9 Ağustos 2015 - 06:09
Erdoğan’ın yeni IŞİD’i: Ahrar'uş Şam

Esad’ı Devirip Yeni Bir Din Devleti Kurma Planı

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA-Almanya Sol Parti Milletvekili Sevim Dağdelen yazdı: 'Ankara ve Washington, kendi çıkarlarını hayata geçirmek için ‘yeni bir terör örgütü’ tesis etmek üzere: Ahrar’uş Şam.'

İslam Devleti (IŞİD) olarak adlandırılan örgüt, son aylarda Türkiye’deki AKP rejiminin kendisini desteklemesinin nedeni olan iki görevi, gittikçe daha eksik yerine getirebiliyordu: Bir yanda Suriye Cumhurbaşkanı Beşer Esad’ı devirmek; diğer yanda Suriye’nin kuzeyindeki Kürt özyönetim yapılanmalarını dağıtmak için savaşmak. Türk Hükümeti bu yüzden daha 2014 sonundan bu yana umudunu giderek artan bir şekilde İslami Cephe’ye bağlamıştı. Müslüman Kardeşler’in bazı küçük birliklerinin yanısıra, el Kaide’ye bağlı el Nusra Cephesi ile ikinci büyük güç konumundaki Ahrar’uş Şam da (tercümesi: Suriye’nin Özgür Erkekleri) adı geçen bu cephede yer alıyor. Bu grup ve örgütler 2015 baharında Suriye’deki İdlib bölgesini ele geçirmiş ve Suriye Hükümetine bağlı ordu birliklerini Hama adındaki büyük kente doğru geriletmişti.

NATO TOPLANTISINDAN SONRA

NATO büyükelçileri, 28 Temmuz’da gerçekleştirdikleri özel toplantılarında Türkiye ile “güçlü dayanışma” içerisinde olduklarını ilan ettiler. Gerçi sonuç bildirgesinde, terörizmin “dünya çapında ve sınır, milliyet ve din tanımayan bir tehdit” olduğuna işaret edilmiş ve terörizme karşı uluslararası toplumun birlikte mücadele etmesi gerektiği ifade edilmişti. Ayrıca hem Suruç saldırısına, hem de polis memurlarını ve orduya mensup subayları hedef alan saldırılara da atıfta bulunulmuştu.
Ancak bir bütünlük içerisinde ele alındığında ve kısa bir süre önce ortaya çıkan, Suriye’nin kuzeyinde tampon bölge oluşturulmasına yönelik planlar göz önünde bulundurulduğunda, bu açıklama ile Türkiye’nin Suriye’de ve aynı zamanda Irak’ta attığı adımların onaylandığı değerlendirmesinde bulunmak mümkün.

TÜRKİYE’NİN TAMPON BÖLGE ISRARI

Suriye’de Türkiye tarafından tampon bölge oluşturulması planları hakkında haber yayımlayan enformasyon portalı Al-Monitor’a göre, batıda Efrîn ile, biraz daha doğusunda yer alan Kobanê adı verilen Kürt özyönetim bölgelerinin birleşmesini engellemek isteniyor. 100 kilometre uzunlukta ve 40 kilometre ülke içine doğru girmesi düşünülen bölge, yüzölçümü olarak neredeyse Saarland eyaletinin (Almanya) iki katı büyüklüğünde olacak. Portalde yer alan habere göre, bunun dışında tampon bölgenin güvenliği Türkiye’nin topçu birlikleri ve hava saldırılarıyla sağlanacak.
Buna göre Türk ordusunun bölgeye girmesi, sadece Kürt YPG’nin Kobanê’den gelip Fırat’ı geçerek batıya doğru yayılması ve Efrîn’le bağlantı kurmaya çalışması durumunda öngörülüyor.

‘TÜRKİYE AHRAR’UŞ ŞAM’I DESTEKLİYOR’

Erdoğan rejimi, kendi ordu birliklerinin gönderilmemesinin gerekli olacağı durumlarda ise el Kaide ve özellikle de bu terör ağıyla ittifak halindeki Ahrar’uş Şam’a bağlı birlikleri, Kürt özyönetim yapılanmalarına karşı devreye sokmak durumunda kalacak.
Kürt haber ajansı FiratNews (ANF), daha şimdiden el Nusra Cephesi’nin Kürt Efrîn Kantonu’na  karşı gerçekleştirdiği saldırılara dair haberler yapmaya başladı. Ancak el Kaide’nin kabul edilebilirliğine dair bir propaganda yapmak, özellikle batıda son derece büyük sorunlar doğuracaktır. Çünkü Usame Bin Ladin tarafından ortaya atılmış bir terör markasıdır ve bu bağlamda insanların aklına derhal toplu katliam uygulamaları ve soykırımlar geliyor.
Buna karşı önlemler almak için, özellikle terör örgütü Ahrar’uş Şam Türkiye tarafından destekleniyor.

BATIDA TERÖR ÖRGÜTÜ İÇİN REKLAM KAMPANYASI!

Ayrıca sonuç bildirgesi yayınlanmadan önce, ABD’de, ama aynı zamanda Avrupa’da da batı kamuoyuna, bu yeni “evlat edinmeyi” şirin göstermek için düpedüz bir PR kampanyası başlatıldı. Örneğin 10 Temmuz 2015 tarihinde, Washington Post’ta, Ahrar’uş Şam’ın dışpolitika sorumlusu Labib El Nassah’ın kaleme aldığı bir yorum yayınlandı. “Suriyeli devrimcilerin yanlış adlandırılmasının ölümcül sonuçları” başlığını taşıyan bu yorumla, adı geçen terör grubunun ABD’ye ılımlı muhalefet olarak sunulması hedefleniyordu. Zira kendilerinin, “ılımlı isyancılar” yetiştirme konusundaki görevleri karşısında bir ilerleme sağlanmadığı ifade ediliyordu.
El Nassah’a göre, Ahrar’uş Şam Suriyeliler tarafından yönetilen sünni-islami bir grup ve bir hata sonucu el Kaide ile örgütsel bağlantılara sahip olmakla suçlanıyordu. El Kaide ile Suriye’de kurulan ortak savaşçı birliği gözönünde bulundurulduğunda, bu ifade elbette belirgin bir gülünçlük taşıyor. Ancak ABD’deki hükümet yanlısı ve Birleşik Devletler’deki oligark Jeff Bezos’un (Amazon) sahibi olduğu bir gazetenin, böylesi bir grubun temsilcisine bir platform sunması da o ölçüde şaşırtıcı. Çünkü bu grup, daha 2014 Ekiminde, el Kaide ve IŞİD’in yanısıra, bizzat ABD’nin kendisi tarafından Suriye’de bombalanıyordu.

ESAD’I DEVİRİP YENİ BİR DİN DEVLETİ KURMA PLANI

Labib El Nahhas’a, Avrupa’da da özel bir şekilde sesini duyurma hakkı tanındı. Bu kez Britanya’da, 21 Temmuz 2015’te, Muhafazakar Parti’ye yakın duran ve redaksiyonel açıdan oligark sahipleri Barclay Kardeşler ile görüş alışverişinde bulunan Telegraph’ta görüşlerini yayma fırsatı sunuldu. El Nahhas yazısında, Esad’ın devrilmesinden sonra, azınlıkların korunduğu bir sistem kurulması için çabalayacağı vaadinde bulundu. Ahrar’uş Şam’ın bir din devleti kurma yönündeki niyetleri, Suriye’nin geleceği açısından dine belirleyici bir rol tanıyan bir sistem kurmak istendiği ifadesinin arkasına saklandı. Batının sadece bombardımanlara bel bağlamaması gerektiği, tersine Ahrar’uş Şam’ın Suriye’de rejim değişikliği için meşru bir güç olarak tanınması gerektiğini ifade ediyordu.
Bugün herşey, NATO’nun Suriye’de Türkiye’nin kontrolünde bir bölge kurulmasını kabul ederek, Ahrar’uş Şam’ın Kürtlere karşı kara gücü ve Esad’ın devrilmesi için bir güç olarak herşeyi kabul etmeye hazır olduğunu gösteriyor. Böylesi bir durumda, el Kaide ile ortak bir komuta altında bulunan terör örgütü Ahrar’uş Şam, IŞİD’in yerini alacaktır veya en azından onun jeopolitik yönelimini tamamlayacaktır.

*Almanya Sol Parti Milletvekili

FEDERAL HÜKÜMET: SİVİLLERİ KAÇIRIP ÖLDÜRÜYORLAR

Avrupa Müsteşarı Michael Roth’un, Sol Parti Federal Meclis Grubu üyesi Milletvekili Sevim Dağdelen’in soru önergesine 8 Temmuz 2015 tarihinde verdiği yanıt dikkat çekici. Dağdelen’in “Federal Hükümet, Almanya’nın NATO ortağı olan Türkiye’nin silah gönderme yoluyla desteklediği Ahrar’uş Şam ve Suriye’deki ‘İslamist Cephe’ ile bu grupların alt örgütlenmeleri ve köken örgütlenmeleri tarafından 2013’ten bu yana gerçekleştirilen insan hakları ihlalleri konusunda hangi bilgilere sahiptir?” sorusuna yanıt şöyle:
“Federal Hükümet, islamcı isyancıların birleşerek oluşturduğu ‘İslami Cephe’ ve ‘Ahrar’uş Şam’ tarafından gerçekleştirilen insan hakları ihlalleri konusunda kendisine ait ve doğruluğu kanıtlanmış bilgilere sahip değildir. 2011 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Suriye’deki insan hakları ihlalleri görevlendirilen Bağımsız Enternasyonal Araştırma Komisyonu (“Commission of Inquiry”, CoI), Suriye’deki çatışmalar sırasında bütün gruplar tarafından gerçekleştirilen insan hakları ihlallerinin kapsamlı bir belgelendirme çalışmasını sürdürmektedir. Bu komisyonun periyodik raporlarında, yukarıda adı geçen her iki grubun mensuplarına mal edilmesi gereken insan hakları ihlalleri hakkında veriler bulunmaktadır.  (...) Bu raporlar, “Ahrar’uş Şam” ile “İslami Cephe”nin ve diğer grupların defalarca sivilleri kaçırarak rehin aldığını ve rejimin “işbirlikçisi” olmakla suçlananları öldürdüğünü ortaya koymaktadır. 18 yaşından küçük çocuklar, “İslami Cephe” üyesi gruplar tarafından silahlı birliklere alınmakta, askeri eğitimden geçirilmekte ve (örneğin nöbetçilik ve gözcülük gibi) destekleyici eylemlerde görevlendirilmektedir. Bunun dışında, “İslami Cephe”ye bağlı gruplar, Halep Belgesi’ndeki Nabul ve Sahra adı verilen yerleşim bölgelerine yönelik ablukaya katılmaktadır. (...)

TERÖR İÇİN PROPAGANDA: AHRAR'UŞ ŞAM İÇİN ÖZEL PR ÇALIŞMASI!

Suriye’de terör estiren cihatçı bir örgüt, ABD ve İngiltere’nin önemli gazetelerine üst üste makaleler yazıyor, ‘IŞİD’e karşı bizi destekleyin’ diyor.

AHRAR’UŞ Şam’ın dış politika sorumlusu Labib El-Nahhas’ın, 10 Temmuz 2015 tarihli Washington Post gazetesinde yayınlanan makalesinden: Dışişleri Bakanı John F. Kerry, Aralık ayında “Suriyelilerin sadece bir diktatörle bir terörist arasında tercihte bulunmak zorunda kalmamaları gerektiği” teşhisinde bulunmuştu. Kerry’e göre üçüncü bir seçenek daha vardı: “Hergün hem köktencilere, hem de (Suriye Cumhurbaşkanı Beşar) Esad’a karşı mücadele eden ılımlı Suriye muhalefeti.” Ne büyük talihsizliktir ki; bu takdiri şayan bakış açısı, Birleşmiş Milletler’in “ılımlı” kavramını, ana akım muhalefetin büyük kısmını dışarda tutacak şekilde dar ve keyfi bir biçimde tanımlamasından dolayı zorluklarla karşı karşıya kaldı. (...) Esad’ın hanesine yazılması gereken suçlar bile tek başına onu seçenek olmaktan çıkarmak için yeterli olsa gerek. Ayrıca savaşın gerçekliği, artık onun sonunun geldiğini açıkça ortaya koyuyor. Geriye kalan tek yegane soru, son kurşunu kafasına kimin sıkacağı sorusudur: İslam Devleti mi (IŞİD), yoksa Suriye muhalefeti mi? Washington bu soruyu, İslam Devleti’nin köktenci ideolojisinin sadece yerel bir sünni alternatif tarafından yenilgiye uğratılabileceğini kabul etmek için bir vesile olarak görmelidir. CIA görevlilerince değil, Suriyelilerin kendileri tarafından tanımlanmış bir “ılımlı” kavramıyla yaklaşarak.
Uluslararası toplumun samimi ilgi eksikliğinin verdiği hayal kırıklığına rağmen, biz diyalog fikrine bağlı kalıyoruz. Görüşülmesi gereken konular, Esad rejimine nasıl son verileceği, IŞİD’in nasıl bertaraf edileceği ve Şam’da istikrarlı ve temsiliyeti olan bir hükümetin Suriye’yi barış, uzlaşma ve ekonomik toparlanma yoluna koyarken devletin çözünmesinin önüne nasıl geçileceğidir.
ABD’nin gidişatını değiştirmesi için çok geç değil. Kerry’nin ‘üçüncü seçeneği’ mevcut; ancak yalnızca Washington gözlerini açıp onu görmeye gönüllü olursa.

AHRAR’UŞ Şam’ın dışpolitika sorumlusu Labib El-Nahhas’ın, 21 Temmuz 2015 tarihli İngiliz Telegraph gazetesinde yayınlanan makalesinden:
Başbakan David Cammeron, son günlerde Suriye’ye silahlı müdahale konusundaki hükümet politikasında muhtemel bir değişikliğin sinyalini verdi. Büyük Britanya’nın Irak ve Suriye’deki IŞİD’e karşı mücadelede “bir adım öne çıkması ve daha fazla görev alması” gerektiğini söyledi. Bunların hepsi güzel ve hoş. Ahrar’uş Şam, Ocak 2014’ten bugüne IŞİD’le mücadelede 700 savaşçısını kaybetti. Biz ve müttefiklerimiz, Halep’te IŞİD’e karşı 45 kilometre uzunluğunda bir cephe hattına sahiptik. Ancak Cameron, İran ve onun temsilcilerinin lehine bölgede sünni-Arap çıkarlarının altını oymaya devam etmenin sadece IŞİD’i güçlendirmekten başka bir işe yaramayacağının farkına varmalı. Biz IŞİD’in, sadece güvenlik politikaları ve askeri açıdan bir tehdit oluşturmadığına, hem Esad’a, hem de İslam Devleti’ne karşı bir ulusal-sünni alternatifi ifade eden sosyal ve ideolojik bir fenomen olduğuna inanıyoruz.
 
(Makaleleri çeviren: Sevim Dağdelen)