Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Uzmanlar Meclisi'ni kabul eden Ayetullah Hamaney "Uzmanlar Meclisi, iki farklı seçimin yapıldığı tek bir kurumdur. İlk seçimde halk meclis üyelerini seçer. İkinci seçimde ise meclis üyeleri, meclis başkanını seçer" ifadelerini kullandı.
Ayetullah Hamaney'in önemli açıklamalarda bulunduğu konuşmanın satır başları;
- Bu iki seçime binaen; Uzmanlar Meclisi, bir boyutuyla tamamen halk tabanlı dini ve İslami bir kurum, diğer boyutuyla İslami değerlerin ve hukukunun hâkimiyet sahasının tezahürüdür.
- Uzmanlar Meclisi üyeleri, tam anlamıyla özgür düşünceye sahip olmak konusuna çok dikkat etmelidir. Bağımsız ve özgür düşünce, diktatör rejimlerinin ürettiği basmakalıp düşüncelerin ve edebi klışelerin esiri olmamaktır. Tabii ki, bu öneriler sadece Uzmanlar Meclisi temsilcilerine değil. Tüm devlet erkânı, siyasiler ve âlimler dikkat etmeli ve sulta sevdalısı rejimlerin hakimiyet dairesine girmemelidir.
- Hegemonik sistemin literatüründe, terörizm ve insan hakları gibi kavramlar özel bir anlam taşır. Yemen ve Gazze halkına vahşice saldırmak bu literatürde terörizm sayılmaz. Adil bir yönetim isteyen Bahreyn halkının zulüm ve işkenceyle sindirilmeye çalışılması, insan hakları ihlali sayılmaz!!
- Tahakküm literatürde, Lübnan ve Filistin başta olmak üzere halkların meşru haklarını savunan Direniş Cephesi teröristtir. Ancak Ortadoğu'daki vahşi katliamları mimarı olan Amerika ile gönül bağına sahip ülkeler terörist değil!!
- Bağımsızlık, özgürlüğün bir parçasıdır. Bağımsızlıkları ihlal edenler, aslında özgürlükleri yok saymıştır.
- Düşmanın tebessümüne ya da belirli bir konuda muhtemelen kısa vadeli desteğine kanmamak gerekir. Her zaman düşmanın yeni plan ve projesinin ne olduğunu düşünmek gerekir.
- Düşmanın varlığı hayali bir varsayım değil aksine inkâr edilemez gerçektir. Bu gerçek düşmanın en bariz mısdakı ise Siyonist şirketler ve tekelleşen işletmelerin (Kartel) desteklediği Amerika'dır.
- Nükleer anlaşmada bizim gerçek muhatabımız Amerika hükümetidir. Ancak ABD'li bazı yetkililer ölçüsüzce konuşmaya devam ediyor. Bu insanların gerçek amacının ne olduğunun açıklanması gerekir.
- Eğer yaptırımlar olduğu gibi devam edecekse müzakerelerin anlamı ne? İslam Cumhuriyeti'nin müzakerelere katıldığı ilk günden itibaren üzerinde durduğu konu yaptırımların kaldırılması oldu. Yaptırımlar kaldırılmazsa anlaşmada kenara itilir. Bu nedenle konunun geleceğinin bir an önce açıklığa kavuşması gerekir.
- Kimse 'Amerikalılar bu sözler içerideki muhalif görüşleri ikna etmek için kullanıyor' demesin. Amerika'daki iç çekişme ve karışıklığın gerçek olduğuna inanıyorum. Bu ihtilafın nedenini de çok iyi biliyoruz. Ancak resmi ağızlardan çıkan sözler, cevap bekliyor. Eğer cevap verilmezse muhatabımızın samimi olmadığı bir kez daha sabit olacak.
- Müzakerelerin ilk gününde biz ambargolarının kaldırılması gerektiğini söylemiştik, askıya alınmasını değil. Eğer yaptırımlar askıya alınacaksa bizde gereken tedbirleri alacağız.
- Muhatabımız bazı yaptırımların kaldırılmasının Amerika'nın elinde olmadığınız söylüyor. Bizde 'Amerika ve batılı hükümetlerin elinde olan yaptırımlar kaldırılsın' diyoruz.
- ABD bizden farklı bir şeyler yapmamızı bekliyor! Onların beklediği farklı şeyler, İslam Cumhuriyeti'nin İslami değerlere ve İslami kurallara bağlılıktan vazgeçmesidir. Ancak böyle bir şey hiçbir zaman gerçekleşmeyecek. Ne hükümet, ne meclis, ne de yetkililer kesinlikle böyle bir şey yapmayacaktır. Bunu isteyen birisi de olursa bilsin ki İslam Cumhuriyeti bu isteği asla kabul etmez.
- Amerika'nın bölgedeki politikalarından birisi, Direniş Cephesi'ni zayıflatarak Irak ve Suriye üzerinde tam kontrolü sağlamaktır. Bu haylinin gerçekleşmesi için İslam Cumhuriyeti'nin olaya müdahil olmasını istiyor. Ama bu temenni, boş ve beyhude bir bekleyiştir.
- Hükümet yetkilileri Amerika'nın ülke içinde ve bölgede oportünizm (fırsatçılık) atmosferi yaratmasına asla izin vermemelidir. Amerika bölgede kendine ne kadar çok hâkimiyet sahası ele geçirirse ulusların sefalete, aşağılanmaya ve geri kalmışlığa itilmesi bir o kadar fazla olacaktır.