27 Ağustos 2015 - 09:12
Orada yeni bir dünya var

Kum kentinde İmam Musa Kazım (a.s)’ın kızı ve İmam Rıza’nın(as) kızkardeşi Hz. Masume (s.a)’nin haremi, İmam Mehdi (a.f)’ye atfedilen Cemkeran Mescidi ve Meşhed kentinde Ehl-i Beyt İmamlarının sekizincisi İmam Ali Rıza (a.s)’ın mübarek hareminde kitlesel dini merasimlere katılma ve bu mekanlarda yüzbinlerle ifade edilebilecek büyüklükte kitleleri gözlemleme şansı edindim.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Allah’ın adıyla

Ürettiği insan ve inşa ettiği toplum bir medeniyetin aynasıdır. Evet, bir medeniyetin gücü ve etkisi “insan”a verdiği değer ile ölçülebilir. “Beşer”i ne kadar “insanlaştırabildiği”, “insani erdem ve ilkeler”i ne düzeyde inşa edip egemen kılabildiği ile.

Genel olarak geriye doğru birkaç yüzyıldır ama özelde son yüzyılda “Batı Medeniyeti” dünyayı öylesine domine etti ki, doğudan batıya tüm toplum ve milletler için gelişmişlik ve uygarlık kıstası olarak “Batı Medeniyeti “ne yakınlık ve uzaklık esas alınır hale geldi. Toplumların insani, kültürel, sosyal, sanatsal ve siyasal gelişmişlik ile ahlaki değer ve düzeyleri değerlendirilirken mihenk taşı olarak “Batı Medeniyeti”nin alınması neredeyse evrensel bir ilke haline getirildi.

Bu baskı ve asimileden İslam dünyası da fazlası ile nasibini aldı. Kendine özgü bir yapılanması olması gereken İslam toplumları bile kendilerini değerlendirirken maalesef “Batı”yı esas almaya kendilerini mecbur hissediyorlar. Hatta Müslüman millet ve toplumlar zihinsel bir iğfale uğrayarak “ilahi menşeili” kendi medeniyetlerini inşa etmek yerine “Batı Medeniyeti”ni taklit etmeyi yücelik kabul ediyorlar!

Geçtiğimiz günlerde “İran İslam Cumhuriyeti”ne bir ziyaret imkanı buldum. İran’ın farklı coğrafyalarından bir çok şehri gezme, mozaik toplumsal ve dinsel yapısından pek çok katmanı gözlemleme imkanım oldu. Gördüklerim, yaşadıklarım, müşahede ettiklerim beni bu yazıyı kaleme almaya bir nevi mecbur kıldı. Bu seyahatin notlarını paylaşmak ve yanı başımızda olmasına karşın bizlerin varlığından habersizmiş gibi davrandığımız bu “İslam Medeniyeti”ni olduğu şekliyle okura anlatmayı tarihi bir sorumluluk olarak addediyorum. Eğer izlenimlerimi kamuoyu ile paylaşmazsam kendimi vicdani bir sorumluluğu yerine getirmemiş olarak hissedeceğim.

Şöyle başlamak istiyorum: “İslam İnkılabı”, kendi medeniyetini inşa etmiş, “beşer”i insanlaştırmış, kendi insanını yaratmış; “insan”a ahlak, erdem ve fazilet aşılamış, “insan”a “insan” olduğunu fark ettirmiş…

Kendileri için sıradanlaşmış ancak dışarıdan gözlemlenince her biri yüksek bir insani değer olarak tanımlanacak erdem ve ahlak toplumun neredeyse tüm katmanları tarafından içselleştirilmiş. Nezaket, saygı, insan sevgisi, hoşgörü, tahammül, sabır, ibadet, başkalarını olduğu gibi kabullenme… toplumun şiarları haline gelmiş.

Toplumsal ve sosyal hayatın dizayn biçimi, şehir yapılanması ve kültürel etkinliklerin hiçbirinde sizi kötülüğe/günaha davet eden bir çağrı ya da argümanla karşılaşmıyorsunuz. Toplumun giyinme biçimi, televizyonlar, billboardlar, çarşılar, pazarlar, reklamlar, filmler, vitrinler, objeler vs. vs. hiçbiri kişiyi tahrik edici, kötülük ve günah hatırlatıcı, şehvete davet edici değil. Hiçbiri sizi “ateşe çağırmıyor”!

Bilakis bahsi geçen bu yapılanma ve alanlar size “insan oluşunuzu” ve “insani değerleri” hatırlatıcı pek çok sosyal prensip ve obje ile örülmüş. Kötülüğün/günahın zahiren işlenememesi bir yana hayal dünyanıza bile sirayet etmemesi için tüm toplumsal ve kamusal alanlarda düzenleme bu minval üzere bina edilmiş.Elinizde olmadan kalbinizi bile kontrol ihtiyacı hissediyorsunuz.

Nezaket, insan sevgisi ve insana saygı toplumun tüm kılcallarına sirayet etmiş. Görevini ifa eden ya da kendileri için en ufak bir zahmet çeken herkese teşekkür etmeyi o kadar normal bir yaşantıya dönüştürmüşler ki, bu hal “Batı Medeniyeti”nden beslenmiş ruh ve akla bazen o kadar garip geliyor ki…

Kum kentinde İmam Musa Kazım (a.s)’ın kızı ve İmam Rıza’nın(as) kızkardeşi Hz. Masume (s.a)’nin haremi, İmam Mehdi (a.f)’ye atfedilen Cemkeran Mescidi ve Meşhed kentinde Ehl-i Beyt İmamlarının sekizincisi İmam Ali Rıza (a.s)’ın mübarek hareminde kitlesel dini merasimlere katılma ve bu mekanlarda yüzbinlerle ifade edilebilecek büyüklükte kitleleri gözlemleme şansı edindim.

Bu şehir ve mekanlarda bende şöyle bir kanaat oluştu: Tüm peygamberlerin (s) inşa etmek için mücadele ettiği toplum herhalde bu idi. Bu kadar ibadete düşkün, ibadetleri “hak siyaset” ile bu kadar bütünleşmiş, tüm bunları yaparken bu kadar nezaket ehli olabilen; yüzbinler, milyonlar olarak gelip “ben” olmaktan kurtulup “biz” olmayı başarabilen böyle bir topluma tarih bir başka zamanda şahit oldu mu bilemiyorum.

İbadetlerini sıradan bir ruhbanlığa ya da ham sofuluğa kurban vermemişler. Tüm dünya Müslüman ve mustazafları her an hatırlarında. Kitleler her zaman dünya Müslüman ve mustazafları ile beraber olduklarını haykırıyor. Emperyalizm, siyonizm ve onların müşahhas karşılıkları olan Büyük şeytan Amerika ve Gasıp Siyonist İsrail rejiminin telin edilmesi her vakit namazı sonunda ibadetin bir parçası haline getirilmiş. “Vahdet” ve “ümmet” vurgusu her daim canlı ve içsel.

Kum ve Meşhed, “bir damla olarak “aşk deryası”na katılma, “beşer” olmaktan sıyrılıp “Ahsen-i takvim” makamına yükselme kapısı olarak görev yapıyorlar” demek, asla abartı sayılmamalıdır.

Kum ve Meşhed kentleri için hiç çekinmeden şunu söyleyebilirim ki; eğer kelime anlamı ile hakikaten “Asr-ı Saadet toplumu” diye bir toplum varsa o bugünkü Kum ve Meşhed’tir.

Sözün başında “bir medeniyetin gücü ve etkisi “insan”a verdiği değer ile ölçülebilir” demiştik. Ancak bir medeniyeti tanıma da insan türünün zayıf cinsine olan bakışı daha belirleyicidir. Evet, bir medeniyetin gücü, etkisi ve etkinliğini ölçmenin en büyük nişanelerinden biri de “kadın” yaklaşımıdır.

Tarihin vicdanı, neredeyse istisnasız tüm egemen medeniyetlerin “kadın”ı insan görmeme, köleleştirme, sömürme, zulmetme,metalaştırma ve istismarı dolayısıyla azap içerisindedir. Modern “Batı Medeniyeti” ise “kadın”ı özgürleştirme adına onu tamamen cinsel bir obje haline dönüştürmüştür. Tarihte “kılıç” ile yapılan sömürü, “Batı Medeniyeti” tarafından “para” ve “kavramlar” üzerinden yapılmaktadır.

İslam İnkılabı sınırlarına ayak bastığınız andan itibaren alışık olmadığınız ve kavradıkça hayranlığa boğulduğunuz bir “kadın yaklaşımı” ile karşılaşıyorsunuz. Kadın, ne tarihteki ya da bir kısım toplumlardaki gibi “ikinci sınıf bir varlık” ve ne de Batı Medeniyeti’nde olduğu gibi bir “cinsel obje”.Toplumsal ve kamusal hayatta kadın, “dişi” olmaktan kurtarılıp “kişi” olması başarılmış. Toplumun her katmanında her anında her yerinde kadını görüyorsunuz. Ancak “cinsiyeti” ile değil “şahsiyeti” ile.

Gerek toplu taşıma araçları gerek diğer toplumsal ve kamusal aygıtlar ve tüm kutsal mekanlar “kadın”ların güven ve huzur içerisinde var olmaları esas alınarak dizayn edilmiş. İslam İnkılabı’nda “kadın” hayatın her alanında her mekanında her anında.Üstelik asla sömürü ve istismar aracı olmaksızın. Dişilik ya da cinsiyet olarak değil, kişilik ve şahsiyet olarak…

Bu yazıyı geziden kalan ve belki de tüm bu söylediklerimizi özetleyecek küçük bir hatıra ile bitirmek istiyorum.

İmam Rıza (a.s) hareminin en büyük avlusu “İnkılap Meydanı”nda devasa bir topluluk ile katıldığımız bir “dua merasimi” sonunda bana yoldaşlık eden dosta; “buralar ile ilgili kanaatin nedir?” diye sordum. Dost, önce yüzbinleri bulan topluluğa göz gezdirdi. Ardından gözlerini boşluğa dikti ve ağzından şu cümle döküldü.

-İslam İnkılabı burada tüm dünyanın habersiz olduğu “yeni bir dünya” kurmuş..!

MuntazarMusavi