27 Haziran 2015 - 10:16
Amerika’nın uluslararası yalnızlığı artıyor

Yeni siyasi ve ekonomi blokların oluşumu Amerikanın nüfuzunun azaldığını gösteriyor

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Dünyada yeni siyasi ve ekonomi blokların oluşumuna tanık oluyoruz, bu Amerika devletinin uluslararası yalnızlığının arttığını gösteriyor.

Al-Ahd haber ajansında Sofia Georg Haddad'ın kaleminden yazılan ‘Amerika'nın Uluslararası Yalnızlığı’ makalesi dünyada oluşan yeni siyasi ve ekonomi bloklarının Amerika devletinin uluslararası etkisini kıracağını kanıtlıyor.

Sofia Georg Haddad şunları yazmakta:

’’ 1989 yılında Berlin duvarının yıkılması ve ardından Sovyetler'in dağılmasıyla Amerikalı neo muhafazakar düşünür Francis Fukuyama ‘Tarihin sonu’ tezini ileri sürdü.

Fukuyama makalesinde soğuk savaşın bitmesiyle Liberalizm'in ve Amerika demokrasisinin nihayi zafere vardığı yalanını savundu. Tarihin sonu tezinde siyasi ve ideolojik sürtüşmelerin son bulduğu iddia ediliyor.

Fukuyama bu makalesinde Amerika devletine diktatör rejimleri güç kullanarak düşürmeyi önererek Amerika'nın yalan demokrasisinin dayatılmasını istiyor.

Sovyetler'in dağılmasıyla bütün dünyada Amerika demokrasisi reklam edilmeye başlandı. Amerika dünyaya hakim olan tek güç olarak barışı, huzuru, güvenliği, kalkınmayı ve refahı bütün dünyaya yayacağı propagandası  duyuruldu.

Çağımızın trajik komedisi dünyada yaygın olan Komünizm hareketinin geniş bir bölümü Moskova'dan yüz çevirerek Washington'u kendilerine yeni kıble etmeleridir. Amerika bayrağını ellerine alıp Komünizm'in bayrağını ise ayaklarının altında aldılar.

Arap devletlerinde de Komünizm'den yüz çevirenler ‘ihanet’in çarşafı altına girip Amerika’nın kendi ülkelerine Amerika demokrasisi adı altında saldrımasını reva gördüler.

Sovyetler'in Komünist parti siyasi büro sorumlusu Boris Yeltsin Amerika’nın değersiz bir işbirlikçisine döndü. Yeltsin 1993 Ekim’inde Amerika demokrasisi için Rusya parlemantosunu bombalattı. Bununla ülkesinin kapısını Amerika’nın,Batı’ının ve Siyonizm'in tekellerine, mafyalarına ve istihbarat birimlerine açmış oldu. Nihayi hedef Rus ulusunu düşürmek, zenginliğini yağmalamak ve bu ülkeyi Amerika ve Siyonizm'in yeni kolonisine çevirme idi.

Amerika, Batı ve küresel Siyonizm'in yürüttükleri bu siyasete karşı Rus Kilisesi ve Rusya kitleleri tarafından bir karşı cephe oluştu. Bu cephe Vladimir Jirinovski öncülüğüyle Rusya Liberal Demokrat partisi çatışı altında hareket ediyordu. Bu parti aşırı milliyetçi bir parti olarak Rusyayı Yahudilerden ve Amerika istihbaratından bütünüyle temizlemeyi hedefliyordu.

Ama sonuçta Rus ulusu orta yolu buludu ve Vladimir Putin'i önder olarak seçerek orta bir milliyetçiliğe karar verdi. 1999 yılının sonlarında Yeltsin iktidardan alındı ve Putin yeni lider olarak işe başladı. Putin'in iş başına gelmesi, Sovyetler'den sonra oluşan Amerika'nın bir başına hegemonyasına en ciddi darbe sayılır.

Dünyanın son on yıl hadiselerini izlediğimizde Fukuyama'nın baskıyla Amerika’nın demokrasiyi dayatmasının sadece bir faşist vehimden ibaret olmadığını aksine neo muhafazakarların yani insanlık düşmanlarının ve neo nazilerin Amerika devletine sundukları strateji olduğunu görürüz.

Bu planla Amerika devleti Varşova Paktı'nın ortadan kalkamsıyla Nato’nunda son bulmasını talep edenlere karşı durmaya yetinmeyip tüm güçleriyle ve hilelerle  Nato sözleşmesini Rusya'yı kuşatma amaçlı  doğuya kadar uzanmasını sağladı.

Doğu Avrupa ülkelerinde renkli devrimler himaye edildi ve Amerika yandaşları Gürcistan'da ve Ukranya'da iş başına geldiler. Amerikalılar bu iki devleti Nato'ya katmak istiyorlardı böylece Rusya sınırlarında askeri üsslerinin saysını artıracaklardı.

Ama2008 – 2009 yıllarında Rusya-Gürcistan ve Rusya- Ukranya krizlerinde Rusya Ukranya'ya ve bazı Doğu Avrupa ülkelerine gazı kesti, ayrıca Rus savaş uçakları Gürcistan'ın başkenti Tiflis üzerinde uçuşlar ve saldırılar düzenledi. Nihayetinde Nato Gürcistan ve Ukranya’nın Nato’ya katılma siyasetinden vaz geçti.

Fukuyama’nın tezine dayanarak Amerika 1991 yılında Kuveyt'e ve 1999 yılında Sırbistan'a saldırdı bu son saldırı sonunda Sırbistan viraneye döndü. Kosova ayrıldı ve yeni bağımsız bir devlete döndü. Bu devlette bilfiil mafya, hırsızlar, insan kaçakçıları ve uyuşturucu tacirleri başa geldiler. Bunların tümü Amerika’nın gizli servisinin ve ordusunun desteğiyle gerçekleşti.

Kosova'da Bond Stil Avrupa'da en büyük askeri üss konumunu kazandı.2001 yılında 11 Eylül hadisesinin ardından yani CIA ve Mossad tarafından tertiplenen planın ardından Amerika ordusu Afganistan'a saldırarak o ülkeyi demkorasi adına işgal etti. Amerika’nın işgali altında bulunan Afganistan en büyük haşhaş tarlalarına  ve kimyasal uyuşturucu üretiminin merkezine dönüştü.

Amerika ordusu 2003 yılında ise Saddam rejimini devirme adı altında Irak'a saldırıp demokrasinin öncülüğüne büründü. Amerika Irak'ı bombalayarak ve binlerce zayıflatılmış uranyum füzesini Iraklı yurttaşların, kadınların, çocukların ve yaşlıların başlarına dökerek Hiroşima ve Nakazaki'de yaptığı cinayetlerin kaç katını işlemiş oldu.

2006 yılında Amerika siyonist rejime askeri ve siyasi arka çıkmayla bu rejimi Hizbullah'a karşı bir savaşa itti. Hizbullah ile savaş bahanesiyle Lübnan'a saldıran siyonist rejim bu ülkenin alt yapılarını tahrip etmeyle Lübnan halkına zor bir yaşamı dayatarak ülkelerini terk ettirmeyi planladı.

Hali hazırda ise Suudiler ve Katarlılar tarafından maddi yönden himaye edilen ve Amerika'nın desteğini kazanan tekfirci-cihadi selefiler Suriye’ye saldırmış bulunmaktalar. Amerika kimyasal silah kullanıldı bahanesiyle ki terörist tekfirciler tarafından aslında kullanılmıştı Suriye'yi zor duruma sokmaya çalıştı. Tüm bunlardan kastı Fukuyama'nın ‘Şiddet ile demokrasiyi dayatmalı’ tezini uygulamaktı.

Sorulması gereken soru şudur: 25 yıl Fukuyama’nın tezini sunduğu günden geçmesine rağmen Amerika devleti iddia ettiği demokrasiyi ve cumhuriyeti Amerika- Siyonist blokunun hedefleri doğrultusunda yayabildimi?

Bir atasözü vardır: ‘Her şey başta küçüktür sonra büyür ama bela başta büyüktür sonra küçülür’ dünyadaki gelişmelere baktığımızda Amerika'nın dünyada etkisnin hızlıca düştüğünü görürüz.

Rusya ‘ Bağımsız devletler birliğini’ kuruyor bu birlikte eski Sovyet cumhuriyetleri yer alıyor: Rusya, Beyaz Rusya, Ukranya, Moldava, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Tacikistan ve Kırgızistan devletleri bu birliğin üyeleri oalcak. Bu birlik ticaret, yatırım ve güvenlik alanlarında işbirliği içinde olacak.

Çin ve Rusya’nın girişimiyle Şanghay İşbirliği Örgütü şekil buldu. Bu örgütte Çin, Rusya, Kazakistan, Üzbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan üyeliğe sahipler. Bu örgütün hedefi terörizme karşı mücadele, silah ve uyuşturucu ticaretiyle mukabele olarak tanımlanır. Ama unutmamalı ki bir çok düşünür bu örgüte Nato’ya karşı kurulmuş askeri bir pakt olarak bakıyor.

Çin ve Rusya'nın en başarlı oldukları girişim ise 2009 yılında BRİC teşkilatını kurabilmeleriydi. 2010 yılında bu teşkilata Güney Afrika devleti de katılınca adı BRİCS’e çevirildi. Bu birlik hali hazırda şu devletlerden oluşmakta: Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika. Bu birliğin kapsadığı toprak alanı yeryüzünün dörtte birini bulmakta ve içine aldığı nüfus ise dünaya nüfusunun yüzde kırkı. Bu devletlerin en belirgin özelliği en hzılı büyüyen ekonomiye sahip olmaları.

Uzmanlar 2050 yılında bu devletlerin birlikte dünyanın en büyük ekonomi bloğunu oluşturacağını öngörüyor. BRICS’in öncelikli hedefi Amerika’nın tek taraflı sulta kurma siyasetine karşı durmaktır. Bu biriliğin iki devletinden Çin ve Rusya Güvenlik Konseyinde Veto hakkına sahipler.

Bu birlik Güvenlik Konseyi'nde Amerika’nın saldırgan siyasetlerinin önünü alabiliyor. Bu konu son zamanda Suriye hadisesinde belirgin bir şekilde görünür oldu; çünkü Rusya ve Çin'in vetosuyla Suriye devleti ve ulusuna karşı alınacak tüm saldırı kararlarının önü alındı. 1999 yılında Sırbistan'a karşı ve 2003 yılında Irak'a karşı alınan saldırı kararları bu defa Suriye için alınacaktı. Ama Rusya’nın belirleyici tavrıyla ve BRİCS devletleirinin dayanışmasıyla Amerika ve Nato devletleri Suriye'ye karşı saldırının siyasi, ekonomi ve askeri sonuçlarının altından kalkamayacaklarını gösterdi. Nihayetinde İngiltere, Nato ve en son Amerika Suriye'ye karşı bir savaşın başlatılmasından geri adım attılar.

Ayrıca uluslararası sahada Afrika Birliği'ni görmekteyiz. Bu birlik 52 Afrika devletinden oluşuyor. Bu ülkelerde aşırı fakirlik ve açlık yaşanmasından Amerikalılar ve Siyonistler nüfuz etme yollarının kolay olduğunu düşünürler ama bu birlik herşeye rağmen Amerika’nın sultasından kurtulmayı hedefliyor ve Avrupa Birliği, BRICS ve özellikle Çin'e yakınlaşmanın yollarını arıyor; çünkü Çin bu kıtada son zamanlarda ekonomi ve ticaret alanlarında çok geniş yatırımlar yapmakta.

Bir diğer birlik ise Amerika kıtasındaki devletleirn Amerika sultasından kurtulma için kurtudkları ‘Amerikalı devletler örgütü’dür. Bu örgüt 35 devletten oluşuyor. Amerika'nın arka bahçesi sayılan bazı Latin Amerika devletlerle ilişkilieri bitirme bu birliğin hedeflerinden biri.

Yine bir başka örgüt ise ‘Latin ve Karaib devletleri topluluğu’dur. Bu örgüt 2010 yılında kuruldu, Venezuela en önemli rolü bu örgütte üstlenmiş ve 33 ülkeden oluşan bu örgütte Küba'da yer almakta. Bu topluluğun ana hedefi Amerika’nın nüfuzuna son vermek ve sultasından kurtulmaktır. Bu topluluk Rusya ile sıkı bir ilişkiyi yürütüyor.

Ek olarak bir kaç ekonomi faktörüne de değinmemiz gerekir:

1 -Avrupa Birliği ,Amerika’nın ana ortağı olmasına rağmen Amerika’nın ekoniomi, siyasi ve askeri sultasından kurtulmayı arıyor. 1999 yılında AB para birimini Euro'ya dönüştürerek her zaman için dünya ekonomisinin yegane birimi Dolar'ın hakimiyetine son verdi.

2- Rusya doğal gaz borularını Avrupa'nın içine kavuşturdu, böylece Avrupalı devletler daha bağımsız ve Amerika’nın tek taraflı dayattığı siyasetlerden hür olarak karar alabilecekler.

3- Çin şu ana kadar para bimi olan Yuan'ı öz değerinin altında tutarak Çin ürünlerinin dünya rekabetlerinde daha güçlü pazarlanmasının önünü açıyor. Düşük fiyatla Çin ürünleri dünya pazarını ele geçirmiş. Teknolojinin ilerlemesiyle daha az işçiyle çok ürün üretebilecek, böylece Çin Yuan’ın değerini esnek ederek ürün ihracatından sermaye ihracatına geçebilecek. Çin bu girişimiyle dünya pazarına hakim olan Dolar'ı ciddi bir şekilde düşürecek.

20. Asrın sonunda Amerika sultası doruğa ulaştı; Ama Yeltsin'in Kremlin sarayından uzaklaştırlıması ve yeni bir  Rus ulus-ortodoks hareketinin başlamasıyla Amerika’nın dünyaya hakimiyetinin geri sayımı başlamış oldu.

Amerika’nın düşüşüne en iyi örnekleirnden biri Ameirka’nın beslediği ve ortağı Siyonist rejimin koşulsuz Güney Lübnan'dan geri çekilmesi ve Hizbullah'ın ulusal ve İslami direnişine karşı yenilgiye uğramasıdır.

Amerika Avrupa'da yeni füze kalkanları tesisatını kurarak Rusya ve İran’a karşı kendi düşüşüne tedbir almak istedi, ama İran ve Rusya liderlerinin beraberlikleri ve katiyetleri onlara ağır bir yenilgiyi yaşattı.

Siyonist rejim de aynı şekilde 33 gün savaşta Hizbullah'ı darmadağan etme hedefiyle kendi düşüşünü önlemek istiyordu; ama Allah’ın yardımı ve direniş güçlerinin fedakarlığı ve Lübnan halkının çoğunluğunun birliğiyle direniş ekseni İran ve Rusya ile işbirliğin bereketiyle bu rejimi yenilgiye uğrattı.

Amerika’nın emperyalist- siyonist eğilimiyle dünyada tek taraflı bir hakimiyet kurma çabası çağdaş dünyanın ana müsibetidir.

Ama bütün müsibetler gibi başlangıcı büyük olsada zamanla küçülüyor ve bundan şüphe edilmemeli. Bir gün gelir ki Amerika sadece nüfuzunu kaybetmeyle kalmayıp her gün daha yalnız, daha nefret edilir ve daha zayıf duruma düşer. O gün bütün dünya ulusları Amerika'yı tairihi ve evrensel mahekemede insanlığa karşı yaptığı tüm cinayetlerinden dolayı sorguya çekerler.

Çev: Emir Sina