26 Ağustos 2015 - 10:24
Ayetullah Garevi’den İmam Rıza (a.s) Hakkında Bilinmeyenler

Kum İlim Havzası üstatlarından Ayetullah Muhammed Hadi Yusufi Garevi, İmam Rıza (a.s) hakkında önemli bilgiler sundu. O bilgilerden bir kısmını siz değerli okuyucularımızla paylaşıyoruz:

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- İmam Rıza’nın (a.s) Hicri 153. yılda Zilkade ayının 11. günü dünyaya geldiği rivayet edilmektedir. Yine rivayetlere göre o gün, günlerden Cuma idi. İmam Rıza (a.s) doğduğunda İmam Sadık’ın (a.s) vefatından 5 yıl geçmişti. Bu rivayet Merhum Şeyh Saduk’un Uyun-u Ahbari’r-Rıza kitabında gelmiştir. Fakat meşhur görüşe göre İmam Rıza (a.s), Hicri 148 yılında, yani tam da İmam Sadık’ın şehadete erdiği sene Medine’de dünyaya gelmiştir.  Binaenaleyn İmam Rıza (a.s) dedesi İmam Sadık’ı (a.s) görememiştir. Onun annesi “Ümmül Benin” diye anılan bir cariye idi. Asıl ismi Necme olduğu halde Tuktem diyorlardı. Tuktem, çok değerli olduğu için gizlenen şey anlamına gelir. Peki, neden İmam Rıza’nın annesinin bu kadar çok ismi vardır? Bununla ilgili A’yanu’ş-Şia kitabının yazarı Seyyid Muhsin Emin Amili’nin kitabında Peygamberimizden (s.a.a) nakledilen şu rivayet olabilir: Bir cariyeyi satın aldığınızda onun ismini değiştirin. Eğer onu azat ederseniz yine ismini değiştirin. Eğer onunla evlenirseniz tekrar ismini değiştirin. Eğer hamile olur ve çocuk dünyaya getirirse yine ismini değiştirin. Yani bu süreçler içinde cariyenin isminin değiştirilmesi sünnettir. Böylece onun geçmişine dair sıkıntılarını bir nebze de olsa unutması sağlanmış olur.

Meysem Temmar’ın torunlarından olan Ali b. Meysem, İmam Rıza (a.s) hakkında şöyle diyor: İmam Sadık’ın eşi ve İmam Kazım’ın (a.s) annesi olan Hamide Hatun [ki kendisi Acemlerin en itibarlı ailelerinden birinin kızıydı], Tüktem isminde bir cariye satın aldı. Bu kadın itikadi ve ameli açıdan son derece takvalı bir hanımefendiydi. Hanımı Hamide Hatuna da saygıda asla kusur etmezdi. Bir gün Hamide Hatun oğlu İmam Kazım’a şöyle dedi: Evladım, Tüktem çok iyi bir cariyedir. Ben bugüne kadar ondan daha iyi bir cariye görmedim. Yakin ediyorum ki o sahip olduğu bu şan ve makamından dolayı tertemiz bir evlat doğuracaktır. Onu sana bağışlıyorum. Ona iyi bak, inşallah Allah onun vesilesiyle sana iyi bir evlat verecektir. Bir diğer rivayet de İbrahim b. Abbas’tan nakledilmiştir. O da şöyle der: Ben, İmam Rıza’nın (a.s), kölelerinden birine sövdüğünü veya kötü söz söylediğini asla duymadım; başkalarının da ondan böyle bir şey naklettiğine şahit olmadım.  O, kendisine sorulan her soruya cevap verirdi. Ondan daha âlim birini görmedim. Abbasi halifesi Memun, onu sınamak için her türlü meseleleri ona sorardı. İmam Rıza (a.s) ise tüm sorulara cevap verirdi. Soruların çoğuna Kur’an ayetlerini referans alarak cevap verirdi.

Eba Selt Herevi, Medine’de doğmuş ve Peygamber (s.a.a) mescidindeki ders halkalarına katılarak tedricen zamanın âlimlerinden olmuştu. Allah yolunda cihadın faziletine de erişmek için Horasan sınırlarında vuku bulan İslami savaşlara katılmıştı. Onun ilmi düzeyine vakıf olan Memun, İmam Rıza’yı (a.s) Medine’den çağırdığında ona yolda eşlik edecek biri olarak Eba Selt’i görevlendirdi. O aynı zamanda Memun’un İmam Rıza (a.s) üzerindeki casusluğu görevini yapacaktı. Eba Selt kısa sürede İmamın etkisi altında kalarak Ehlibeyt mektebine yöneldi. Bunun üzerine Memun’un ona olan güveni kayboldu. Memun onu doğduğu şehre sürgün etti ve orada hapse attırdı. Yaklaşık iki yıl sonra da Memun’un emriyle öldürüldü.  Dolayısıyla bugün  Meşhed civarında ona isnat edilen kabir, gerçekten ona ait değildir ve tamamen sembolik bir kabirdir.

Hakim Nişaburi, Eba Selt’ten şöyle nakletmiştir:  “İmam Rıza’dan daha âlim birini görmedim. Onunla oturan her âlim bu gerçeği itiraf ediyordu. Memun tüm din ve mezheplerin âlimlerini bir mecliste topladı. O mecliste bulunan âlimlerin hepsi İmam Rıza’nın ilim ve faziletini övdü; hepsi de onun karşısındaki acziyetlerini itiraf ettiler.” Doğal olarak bu haberler halk arasında yayılıyordu ve insanların Şia mektebine yönelmelerini sağlıyordu. Rey, Nişabur ve Kaşan gibi daha önce Şiiliğin mevcut olduğu şehirlerde Şiilik büyük ölçüde güç kazandı.

İmam Rıza’nın (a.s) Medine’den Horasan’a geldiği güzergâh da ilginçtir. Memun’un emriyle o hazreti özellikle Şiilerin bulunmadığı şehirlerden geçerek Horasan’a getirdiler. Dolayısıyla İmam Rıza (a.s) Kum şehrine uğramamıştır. Özellikle Cemel harbinden sonra Ali evlatlarına karşı içlerinde büyük bir kin besleyen Basra bölgesinden Horasan’a getirilmiştir.

Memun, bir gün İmam Rıza’ya haber gönderdi ve şöyle dedi: Ben kendimi hilafetten azlediyor, sizi hilafeti atıyorum. İmam şu cevabı verdi: Bu öneriden Allah’a sığınırım. Bunun üzerine Memun şu mesajı gönderdi: Eğer hilafeti kabul etmiyorsan, o halde benim veliahdım olacaksın. İmam bunan da imtina etti. Fakat Memun şöyle dedi: Ömre b. Hattab kendisinden sonra hilafeti altı kişilik şûraya bıraktı ve bu altı kişinin içinde senin deden Emirulmuminin Ali de vardı. Ömer, şûranın kararına muhalefet edenin boynunun vurulmasını vasiyet etmişti… Memun bu sözüyle İmamı veliahtlık görevini kabul etmemesi durumunda öldürmekle tehdit etti. Bunun üzerine İmam şöyle buyurdu: Devletin hiçbir işine karışmamak, kimseyi görevden almamak veya atamamak, hiçbir konuda fetva vermemek koşuluyla kabul ettim.

Bu olayın ardından Memun, hilafetin Beni Abbas’tan  Beni Haşim’e geçtiğinin duyurulmasını ve böylece Ebu Müslim Horasani’nin zamanından beri giyilen siyah elbiselerin yerine yeşil elbiseler giyilmesini emretti. Dolayısıyla yeşil rengin Ehlibeytin sembolü olduğu algısı da yanlıştır ve dayanağı Memun’un bu emridir. Hatta Peygamberimiz (s.a.a) ve Ehlibeyt imamlarının çoğunun sarığı siyah renkli olmuştur. Sadece İmam Rıza (a.s), Memun’un baskısı ile kısa bir dönem, yaklaşık iki yıl yeşil elbise kullanmıştır. Binaenaleyh bugün Arap ülkelerinin sancaklarında çoğunlukla siyah ve yeşil renk kullanılmaktadır. Onlar beyaz rengi Ümeyye oğulları dönemi, siyah rengi ise Abbasi oğullarının döneminin sembolü olarak görürler. Yeşil renk ise Memun dönemini sembolize eder.

İmamın duruşu Memun’un ve Abbasi hanedanının zulmünü ispatlamaya yetiyordu. Bu yüzden Memun İmamı zehirle şehit etti. İmamı babası Harun Reşid’in yanına defnettirmesinin sebebine gelince; Memun şu gerçeği çok iyi anlamıştı: İmamların kabirleri bile halkın teveccüh edip sığındıkları ziyaret mekânlarına dönüşmektedir. Hani bir söz vardır ya: Eğer sarmaşık buğdayın yanında olursa buğdayın sayesinde o da sulanır. Bugün İmam Rıza’nın (a.s) Meşhed kentindeki kabri şerifi milyonlarca insanın ziyaretine sahne olmaktadır…

Tercüme: Mikail Gürel

------------------------------------------

İmam Rıza'nın (a.s) Hayatı