22 Mayıs 2015 - 05:58
GAMOH’un Kirli Yüzü

Oysa ki Putkıran İmam, o coğrafyada yaşayan halkların arasını düzenlik ipiyle bağlamış, onlara birlik, düzenlik vermişti

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA-2013 yılı Mart ayında Tebriz Sehend Stadı’nda ayrılıkçı-seküler-liberal görüşlere sahip bir grup Azeri taraftar ‘Güney Azerbaycan İran değil’ ifadesinin yer aldığı bir pankart açıyordu.

2013 yılı Mart ayında Tebriz Sehend Stadı’nda ayrılıkçı-seküler-liberal görüşlere sahip bir grup Azeri taraftar “South Azerbaycan is not İran” yani ‘Güney Azerbaycan İran değil’ ifadesinin yer aldığı bir pankart açıyordu. Yine 18 Martta İran’ın başkenti Tahran’da Urmiye Belediye takımı ve Peykan Tahran voleybol takımları arasında oynanan İran Voleybol Ligi maçında Gamoh’un yönlendirdiği bir grup İslam devrimi karşıtı, seküler-liberal-milliyetçi Azeri seyirci; “Yaşasın Özgür Azerbaycan” sloganları atmaya başlıyor, gerilimin tırmanması üzerine İran polisi fitneci bir grup taraftarı gözaltına alıyordu. İran Azerbaycanındaki olaylar bunlarla sınırlı kalmıyordu. Ülkenin Doğu ve Batı Azerbaycan, Zencan ve Erdebil eyaletlerinde bulunan Tebriz, Meraga, Urmiye, Zencan, Kelyber ve Mişkinşehr Üniversitelerinde eğitim gören 1811 öğrenci Ruhani’ye hitaben açık bir mektup yayınlıyorlardı. Mektupta; "İran'daki azınlıkların haklarının verilmesi ve Türkçe'nin resmi dil olması" talebine vurgu yapılıyordu. Dışarıdan büyük bir el İran’ı kaşıyordu. Her şey ortadaydı. Gençlerin yoğun olarak aktif olduğu üniversiteler ve sportif alanlarda şeytani bir üst akıl dolaşıyor, kafaları karıştırıyor, ülkeyi karıştırmağa çalışıyordu Tüm bu olayların ardından Birleşik Arap Emirliklerini temsilen El Maktum Azerbaycan’ı ziyaret ediyor; ardından Suud Kralı Selman ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev Suudi Arabistan’da bir araya geliyordu. Bu görüşmelere adı sır gibi saklanan bir Türk bürokrat da eşlik ediyordu.

Peki tüm bu organize olayları organize eden üst akıl kimdi? Olayda figüran görevi verilen şahıs kimdi? Diye bir soru akla geliyor.

Bu soruların yanıtlayabilmek için iki isim hakkında bilgi sahibi olmak gerekiyor. Mahmudali Çöhregani, Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketi (GAMOH)’un; Piruz Dilenci ise Güney Azerbaycan Milli Özgürlük Hareketi (CAMAH)’ın sözde lideleridir. Piruz 38 günlük hapis hayatından sonra Kanada’ya göç etmiştir. Çöhregani de 2000 yılında Tebriz üniversitesinde profesör iken tutuklanır ve 2 yıl cezaevinde kaldıktan sonra “Dünya Af Örgütü” sayesinde çıkar ve ABD’ne yerleşir. Dr. Mahmut Ali Çöhreganlı 1958 yılında Güney Azerbaycan'ın Çöhregan kasabasında dünyaya gelmiştir. 1979 yılında Şebuster Bölgesindeki ilkokullarda öğretmenlik görevini yaparken bölge halkını örgütleyerek Şeriatmedari hareketini desteklemiştir. Çöhreganlı’nın, doktora şeref unvanını taşımaya hakkının olup olmadığı veya ismindeki Dr. unvanının, doktora eğitiminin bir sonucu olup olmadığına dair bir tartışma yaşanmıştır. Bazı İranlı entelektüeller ve profesörler, Çöhreganlı’nın, kendisinin iddia ettiği gibi, Tahran Üniversitesi'nde hiçbir zaman profesör olmadığını ve onun, İslam Cumhuriyeti için akademik elit yaratmak amacıyla kurulan Tarbiat Moddares 'deki eğitim merkezinin sıradan bir çalışanı olduğunu ve Çöhreganlı'nın buradan bir derece almış olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Bir grup İranlı aydın da, Çöhreganlı'nın da aralarında bulunduğu bazı Azeriler’in, Ebu Feyz Elçibey'in cumhurbaşkanlığı döneminde bir takım şeref unvanları aldıklarını ileri sürmüşlerdir. İranlı aydınlar, küçük bir grubun Çöhreganlı ' y ı desteklediğini ve onu lider olarak kabul ettiklerini, ancak İran Azerbaycan’ında yaşayan halkın büyük çoğunluğunun bu tür iddialara kulak bile asmadıklarını iddia etmişlerdir (Olson, 2005, s. 116). Çöhreganlı 2001 yılında tedavi olmak ve çeşitli görüşmelerde bulunmak üzere İran’ı terk etmiş ve Azerbaycan, Türkiye, İsveç, Almanya, Danimarka, Fransa, Amerika'da çeşitli siyasi partiler ve Avrupa parlamentosu nezdinde görüşmelerde bulunmuştur. Güney Azerbaycan Bağımsızlık Harekatının başını çeken GAMOH (Güney Azerbaycan Milli Oyanış Hareketi) 1995 yılında Mahmut Ali Çöhregani’nin başkanlığında kurulmuştur.

Çöhregani’nin CİA, MOSSAD ve batılı istihbarat kurumlarıyla ilişkiye girmesi neticesinde bu hareket 2002 yılından sonra yurt dışına taşmış, çeşitli ülkelerde büro açmış ve küresel şer şebekeleri nezdinde kabul ve destek görmüştür. Şu anda GAMOH’un harici ülkelerde, Azerbaycan’da, Türkiye’de, Avrupa’da ABD ‘de 24 temsilciliği-Bürosu- faaliyet gösteriyor. GAMOH, Birleşmiş Milletlerin çeşitli komisyonlarının, bir çok uluslararası kurumların, Avrupa Birliğinin, Avrupa Parlamentosunun, ve demokratik devletlerin tanıdığı taşeron bir örgüt haline gelmiştir. Gamoh, 22 Mayıs 2006 da Tebriz, Urumiye, Zencan, Meraga, Erdebil, Halhal, Bicar, Koçan, Şiraz, İsfahan, Mahabad, Tahran ve hatta dinî merkez Kum’da yapılan mitinglere önayak olmuştur. Suudi Amerika ve körfez krallıklarının desteği ile bu halkaya Ahvaz bölgesi de dahil edilmek istenmiştir. Söz gelimi İran’daki Arap kökenlilerin oluşturduğu Arap Halkının Demokratik Cephesi örgütünün sözcüsü Refik Ebu Şerif, yayınladığı bildiride ‘Biz son olayları kınayarak Arap Ulusu’nun Türkleri desteklediğini açıklıyoruz’ yönünde bir açıklama yapmıştır.

Son olarak 23,06,2006 da öğle saatlerinde Tebriz’de 8 banka binası ve çok sayıda benzin istasyonu ateşe verilmiş;. Tebriz ve Urumiye’de İRAN gazetesinin büroları yakılmış ve kamu mallarına zarar verilmiştir. Amerika ve küresel şer güçler bununla yetinmemiş, Belucistan Eyaletinde Cunduşşeytan Örgütünü kurmuş, Ahvaz bölgesinde arap arılıkçı hareketini örgütlemek için girişimlerde bulunmuş, en son olarak da PJAK’cı ayrılıkçıları harekete geçirerek Mehabad olaylarını provoke etmiştir. 2006 olaylarının yaşandığı günlerde The Washington times gazetesi 22/07/2006 da “İranda bağımsızlık istekleri artıyor” diye bir başlık attı. Bu başlık ABD`yi çok sevindirdi Çünkü İran’da artan bağımsızlık hareketleri ABD tarafından desteklenecek İran’daki azınlıklar İran yönetimine karşı cephe alacaktı. Bu da en çok ABD’nin işine geliyordu. Çünkü ABD İrana askeri yönden bir müdahale ettiğinde karşısında içerideki azınlıklarıyla tek vücud olmuş bir İran görmek istemiyor.Tıpkı Iraktaki gibi ne kadar etnik fark varsa o kadar ülkeye sahip olmak tez ve kolay olacaktı.

Hakan Kaygusuz, 25/05/2006 da İstanbul’da Mahmut Çöhreganlı ile bir röportaj yaptı. Çöhreganlı bu röportajda sorulan bir soruya karşı verdiği cevapta; “ABD ile GAMOH arasında bır anlaşmanın olmadığı ama bu olmayacağı manasına gelmediğini ifade ediyordu. Aynı röportajda Mahmut Çöhreganlı, 30 gün boyunca ABD de kaldığı zaman içerisinde 100 e yakın ABD’li bürokrat ile görüştüğünü fakat Türkiye’nin kendisini dikkate almadığından yakınıyordu. 05/06/2006 da Güney Azerbaycanda değişik kişilere ABD’nin İran’ı vurması halinde ne yapmayı düşündüklerini sordum.Aldığım cevaplar ise Güney Azerbaycan Türklerinin ABD tarafından bir maşa gibi İran yönetimine karşı kullanılmak istenmediğini ama şartların bunu zorlayabileceğini, bağımsızlık isteklerinin ABD kökenli olmadığını ve 1900’lü yıllardan beri zaten bağımsızlık mücadelelerini sürdürdüklerini söylediler.Hatta bu kişiler nisanda bağımsızlık isteklerini erteleyerek Irak-İran savaşında olduğu gibi bir bütün olarak ABD ye karşı savaşmaları gerektiğini söylediler.

Doğu Perinçek 2 Nisan 2012 tarihli Aydınlık Gazetesinde yayınlanan “Çöhregani ve PKK/BDP” başlıklı yazısında Çöhreganlı hakkında bakın neler söylüyor; “Çöhregani, 2005 yılı olabilir, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da İşçi Partisi İl Merkezi’nde ziyaretime gelmişti. Dinledim, akılları fikirleri İran’ı bölmek ve İran Azerilerini kurtarmaktaydı. Onlara tek bir soru sordum: ‘Siz daha Karabağ’ı Ermenilerden kurtaramıyorsunuz, başınıza bir de koskoca İran işi açıyorsunuz. Bunu hangi gücü arkanıza alarak başaracaksınız?! Başlarını önlerine eğdiler. Çünkü yaslandıkları gücü İşçi Partisi Genel Başkanı’na açıkça söyleyemezlerdi.” Şeklindeki ifadeleri kullanarak bu ilişkiye işaret ediyor.

Banu Avar tarihinde yayınladığı açık mektupta Çöhreganlı’nın Amerika ile kirli ilişkisini şu sözlerle deşifre ediyordu; “Birtakım gazete ve web siteleri hakkımda olmayacak iddialarla kolaj fotoğraflar servis etmektedirler!.. Bebek katiliyle yanyana fotoğrafımı koymaya cüret edenlerden bazıları daha yakın geçmişte beni övgü dolu satırlarla haber yaparken, ya da bazı partiler görüşme teklifinde bulunup, milletvekilliği teklif ederken AKILLARI NEREDEYMİŞ? O zaman bebek katiliyle müttefik olduğumu bilmiyorlar mıymış? Bu akıllara ziyan iftiraları servis edenlerden biri, basın kartımın kendi gazetelerine kayıtlı olduğunu bile UNUTUVERMİŞ!..

Ayrıca; Rabia Kadir, Mahmut Çöhregani gibi CIA ilişiği açık olanları Türk Büyüğü (!) ilân ederek tüm Doğu Türkistan halkıyla özdeşleştirenlere ne demeli!?

Aklı başında olanlar, bu yalan ve iftira dalgasından ‘müfteri’nin zarar göreceğini onlara hatırlatsın!..

Zaman, siyaseten çamur atma görevi ifâ edenlerin, ekseriyetle güvendikleri dağlara kar yağdığına tanıklık etmiştir!..”

Ergenekon iddianamesinin 137. delil klasöründe, davanın tutuklu sanıklardan Doç. Dr. Emin Gürses'in evinde yapılan aramada, kendi el yazısı ile çizdiği Ergenekon terör örgütünün şeması çıkmıştı. Gürses, kronolojik bir sıra halinde çizdiği şemada, Ergenekon'un 1952'de Türkiye'nin NATO'ya üye olmasıyla birlikte savunma amaçlı olarak, ordu bünyesinde kurulduğunu yazmış. Ergenekon'un zamanla iç hesaplaşmaya girdiğini belirterek kontrol dışı hücrelerin eylemlere başladığını ifade ediyor. Ergenekon'un amacının darbeye zemin hazırlamak olduğunu not düşen Gürses, 'Yeni durum' notunun altına "Yeni ergenekon eskisinin üzerine kurulmuş olabilir (1999)" ifadesini yer vermiştir. Yazmış.

Gürses, bu tespitinden yan tarafa ok çıkarak Veli Küçük yazmış. Yan tarafta Küçük'ün isminin yanı sıra Şener P. , Ergun P. , S.P , S.H. , B.Y. ve Çöhregani isimlerini de ilave etmiş. Çöhregani'nin Veli Küçük'le bağlantıları biliniyor. Emin Gürses, Çöhregani'nin, İran karşıtı faaliyetleri için CIA ile de irtibat halinde olduğunu iddia ediyordu.

Evet dostlar! ABD’nin, Gamoh ve PJAK gibi, Belucistan gibi ayrılıkçı hareketlere destek İran’ı böl-parçala-yönet projesi çerçevesinde zayıflatıp yer altı ve yerüstü kaynaklarına sahip olmaktır. Şunu unutmamak gerekir ki ABD’nin Güney Azerbaycan’ı kaşıyarak İran’ı zayıflatma politikası ilerde Türkiyeyi de zayıflatabilir. Burada ABD tarafından Türkü Türk’e karşı kullanma politikası da uygulanabileceğini unutmamak lazımdır. Güney Azerbaycan Türkiye için stratejik bir konumdadır bunun nedeni de Türkiye’nin güney Azerbaycan’dan tüm Orta Asya’ya ve Orta Doğu’ya ulaşan bir istikamette olmasıdır. Güney Azerbaycan’dan Kuzey Azerbaycan’a, Hazara ve oradan da diğer Türk devletlerine ulaşılabilir bu da bir nevi Türk cumhuriyetleri arasında sınırların kalkması, Ermenistan’ın köşede daha da sıkışıp kalması demektir.Sizce ABD böyle bir gelişmeye müsade eder mi?

Ve Güney Azerbaycan’ın bağımsızlık (!) haraketlerini desteklerken, ilerde böyle bir gelişmenin oluşacağını hesap etmiyor olabilir mi? ABD nin İran’ı ele geçirmesi Güney Azerbaycan’ın özgürlüğe kavuşması demek olmayıp tam tersine Güney Azerbaycan topraklarının da ABD’nin eline geçmesi demektir. Unutmamak lazımdır ki bugün İran’a karsı Güney Azerbaycan Türklerini kullanmaya çalışan ABD yarın da Güney Azerbaycan Türklerine karşı İran’daki Kürtleri ya da diğer etnik grupları kullanacaktır.

Rabbim basiret vermeyince olmuyordu. Ehlibeyt mektebinin merkezinde yaşıyorlardı. Süreyya inkılabının şuaları yaşadıkları coğrafyanın semasını aydınlatmıştı. Alevi bir anne-babadan dünyaya gelmişlerdi. Sözde aleviydiler. Ne var ki İblisin hastalığına tutulmuşlardı. Soy-boy gayreti güdüp, asabiyet ve bilgisizlik meydanında at koşturuyorlardı. Alçaklık ve helâk vâdisine sürüklenmişlerdi. Şeytan yularını boyunlarına geçirmişti. Horluk denizinin en derin yerindeydiler. Daracık bir halkaya kıstırılmışlardı. Ölüm alanında ve belâ uğrağında idiler. Şeytanın iğvasına kapılmışlardı. İblisin burunlarına üfürdüğü asabiyet yeliyle savrulup anasının oğluna karşı kibirlenen kişiye dönmüşlerdi. Arı-duru sularını bulanık sulara katmışlardı. Ellerini itâat bağından kurtarmış; kendileri için kurulmuş olan Allah kalesini, cahiliyet hükümleriyle delip yıkmağa meyletmişlerdi.

Oysa ki Putkıran İmam, o coğrafyada yaşayan halkların arasını düzenlik ipiyle bağlamış, onlara birlik, düzenlik vermişti; yaratılanlardan hiç birinin değer biçemeyeceği, bütün değerlerden üstün, bütün kıymetlerden yüce bir nimet ihsan etmişti. Ne var ki o ihsanın kıymetini bilmemişlerdi. İzzet ve şeref yolunu kateden ve ağızlarından özgürlük soluyan atların sırtından inmiş; Amerika ve batı atının terkisine binip zillet diyarına yolculuk yapmağa niyetlenmişlerdi. İslâm kâsesini baş aşağı çevirmiş ve imama verdikleri ahiden dönmüşlerdi. Ayrılıkçı fitneci güruh, İmam Ali’nin Kaasia hutbesinde irad ettiği şu sözleri unutuvermişlerdi:...Bilin ki siz, Allah'a karşı durmakla, inananlarla savaşmakla azgınlıkta pek ileri gittiniz; yeryüzünde bozgunculuk ettiniz. Allah için olsun, Allah için, ululanmaktan, cehâlet devrindeki övünmenizden kaçının; çünkü her ikisi de buğzun, kinin, düşmanlığın mayasıdır; onlardan nefret doğar, düşmanlık meydana gelir; her ikisi de şeytanın üfürdüğünü üfürdüğü, tuzağını kavurduğu şeydir ki, o, bunlarla geçmiş ümmetleri aldatmıştır, eserleri bile kalmamış toplumları tuzağına düşürmüştür de onlar, şeytanın bilgisizlik karanlıklarından sapıklık dağlarında, bellerinde yelip yortmuşlar, boyunlarını uzatmışlar; derken onları ıhlıyan deve gibi yere çökertmiş gitmiştir. Bu, öylesine bir iştir ki gönüller, o işe düştü mü, hep birbirine benzer, gelen toplumlar da geçip gidenlere uyar; bir ululanmadır bu ki, gönüller, ona düştü mü daralır, sıkıntıya düşer. Amanın, sakının, sakının soylarıyla ululanan, sülâlelerini öne süren, büyüklük satan, kendilerini büyük bilen, yoksulları aşağı gören, Allah'ın takdirine karşı inada girişen, onun nimetleriyle yok-yoksul kişileri horlayan ulularınıza, büyüklerinize itâat etmekten. Çünkü onlar, kendilerini büyük görüş sapıklığının ulularıdır; fitne ve sapıklık yapısının temelleridir, direkleridir; cahiliye devrinin kılıçlarıdır onlar. Allah'tan çekinin, sakının size verdiği nimetlere karşı küfrana düşmekten, size ihsan ettiği üstünlüğe güvenip hasede yapışmaktan. Arı-duru suyunuzu bulanık sularına kattığınız, katıp da içtiğiniz, sıhhatinizi, onların hastalıklarına buladığınız, batıl inançlarını, gerçek inançlarınıza karıştırdığınız kişilerin, sonradan içinize dalanların, sizden görünenlerin sapıklıklarına uymayın. Onlar kötülüklerin esaslarıdır; isyanların ayrılmaz parçaları. İblis, onları sapıklık develeri edinmiştir; onun ordularıdır onlar. Onlarla insanlara saldırır; onlar, İblis'in tercemanlarıdır, onlarla söz söyler; böylece de akıllarını çelip aşırmak, gözlerinize girmek, kulaklarınıza üfürmek, ok atacağı yere sizi amaç olarak dikmek, sizi, ayak bastığı yer haline getirmek, elinin tuttuğu yer, yapıştığı eser yapmak ister. Sizden önce Allah'ın azâbının, gelip çattığı, belâlara, dertlere uğrattığı ümmetlerden, kendilerini büyük görenlerin başlarına gelenlerden ibret alın; onların yüzlerinin yerlere sürtündüğü, yanlarının topraklara döşendiği yerleri görün de akıllarınızı başlarınıza devşirin. Zamanın ansızın gelen belâlarından Allah'a sığındığınız gibi nefsi, benliklere düşüren ululanmadan da Allah'a sığının. Allah kullarından birisinin ululanmasına müsâade etseydi, peygamberlerine müsâade ederdi; oysa ki noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, onların ululanmalarını hoş görmedi; alçak gönüllü olmalarından razı oldu; onlar da yüzlerini yerlere koydular, topraklara sürdüler; inananlara karşı esirgeme kanatları gerdiler. Onlar zayıf bir topluluktu; düşmanları onları öyle görüyorlardı; Allah onların çetin belâlarla, korkulu olaylarla sınanmalarını diledi, onları cefâlarla, dertlerle arıttı...

Selam ve dua ile!

 Talip XEYLANİ