12 Temmuz 2021 - 21:53
Avrupa, insan haklarında çelişki ve terörizmle mücadelede yalan iddialar

Slovenya’nın Tahran büyükelçisi Kristina Radej, İran İslam Cumhuriyeti’nin Slovenya başbakanının, terörist halkın münafıklarının İran karşıtı toplantısına katılarak yaptığı ölçüsüz açıklamaları ve İran hakkındaki akıl almaz suçlamalarına yönelik itirazını bildirmek için dışişleri bakanlığına çağrıldı.

Ehlibeyt (as) Haber Ajansı ABNA - Dışişleri bakanı Muhammed Cevad Zarif de AB dış siyaset sorumlusu yüksek temsilcisi Josep Borrell ile gerçekleştirdiği telefon görüşmede, Slovenya başbakanının münafık terörist grubun sanal toplantısına katılmasını kınadı.

Terörist münafıklar grubu cumartesi günü Arnavutluk’ta kendi üyelerinden bazılarının katıldığı bir sanal oturum düzenledi. Toplantıya bazı Avrupa ülkeleri ve Amerika’nın bazı eski bakanları, yetkilileri ve meclis temsilcileri de video konferans aracılığı ile katıldı.
Bir Temmuz'dan itibaren AB dönem başkanlığını üstelenen Slovenya başbakanı (Janez Jansa, diplomatik protokollere aykırı bir harekette söz konusu toplantıda İran’a karşı bazı temelsiz suçlamalarda bulundu.
Toplantıya eski Amerika dışişleri bakanı Mike Pompeo gibi bazı konuşmacılar, İran’da binlerce vatandaşa terör saldırı düzenlemekle övünen terörist grubu övdüler. Bizzat terörizme destek veren hükümetlerin siyasi ve mali desteklerinden yararlanan münafıklar terörist grubu daha önce de toplantılarına katılmak için bazı yabancı politikacılara para ve rüşvet verdiler.
Siyasi meseleler uzmanı Parsa Caferi, “Avrupa'nın iğrenç insan hakları ikilemi” makalesinde şöyle yazıyor:
“Avrupa'nın insan hakları ikilemleri yüzyılın en büyük paradoksu olarak kabul ediliyor. Avrupa Birliği'nin diğer ülkelere yönelik insan hakları suçlamalarında bulunması ve bu konuya müdahil olması incelendiğinde, kendi çıkarları gerektirdiğinde insan hakları konusunu diğer ülkelere yönelik bir siyasi baskı aracı olarak kullandıklarını göstermektedir.”
Her ne kadar AB dış politika sorumlusu, Slovenya Başbakanı'nın açıklamalarını, hiçbir şekilde AB'nin İran İslam Cumhuriyeti ile ilgili konulardaki tutumu olmadığını belirtse de Avrupa’nın Amerika’nın İran’a karşı davranış modelinden etkilendiği, inkar edilemez bir gerçektir. Bu konuda AB’nin etkilenmesi, insan hakları konusunda açık çelişkiler ile birliktedir. Tanınmış teröristleri kendi topraklarında barındırmak bu ikilemlerden birini gösteriyor.

Avrupa Birliği terör örgütleri listesinden münafıkların çıkarılması ve bu örgüte on milyonlarca avroluk açıkça mali yardımın ayrılması ayrıca Arnavutluk ve Fransa gibi ülkelerde yerleştirmeleri, Batı'nın terörizme verdiği desteğin sürdüğünü gösteriyor. Söz konusu çelişkiler, insan haklarını savunduklarını iddia eden bu ülkelerin, siyonist rejim ve Arabistan’a işledikleri ve dünya tarafından kınanan cinayetlerine rağmen hala silah satarak çocuk katili ve terörizm destekçisi bu rejimlere destek vermeleriyle daha da gün yüzüne çıkıyor.
Avrupa'nın Amerika’da ırkçılığa karşı protestoların bastırılması ve cinayetlere karşı pasif duruşu ayrıca, mülteci ve göçmenlerin temel haklarının yaygın olarak ihlal edilmesine karşı sessizliği ve de etnik ve dini azınlıklara, özellikle Müslümanlara yönelik ırkçı muamele; AB’nin insan hakları karnesindeki çelişkilerden diğer bazılarıdır.
İşte insan haklarını savunduklarını iddia eden ve böyle bir geçmişe sahip olan söz konusu ülkeler yayınladıkları bildiride İran halkının durumundan endişeli olduklarını iddia ediyorlar. 
Şimdi sorulması gereken soru, böyle endişeler, Amerika ve Avrupa’nın girişimleri ve ikilemleri ile orantılı olup olmamasıdır. 
Artık Amerika ve Avrupalı müttefikleri İran’a karşı maksimum baskı, yaptırım ve terörlerin artık yenilmiş siyasetler olduğu gerçeğine varmıştır. Bu yüzden iranofobi akımını yoğunlaştırmak, İnsan hakları ve siyasi özgürlükler biçiminde göstermelik kaygıları yükseltmekle İran’a siyasi baskıları var güçleri ile korumaya çalışıyorlar. 
Bu akımın yoğunlaşması, üstelik İran’da yeni cumhurbaşkanlık döneminin başlama arifesinde ayrıca batının tek yanlı görüşlerini İran’a dayatmak için BERCAM nükleer müzakerelerde baskının arttırılması ise bu hedefle aynı doğrultudadır./

342/