19 Ağustos 2015 - 01:31
IŞİD AKP'ye Ayar (mı) Verdi?

Videoda geçen İstanbul'un fethine dönük çağrı bir dizi eylemin çağrısı anlamına gelebilir.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA-Örgüt bir devlet başkanını ‘hainlikle’ suçluyorsa bunun nedenleri üzerinde durmak gerekir. ‘Hain Erdoğan’ vurgulu bu itham düşündürücüdür.

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün medya kaynakları tarafından servis edilen Türkçe videoda açıklamalarda bulunan terörist unsur İstanbul’u fethetme çağrısı yaparken, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan başta olmak üzere farklı kesimleri tehdit ettiği görülüyor. Videoda Erdoğan’ı ‘hain tağut’ olarak afişe ederek, ABD işbirlikçisi olmakla suçluyorlar. Suriye Rakka’da faaliyet yürüten Türkçe medya ofisinin son dönemde görünür Türkiye mesajları örgütün yeni yönelim açısından buraları hedef alacağı izlenimi uyandırmaktadır. Hesaba katılması gereken bir güç olduğunu hissettirme ihtiyacının sonucu enformasyona ağırlık verdikleri anlaşılıyor.

IŞİD ve türevi yapıların Suriye ve Irak özgülünde terör faaliyetlerinin cephe gerisi işlevi gören Türkiye sahası uluslararası tekfirci terör öbeklerinin kesişme ve geçiş güzergahı olduğu gerçeği en geniş kesimler tarafından kabul görmektedir. Bu minvalde küresel ölçekli sayısız haber, istihbarat raporu ve pratikte gözlemlenen yakınlık ilişkisi mevcut. Örgütün bileşenleri arasında öne çıkan Kafkas-Avrupa kökenli unsurların Türkiye’nin işlettiği Suriye politikası neticesinde önlerinin açıldığı biliniyor. Sayıları binlerle ifade edilen Türkiye vatandaşı örgüt üyesini de hesaba katmak gerekir. Türkiye-Suriye sınırının hatırı sayılır bölümünü uzun süredir kontrol altında tutan örgütün dünyaya açılan kapısı Türkiye’dir.

Hatırlanacak olursa IŞİD Musul’u işgal ettiği tarihte Türk medyasının geneli tarafından ‘Sünni Devrimciler’ olarak lanse edildi. Aynı medya uzun süre boyunca örgütü ‘Suriye muhalefetinin’ bileşeni etiketiyle pazarladı. Ne zaman IŞİD sahaya ağırlığını koydu ve diğer paramiliter çete örgütlenmelerini tekfir etmeye başladı işte bundan sonra hakkında olumsuz şeyler yazılıp çizilmeye başlandı. IŞİD, düşman ‘Alevi Esad’ yandaşı görülen Suriye halkına karşı çok sayıda katliam ve vahşet eylemi gerçekleştirirken bunları görmeyen Türk medyası örgütün işlediği katliamların dünya genelinde infial uyandırması sebebiyle de istemeden de olsa lafızda IŞİD karşıtı dil tutturmaya başladı. Güncelde Suriye ordusuna saldırılar gerçekleştirdiğinde kelime oyunlarıyla ‘muhalif güç’ olarak övgüye mazhar edilmektedir. Türk ana akım medyanın iktidarın güdümünde havuzlaştığını, yayın çizgisinin buradan belirlendiği göz önüne getirilirse örgüte yaklaşımın hangi düzlemde karşılık bulduğu daha net anlaşılır.

ABD’nin başını çektiği sözde IŞİD karşıtı ‘koalisyonun’ hava saldırılarıyla biçim verdiği yeni dönemde AKP hükümeti yeniden rol kapmak, Şam yönetimi ve Kürt bölgeleri üzerinde baskıyı artırmak için baskın terör vurgusuyla harekete geçti. Muhataplarına fiili olarak Suriye’nin kuzeyi bölme doğrultusunda ‘güvenli bölge’ önerisi getirmesi, kendi tahkim ettiği bir dizi tekfirist-paramiliter çetenin gövdesini şişirmesi ve muhtelif başlıklar altında IŞİD’le mücadele ediyor algısı yaratmaya gayret etmesi yeni döneme cevap olma arayışının yansımalarıdır.

Dış siyaset alanında olduğu gibi iç siyaset alanında da başarısız olan AKP hükümeti çizik yememek için çok faktörlü denklemlere oynayarak ömrünü uzatmanın uğraşı içinde. Suudi Arabistan ve Katar ortaklı irade beyanları anılan uğraş çerçevesinde çeperi güçlü göstermenin adıdır. Pratik geçerliliği tartışmalı üçlü iradenin iradesizleşmesi kaçınılmaz gelişmelere gebedir. İncirlik üssünün ABD uçaklarına açılması, oradan kalkan savaş uçaklarının IŞİD ve El Nusra/Ahrar Şam noktalarını vurması paradoksal anlamda AKP’nin pek işine gelmiyor olsa da gerek bağımlılık ilişkisi, gerek rol kapma arayışı, gerekse yeni dönem konjonktürü gereği pragmatik hesaplarla hareket etmektedir. Bir nevi şer güçler karşısında emperyal güçlere dayanarak kazan-kazan siyaseti gütmektedir.

AKP hükümetinin IŞİD’le mücadele çizgisi somut anlamda neye tekabül ediyor konu muğlak bırakılmaktadır. Ajitatif söylevlere bakarak tekfirci terörle mücadele ediyor denilmez. Ülkenin sınır komşusu IŞİD’in hareket alanını marjinalize eden bir adım atılmadığına göre, AKP’nin mücadele kararlılığından bahsedilemez. Mesele tekfirci selefi terör hareketlerinin neden olduğu tehdit olgusu ise El Kaide bağlaşığı çetelere yaklaşımda mücadele kararlılığının var olup olmadığının göstergesi sayılır.

El Nusra’nın başını çektiği toplama çatı organizasyonu Fetih Ordusu’nun ekseri Türkiye tarafından tahkim edildiği, sınırların bunlara sonuna kadar açık tutulduğu gerçeği ortadayken tekfirci hareketlerle mücadele söyleminin inandırıcı bir yanı olmaz. IŞİD ile bölgesel şer güçlere karşı kurulan örtülü hukukun kırılgan zemine sürüklenmesinin nedenleri üzerinde uzun uzadıya durmadan bazı gerçeklere kısaca değinelim. Bugün örgüt alenen Türkiye’yi işaret eden terör dili kullanmaya başladıysa bunun sorumlusu iktidardır, terör irtibatlı politikasıdır. Laboratuar ortamında kriminalize edilen tekfirci terör araçları örneklerine farklı düzlem ve tarihlerde karşılaştığımız gibi onu kullanan dönemsel güç odaklarına da karşı şiddet olarak geri dönebilmektedir. AKP ile IŞİD’in girift ilişkisi değişen güç dengeleri nedeniyle buraya doğru sürüklendiyse faturasını halk değil sorumlusu iktidar ödemelidir.

IŞİD'in 'hain Erdoğan' vurgulu güncel görüntülü açıklamasıyla vermek istediği mesaja ilişkin şunlar söylenebilir; örgüt mesaj içeriğine yedirilen tehditler konusunda ne kadar ciddi bunu işleyen zaman gösterir. Olasılık dahilinde görüldüğü üzere belli ki örgütü sınırlandırmayı hedefleyen koalisyona tabi olmasının akabinde Tayyip Erdoğan’da temsiliyetini bulan AKP hükümetine bu kritik dönemde ayar veriyor. Örgüt bir devlet başkanını ‘hainlikle’ suçluyorsa bunun nedenleri üzerinde durmak gerekir.‘Hain Erdoğan’ vurgulu bu itham düşündürücüdür. Onların mantalitesine göre kabaca özetlersek bir kişiye ‘hain’ denilmesinin iki geçerli nedeni olabilir. Birincisi, şimdiye kadar birlikte hareket ettiği insanlara sırt çevirip karşıt alana adının anılması. İkincisi, örgütsel ilişkiler içinde bulunup hizip çalışması yapması ve ideolojik-politik ayrışmaya sebebiyet vermesi...

Elbette bu şıklara bakarak Erdoğan kıyaslaması yapmıyoruz ancak örgütsel bakış açısı yukarıda vurgulandığı şekilde karşılık bulur. IŞİD, Suriye ve Irak’ta kazandığı alanları korumak ve sınırlandırılmamak için Türkiye’yi her açıdan kullanmak isteyecek bu aşikâr. Şantaj ve terör silahıyla isteklerini muhatabına kabul ettirmenin çabası içinde olacaktır. Türkiye geneline yayılan hücre ağları, dikkate değer taraftar gücüyle kendinden söz ettirmek isteyecektir. Muhtemelen örgütün pratik işlevselliğini daha yakından test edeceğimiz günlerin arifesindeyiz. Yabana atılmaması gereken yıkıcı güç olduğunu dayatacaktır.

Videoda geçen İstanbul'un fethine dönük çağrı bir dizi eylemin çağrısı anlamına gelebilir. Tabii merak edilen nokta konuşan şahısın rolü nedir, kendisi sözde İslam Devletinin Türkiye emiri mi? Lakin yaptıkları açıklama tersinden 'hain' dedikleri Erdoğan'ın terörle mücadele lafızlı çıkışına dayanak oluşturulabilecek ve iç siyaset alanına uyarlanarak manipüle edebilecek zamanlamaya denk geldi. Bu durum ister istemez mizansen tartışmalarını doğuruyor.

Ferhat Aktaş