Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- İmam Hamaney, bu görüşmede şunları beyan etmişlerdi: “Nükleer mesele, bir düğüm haline gelmiş durumda; bu meselenin bazı çözüm yolları mevcuttur, ancak bu çözüm yolları kendimizi içerden takviye etmemize bağlıdır; eğer bu iç takviye gerçekleşirse, meselenin çözümü kolay olacaktır. Nükleer mesele dışında başka senaryolarda bizi bekliyor; öyle değil ki bizim Batıyla, Amerika’yla, Siyonizm’le ve dünyanın ekonomik kabadayılarıyla olan sorunlarımız sadece bu nükleer meseleden ibaret olsun; sorunumuz sadece bu değil; arkasında müteaddit sorunlar –insan hakları, vs. – var”.
Çok uzun sürmeden İslam İnkılabı Rehberinin öngörüsü tahakkuk etti. Son günlerde Amerikalı yetkililer yeni dizilerine ilişkin senaryosunun açılımını yaptılar. Beyaz Saray sözcüsü, Amerika’nın İran aleyhindeki iddialarının uzun listesinden bahsetti ve bu ülkenin enerji bakanı ise benzer açıklamalarda bulunarak Washington ile İslam Cumhuriyeti arasında yeni bir çatışma dönemine girildiğini öne sürdü!
Moniz’in anlatımıyla Amerika dizileri
Siyonist rejimin eski liderlerinden oluşan bir gurup, bir dilekçe imzalayarak nükleer müzakerelerin nihai sonuçlarını desteklemesi için Siyonist rejimin başbakanına çağrıda bulundular.
Siyonist internet sitesi “İsrail Times” ise yayınladığı bir raporda, şunları yazdı: Amerika enerji bakanı Ernest Moniz, İsrailli gazetecilerle yaptığı basın toplantısında, “Eğer bir İsrailli olsaydım nükleer anlaşmayı desteklerdim; bana göre İsraillilerin nispeten önemli bir kesimi de böyle bir görüştedir” dedi.
Moniz, devamla şöyle dedi: Halihazırda İran’a karşı tutumumuzda hiçbir değişiklik olmamıştır. İsrail’i tehdit etme meselesi, İran’ın Hizbullah’ı desteklemesi ve insan hakları meselesinin çözüme varmasıyla ancak tutumumuz değişebilir.
Yaptırımların hafifletilmesi için Beyaz Saray’ın şartları
Yine Beyaz Saray sözcüsü Josh Earnest, yaptığı basın toplantısında ‘Amerika’nın İran’la müzakerede hiçbir imtiyaz verdiğini’ söyledi. Earnest, şöyle devam etti: İran nükleer programındaki temel unsurlarını geriye itmiş ve anlaşmaya bağlı kaldığını doğrulayan denetlemelerin yapılmasını kabul etmiştir. Amerika nihai olarak hiçbir imtiyazı verme mecburiyetinde değildir. Earnest, “Sizin de bildiğiniz gibi kapsamlı ortak eylem planı (anlaşma) Lozan’da belirlenmiş olan standartlara ve siyasi anlaşma metnine mutabık olmasının yanı sıra onunda ötesindedir.
Beyaz Saray sözcüsü devamında, “İran’ın nükleer programını sınırlamak için doğrulanabilir adımları yaptırımların hafifletilmesinden önce atması gerektiğini” öne sürdü.
Earnest, şu açıklamayı yaptı: Bu anlaşmaya sığdırılmış olan ve kısa vadede atılmasına şahit olmak istediğimiz adımlar, İran’ın nükleer stoklarını yüzde 98’e kadar düşürmesi, 13 bin santrifüjünü devreden çıkarması, Erak ağır su reaktörünü tehlikesiz bir reaktör haline getirmesi ve şu ana kadar bir ülkenin nükleer programı üzerinde uygulanmış olan son derece ani teftişlere uymasını içermektedir. Bu adımların aynı zamanda İran’ın nükleer programının olası askeri boyutları üzerinde raporunu tamamlamak yönünde UEA için gerekli olan bilgilere ulaşma imkanını sağlamayı da içerdiğini belirten Earnest, “İran’ın yaptırımlar hafifletilmeden önce kısa vadede alınan kararlara uymasını görmemiz gerektiğini” ileri sürdü.
Earnest, diğer bir iddiada bulunarak şöyle dedi: Cumhurbaşkanı genellikle şunu söylemiştir: Sizler dostunuzla bu tür bir anlaşmaya gitmezsiniz. Düşmanınızla olan ihtilaflarınızı çözmeniz gerekir. İran’ın terörizmi desteklemesi, İsrail’i tehdit etmeyi sürdürmesi ve İran’da bazı Amerikan vatandaşlarının tutuklanması, İran’la ilgili duyduğumuz kaygıların uzun bir listesinin bulunduğunu göstermektedir.
Amerika’nın anlaşmaya ilişkin siyası bakışı
Lübnan’ın “es-Sefir” gazetesi ise yayınlandığı bir raporda, Amerikalı bir kaynağın Tahran ve Washington arasında varılan Viyana Anlaşmasının nükleer meselenin oldukça ötesinde olduğunu açıklayarak “teknik anlaşma”nın içinde, demokratların elinde koz olarak tuttuğu ve bölgesel krizlerin çözümü doğrultusunda hareket etmeye neden olan “siyasi bir anlaşma”nın bulunmasından söz ettiğini yazdı.
Raporun sonunda, “Kongredeki bazı yetkililere göre, söz konusu siyasi anlaşmanın, teknik olan kısmından daha önemli olduğu” belirtilmektedir.
Raporun yazarı, “Bu analaşma, İran’ın doğu Arap ülkelerindeki Amerika çıkarlarına saygı göstermesi bakımından gerçek bir sınama olduğunu” iddia etmektedir.
Fars Haber Ajansının bildirdiğine göre, es-Sefir gazetesi devamla şöyle yazıyor: Söz konusu (siyasi) anlaşmanın alametleri, İran ve Amerika arasındaki güven oluşturma sürecinin bir parçası olarak anlaşmanın Amerika Kongresine gönderilmesinin paralelinde giderek zahir olmaya başladı. Karşılıklı güven oluşturma süreci, Irak, Suriye ve Yemen’le ilgili dosyalar için çözüm yolunun bulunmasına yardımcı oluyordu.
Anlaşma bahanesiyle Amerikan silahlarının Arap ülkelerine satımı arttı.
Haber ajanslarının bildirdiğine göre, Kuveyt dışişleri bakanı Şeyh Sabah Halit el-Hamd, “Amerika dışişleri bakanı John Kerry’nin, Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerini İran müzakerelerinin tüm detayları hakkında bilgilendirdiğini” söyledi.
New York Times ise yayınladığı bir raporda şunları yazdı: Anlaşmadan kaygılı olduklarını dile getiren Fars Körfezindeki Arap ülkeleri, Amerika dışişleri bakanı ile görüşmede, Washington’un savunma alanında yapacağı yardımlarla ilgili verdiği sözü aldıktan sonra, İran ile 5+1 ülkeleri arasındaki nükleer anlaşmayı ihtiyatlı bir şekilde teyit ettiler.
Öte yandan Türkiye parlamentosunda milletvekili olan Mehmet Günal, “Nükleer anlaşmanın, Fars Körfezindeki Arap ülkelerine Amerikan silahlarının daha fazla satılması amacıyla yapıldığını” söyledi.
Amerika savunma bakanının eski asistanı Lawrence Korb ise Sputnik’e verdiği bir röportajda, “Geçen hafta ABD dışişleri bakanlığı, 5,4 milyar dolar karşılığında Patriot füzelerinin Suudi Arabistan’a satımını onayladığını” açıkladı.
Yaptırımlar, İran’ın siyasi iradesini değiştirmez
National Interest ise yayınladığı bir raporda, “Yaptırımların İran’ın siyasi iradesini değiştirmeyeceğini” yazarak raporunda devamında, “İran’ın dünya ekonomisinden hazfedilmesi, ABD hegemonyasının zayıflanmasıyla sonuçlanacağını” belirtti.
Amerikan senatörü Rand Paul, ABD Kongresinin anlaşmaya karşı aldığı tutumla ilgili olarak, “Anlaşmanın Kongre tarafından reddedilmesinin büyük bir ihtimal olduğunu” söyledi.
ABD Cumhurbaşkanı Barack Obama’nın Kongrenin görüşünü veto etmesinin de yüksek bir ihtimal olduğunu söyleyen Paul, şöyle devam etti: Bu anlaşmada olmasını istediğim şey, İran’a karşı uygulanan yaptırımları kademeli olarak ve birkaç yıl zarfında kaldırmamız gerekirdi, ta ki bu ülkeyi taahhütlerine bağlı kılmak için bu yaptırımları baskı aracı olarak kullanabilelim diye.
Son aylarda tasvip edilen ve Barack Obama’nın da imzaladığı yasa gereği, Amerika yönetimi söz konusu anlaşmayı Kongreye teslim etmeli ve anlaşma konusunda görüş belirtmek için Kongrenin 17 Eylüle kadar, 60 gün fırsatı var.
Bu yasaya göre, Kongrenin inceledikten sonra anlaşmayı reddetmesi halinde, Kongrenin kararını inceleme ve veto etmesi için Cumhurbaşkanın 12 gün fırsatı vardır. Kongrenin anlaşmayla ilgili görüşü Obama tarafından reddedilmesi durumunda, Senato ve Temsilciler Meclisi üyeleri 10 gün içinde Cumhurbaşkanın veto hakkını düşürmek için gerekli olan oyların üçte ikisini elde etmeleri lazım.
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Arakçi, üniversiteli araştırmacılar ve haber analistleri ile yaptığı görüşmede, toplumun ekseriyetinin anlaşmadan memnun kaldığını söyledi. Arakçi, şöyle devam etti: Halkın yaptırımlara karşı kahramanca direnmesi ve sorunlara karşı teslim olmayışı, İran’ın mantıklı ve rasyonel müzakerelerde istediğinin büyük güçler tarafından kabul edilmesine neden oldu.
Arakçi, şöyle dedi: Mutabakatın hakiki sonuçlarına makul, sorumlu ve insaflı bir bakışla yaklaşılması, halkımızın ulusal çıkarlarını ve ideal amaçlarını sağlayıp mutabakatın fayda oranını halkın maksimum talepleri doğrultusunda sevk edebilir.
Çev: Mehmet Gönül