Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Süleymaniye/Irak'tan al-monitor'e yazan Muhammed Salih, ABD'nin 2003'ten bu güne tüm çabalara rağmen Irak'ı kendi hakimiyeti altına alamamasının, buna rağmen İran'ın Irak'ta her geçen gün yıldızının daha da parlamasının nedenlerini ele aldığı makalesinde şunlara değiniyor:
“ABD 2003'ten bu yana Irak'ı kendi yörüngesine çekmek için trilyonlarca dolar döktü ve binlerce can feda etti. Oysa uzman ve gözlemcilere göre bugün bu hedefe ulaşan İran oldu, üstelik çok daha düşük bir maliyet ve can kaybıyla” diyen Muhammed Salih makalesinde Tikrit ve Selahattin operasyonlarıyla ilgili şu bilgilere yer veriyor:
“İran'ın Irak çapında güçlü bir hâkimiyet tesis ettiğinin belki de en açık göstergesi şu an Sünni ağırlıklı Selahattin vilayetinde devam eden harekât oldu. Tikrit ve çevre bölgeleri İslam Devleti'nden (İD) temizlemeyi amaçlayan harekât, Halk Seferberlik Birlikleri (HSB), Irak ordusu ve yerel Sünni aşiretlerin katılımıyla gerçekleştiriliyor.
İD'e karşı şu ana kadar düzenlenen en büyük askeri operasyon olan Selahattin harekâtına çok sayıda İranlı askeri danışmanın katılımı ve ABD ordusunun dikkat çeken yokluğu damga vurdu. Irak ordusu ve HSB'nin geçmişte Emirli, Beici gibi bölgelerde yaptığı benzer operasyonlara destek veren Amerikan savaş uçakları Selahattin semalarında yoktu.”
Salih'in yazısında, Londra merkezli Chatham House'un Irak uzmanı Haydar El Khoei'nin şu ifadesi ise dikkat çekiyor: “İranlılar Amerikalıları mat etti ve bence Amerikalılar bunu şimdi anlıyor. Selahattin operasyonunun ilginç yönü Irak ve İranlıların ABD'ye sizin hava saldırılarınıza ihtiyacımız yok, demesi.”
“İD, haziranda Irak'ın kuzeyinde ve iç kesimlerinde geniş toprakları ele geçirdiğinde durdurulamaz gibi görülüyordu. Nitekim ABD'nin Irak ve İran'dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Brett McGurk geçen hafta Süleymaniye'de düzenlenen bir forumda İD'in haziran ortasındaki taarruzundan birkaç gün sonra Washington'daki değerlendirmenin Bağdat'ın 72 saat içinde düşebileceği yönünde olduğunu itiraf etti.” diyen Muhammed Salih, söz konusu forumda söz alan Irak Yükseköğrenim Bakanı ve güçlü Şii siyasetçi Hüseyin El Şehristani'den de şunları aktarıyor: “İran ekonomik zorluklarına rağmen hazırlıklı olduğunu gösterdi (…) ve yanımızda durarak ülkemizi, bizim İslam'ımızı ve müşterek inançlarımızı savunmak için elinden geleni yaptı. Bunu söylerken sadece Şii mezhebini değil, bölgede geçerli olan tüm gerçek insani değerleri kast ediyorum. Iraklılar bu iyiliği unutmayacak.”
Salih, Kasım Süleymani ve Devrim Muhafızları tarafından kurulduğunu iddia ettiği örgütler hakkında da şunları yazıyor: “Iraklı liderlere göre İran, Iraklı güçlere yaklaşık 10 milyar dolar değerinde silah yardımı yaptı. İranlı askeri danışmanlar da kilit öneme sahip ve geçmişteki bir numaralı düşmanları Saddam Hüseyin'in memleketi olan Tikrit'in geri alınması savaşında oynadıkları rolün reklamını yapmaktan çekinmiyorlar.
Devrim Muhafızları'na bağlı seçkin Kudüs Gücü'nün Komutanı General Kasım Süleymani de Selahattin cephelerinde oynadığı öncü rolü gizlemiyor. Süleymani'nin bu taarruzun planlama ve uygulama aşamalarında etkin şekilde yer aldığı söyleniyor.
Bedir Tugayları, Asayib Ehl-ül Hak ve Kataib Hizbullah gibi pek çok büyük silahlı Şii örgütün Devrim Muhafızları tarafından kurulduğu, eğitildiği ve finanse edildiği biliniyor. Haberlere göre cihatçıların püskürtülmesinde de kritik rolü bu örgütler oynuyor.”
ABD'in İran'ın bölgedeki etkinliğinden oldukça “rahatsız” olduğunu ve “kaygıları”nın bulunduğunu ifade eden yazar, bu konuda Irak ve İran uzmanı olan Michael Knights'in sözlerine yer veriyor: “İran'ın Selahattin'deki etkin rolüne dair kaygıyı dile getiren ABD'li askeri yetkililer ise Sünni Arapların daha da küstürülmesinden ve Washington'un onları İD'le mücadeleye dâhil etme çabalarının zarar görmesinden korkuyor. Hâl böyleyken birçok gözlemci, ABD'nin Selahattin harekâtına katılmaya davet edilip edilmediğini bile sorguluyor.
Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü'nde Irak ve İran uzmanı olan Michael Knights Al-Monitor'a şu yorumu yapıyor: ‘İranlılar ve Iraklı vekilleri güçlerini göstermek istediler. İster karışık mezhepli bölgeler ister Dicle Vadisi gibi tamamen Sünni bölgeler olsun her cephede savaşabileceklerini göstermek istediler.'
ABD, Sünni bölgelerin İD'den ‘kurtarılmasını' koordine etmeye çalışsa da Selahattin cephesinde yer almadı. Oysa Pentagon Musul'u geri almak için bir harekât tarihi bile açıklamıştı. Şii paramiliter gruplar ve İranlı destekçileri Selahattin operasyonuyla kendi mesajlarını vermiş oldu.
Knights bu konuda şöyle diyor: ‘Bunlar (İran ve Şii güçler) Irak devletinin en önemli ortağıdır. Bu operasyonu Tikrit'e Amerikalılardan önce girmek için planladılar. Bu, HSB'ler için büyük bir propaganda zaferidir.'
Knights'a göre Irak Başbakanı Haydar El Abadi operasyon planlanırken ilk etapta dışarıda bırakıldı. Irak ordusuna bağlı resmi unsurlar da Abadi'nin operasyondan haberdar olmasının ardından plana dâhil edildi. ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey'in verdiği bilgiye göre Selahattin taarruzuna yaklaşık 20 bin Şii milis ve 3 bin Irak askeri katılıyor.
Knights'a göre harekât başarıya ulaşırsa bu en çok Hadi El Emiri ve Ebu Mehdi El Mühendis gibi HSB liderleri ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin hanesine yazılacak.
İD'in ortaya çıkışı İran'ın Irak'taki nüfuzunu pekiştirmiş gibi görünüyor. Cihatçı örgütün geçen yaz Irak ordusundan aldığı bölgelerdeki mücadeleye İranlı generaller ve İran destekli milisler öncülük ediyor.”
Pek çok kişinin, ABD'nin Irak'a gönderdiği silahların çoğunun milislerin eline geçtiğini düşündüğünü söyleyen Salih, Irak'ta İD'e karşı savaşan örgütlerin ABD'ye duydukları nefreti gizlemediğini dile getiriyor. Yazar, ABD'nin ve başka ülkelerin İD'e askeri destek verdiği iddialarını ise “komplo teorisi” olarak görüyor.
ABD askerinin 2011 sonlarında Irak'tan çekilmesinin İran'ın önünü açtığını, Suriye'deki krizin de Tahran ve Bağdat'ı daha da yakınlaştırdığını söyleyen Muhammed Salih Suriye Rejimi hakkında ise bilindik ifadeleri tekrarlıyor: “Zira her ikisi de Beşar Esad rejiminin yıkılmasını ve Suriye'de Sünni ağırlıklı bir düzen kurulmasını istemiyor.”
“Irak giderek İran'ın nüfuz alanına kayarken Washington'da ABD'nin Bağdat'a yaptığı silah yardımları sorgulanıyor.” diyen yazar Şii milislerin ve Iraklı askerlerin insan hakları ihlalleri gerçekleştirdiğini iddia ederek bu tür olayların Washington'da askeri yardımlara ilişkin endişeleri daha da büyüttüğünü söylüyor.
Muhammed Salih yazısının sonunda ise şu ifadelere yer veriyor: “Washington merkezli Brookings Enstitüsü'nün Orta Doğu ve askeri konular uzmanı Kenneth Pollack, ABD'nin Bağdat'la olan güçlü bağlarını koruması gerektiğini söylüyor. Al-Monitor'a konuşan Pollack şöyle diyor: ‘Bence ABD'nin geri çekilmesi olabilecek en yanlış adım olur. Bu, Bağdat'ı İran'ın kucağına daha çok iter. Irak'ın İran'ın daha az nüfuz sahibi olduğu bir zemine çekilmesi zaman alacak.'”
Muhammed Salih