Bismillah
Dünya üzerine kurulu düzen- adına düzen denilirse tabi- birkaç büyük devletin çıkarlarını korumak içindir. Ayrı bir ifadeyle 2.Dünya Savaşı’nın galipleri tarafından kurulan ve kendilerine ayrıcalıklı bir konum sunan, namı diger “uluslararası toplum” denilen sulta, sömürü ve zulüm sistemidir.
Bu müstekbir, kendilerini her gücün üstünde gören güçler, uluslar adına kurdukları BM ve bütün alt kurumlarını kontrolleri altında tuttukları gibi sömürü ve zulümlerini tevil etmek, dünyanın kahir ekseriyetine “hukuk” diye yutturmak için medya denilen kitle iletişim araçlarını da istedikleri gibi kullanmaktalar.
Bir halk düşünün, kukla rejime karşı kıyam edip kendi iradesine dayalı bir hükümet kurmak istiyor. Dünyada eşine az rastlanır bir şekilde haftalarca meydanlarda mitingler, yürüyüşler düzenleyerek iradesini ortaya koyuyor ve gerçek bir devrim gerçekleştirerek idari mekanizmayı ele geçiriyor. Bu durum karşısında kukla cumhurbaşkanı ve başbakanı istifa ediyor. Ama eski rejim yetkililerinden bir tek kişi bile cezalandırılmaz ve hatta yeni oluşuma katılmaya davet ediliyor. Bütün halk kesimlerini temsil edecek parti ve aşiret liderleri yeni kurulacak sistemi oluşturmaya davet ediliyor.
Siyasal parti ve gruplar arasında ülkenin geleceği konusunda –hem de BM temsilcisinin gözetiminde- tam da bir uzlaşma sağlanırken dış güçler istifa etmiş cumhurbaşkanını gizlice Başkent San’a’dan kaçırarak güneydeki Aden şehrinde isyan başlatırlar. Uzlaşma çabalarının sonuçsuz kaldığını gören ve başını Ensarullah’ın çektiği devrimci güçler ve ordu birlikleri bu hıyanet karşısında tepkilerini ortaya koyarak isyancıları bastırmak için harekete geçerler. Liman ve ticaret merkezi Aden’in büyük bir bölümü de dahil ülkenin yaklaşık %80’ini kontrol altına alırlar.
Yemen’in kendi kontrolünden çıkarak bağımsızlık mücadelesi verdiğini gören ABD, bölgedeki kuklası ve bölgenin Kârun’u Suudi Rejimi aracılığıyla bütün uluslararası kanun ve kuralları ayaklar altına alarak Yemen’e hava saldırısı başlatır. Hemen ardından sulta sisteminin öteki üyeleri de bu kanunsuz saldırıları desteklediklerini ilan ederler. Sulta sisteminin medya gücüne paralel olarak tetikçi gücü Güvenlik Konseyi de apar topar toplanır ve dış saldırıya karşı ülkesini savunan Yemen ordusu ve devrimcilere silah ve lojistik destek de dahil geniş çaplı yaptırımlar kararı alır. Yani Suud’a vur vurabildiğin kadar, öldür öldürebildiğin kadar! Yemen halkına ise teslim ol der gibi, bir karar!
Yemen’e yönelik bu karar ve izlenen yöntem yeryüzünde eşine rastlanmamış bir durumdur. Filistin’de benzeri görülse de Filistinliler en azından bazı komşu ülkelerce desteklenmiş, haklı davaları dünyanın özgürlükçü halkları tarafından protesto edilmiştir. Yemen halkı ise “uluslararası toplum, uluslararası kurum” denilen zalim müstekbirlerin ortak kararıyla abluka altına alınarak Suudilerin vahşi saldırıları karşısında savunmasız, korunmasız bir duruma sevkedilmiştir. Bölgenin kukla, bağımlı rejimleri ise bölgenin Kârun’u Suudi Krallığının petro dolarlarıyla ya satın alınmış ya da susturulmuştur.
Kırk güne yakın bir süredir bir halkın evleri başına yıkılmakta, savunmasız çocuk, kadın ve ihtiyarları acımasızca katledilmekte, ülkenin zaten geri kalmış alt yapı sistemi tahrip edilmekte, havaalanları, limanlar, hastaneler, çarşılar, okullar yıkılmakta… ve dünya hayasızca bu cinayeti futbol maçı izler gibi izlemektedir. ABD ve öteki emperyalist güçlerden insanlık, hukuk beklemek zaten boşunadır. İlginç olan halkın duygularına, görüşlerine tercüman olması beklenen kalem erbabının da susması ve bazen ise Suudilerin bu cinayetlerini tevil etmeleridir. Bahaneleri ise Yemen’de mevcut hükümete karşı halkın ayaklanmasıymış(!). Peki o zaman son beş-altı yıldır Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerindeki rejim değişiklikleri seçimle mi gerçekleşti?! Libya’da Kaddafi, Tunus’ta Bin Ali, Mısır’da Hüsnü Mübarek rejimleri halk isyanlarıyla devrilmediler mi? Yemen’e gelince niçin tahammülünüz tükeniyor?
Yemen farklıdır, çünkü bu ülkedeki halk devrimi ABD ve bölgedeki kukla ve müttefiklerinin kontrolünden çıkmıştır. Onlardan bağımsız bir mücadele başlatmıştır. Çünkü çizgilerini, hedeflerini kıyamın başında belirlemiş ve “Kahrolsun ABD, Kahrolsun İsrail, Siyonizme Ölüm, Yaşasın İslam” şiarlarını sancak haline getirmiş, açıkca bütün dünyaya özgürlük ve bağımsızlık peşinde olduklarını ilan etmişlerdir.
İran İslam İnkılabı hariç son yıllarda ortaya çıkan hangi halk hareketi hedefini bu açıklık ve netlikte ilan edebilmiştir? Hangi halk hareketi galip olduğu halde rakiplerini ülke maslahatı için uzlaşmaya,ülkeyi birlikte yönetmeye, iktidara katılmaya davet etmiştir?
Yemen devrimi birçok açıdan İran İslam İnkılabından daha erken, daha ağır, daha zalimce saldırılara, baskılara ve yaptırımlara maruz kalmıştır. Bütün bunlar bu devrimin mazlumiyetiyle birlikte hakkaniyetini, saflığını ve paklığını da ortaya koymaktadır. Bu devrimin bölgesel ve küresel yankıları da hiç kuşkusuz sürdürülen baskılara orantılı olarak daha güçlü ve daha etkili olacaktır.
Şeytani güçler ve onların bölgesel avaneleri bu hakkaniyete tahammül edemezlerdi elbet, aynen Şeytan’ın müminlerin başarısına tahammül edemediği gibi.
Beyaz zemin üzerinde tüm şeytani ve müstekbir güçlere hayır şiarlarının yazıldığı sancağa dikkat!
Özgürlük, izzet ve istiklal mücadelesi veren bir halka karşı uygulanan zalimce yaptırımlara ve kuşatmalara dikkat!
Basiret ehli bunları çok önemli bir küresel hidayet hareketinin müjdecisi olarak değerlendirebilir. Yemen’den başlayacak ve tüm bir yer küreyi kapsayacak evrensel kerim, adil ve sulh devletinin habercisi olabilir!
Adalet güneşinin doğacağı sabahın özlemiyle.
Ziya Türkyilmaz