür geride bırakılsın ve gelecektekiler sonra gelsinler faaliyetlerin nasıl durdurulduğunu ve İran’ın neden teslim olduğunu araştırsınlar.

Onlar açısından kötü bir anlaşma odur ki bazılarının deyimiyle, kazan-kazana olsun, alacakları bazı tavizler karşılığında sadece yaptırımları iptal edecekler; oda en az on yıllık bir süreçte! Ve Tahran ile yaşadıkları nükleer çekişmeye son verip çatışmalarını başka alanlarda takip edecekler. Onlar açısından çirkin anlaşma ise, İran milletinin nükleer hakkını resmiyette tanıyıp tüm uluslararası kanun ve kararları ayaklar altına aldıklarını ve insani bakımdan bir ülkenin bilimsel çalışmalarına engel olmamak gerektiğini kabullenmeleridir.

Milletimiz açısından rakip için “çirkin” olan üçüncü şık, en ideal olandır. Rakip için “kötü” olan şık, düşünülebilirdir ve ilk şık asla kabul edilebilir değildir ve ulusal onurumuzla bağdaşmaz, hatta tahayyülü bile düşmana karşı en zayıf tavırlı olan kimseler için olanaklı değildir.