Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Erdoğan'ın BOP eşbaşkanlığı, onun hayallerini göklere çıkartırken fiiliyatta da kendisini çok uzak diyarlara kadar götürdü. Çin Halk Cumhuriyeti'nde "Sincan Uygur Özerk Bölgesi"ne kadar el uzattırdı.
Bilindiği gibi Şincan Uygur Özerk Bölgesinde yaşayan Uygur Türklerinin bu bölgede uzun zamandan beri kışkırtılan ayrılıkçı eğilimleri, inanç özgürlüğü temelinde siyasi örgütlenmesini yoğunlaştırmıştır. MİT'in bu durumda önemli rolü olmuştur. Erdoğan, Ortadoğu’da Arap alemi içindeki kurulu düzenleri değiştirme dalgasına binerken, dünyanın en uzak ve en ücra köşelerinde kalmış "yerel sorunları" dahi istismar etme sevdasına kapılmıştır. Uygur Türkleri bunlardan biridir.
Uygur Türkleri'nin sorunları, vatan diye içinde yaşadıkları büyük devlet Çin Halk Cumhuriyeti'nin sınırları içindedir. Buna rağmen AKP kliği ve başındaki Erdoğan'ın hayal gücü, 'Yeni Osmanlı' ütopyası, Uygur Türklerinin yerel olan sorunlarını "İslami kertede" kaynatarak "Suriye Devrimi! " ile ilişkilendirmiştir. Türk istihbaratının ilişki ağı içinde Erdoğan'ın hayal dünyasındaki makamlar uğruna, Suriye için, bu özerk bölgede "nefir" (zaruretle cihada katılım) ilanı yapıldı. Uzun zamandır bu bölgede çalışan MİT'in İslam ve milliyetçilik temelinde örgütsel güce ulaştırdığı binlerce Uygur insanı Türkiye'ye taşındı. 2012'nin ilk başlarında bireysel olarak gelip Türkiye üzerinden Suriye'ye geçen cihadist Uygurlar, çoğunluk olarak 'Ahrar el Şam Hareketi' içinde kümelendiler. Ancak 2013'ün başında 3500 kişilik Uygur Türkü ailesi ile birlikte gelerek Suriye sınırı üzerinde konuşlandı. Türk istihbaratının komutası altında "Türkistani İslam Partisi (TİP)" adıyla diğerlerinden bağımsız güç davranışında olmaya başladı. Suriye toprakları içinde Alevi halkın köyleri olanZAMBAKİ ve NASRA gibi beldelerde, zorbalıkla ve katliam tehditleriyle evlerinden kovulan halkın evlerine bu yılın Ağustosunda yerleştirildiler.
Türkiye, Türkistani İslam Partisi cihadi-teröristlerini Cısır El Şığur'u ele geçirme saldırısı içinde Fetih ordusu ve Nusra cephesi ile birlikte sınadı. Bu saldırıda TİP'in katletme formasyonu, binlerce kilometreden cihada gelen bir yapı için yüksek not pozisyonundaydı. Dilini bilmedikleri bu bölge halkının mimik davranışları bile katledilmeleri için neden oluşturmuştu. Türkiye’nin verdiği destek onları, El Kaide'nin, IŞİD ve Nusra gibi vahşi örgütlerin savaş mantığına ve kültürüne kaydırdı. Çin'de verdikleri yoğunluklu olarak şiddet dışı mücadele biçimleri yerine, Suriye'de kafa kesen, bombalı araçlarla intihar eylemleri yapan, patlayıcı düzenekte kemerlerle çatışmalara, yani geri dönme yollarını tüketen bir anlayışla yola koyulan, körleşmiş bir beyinle "cihad" eden ruhsuzlara dönüştüler. Bu ruhsuzlarla Türkiye, son olarak yeni bir zorlu hedefi daha Suriye ordusundan kopardı. İki küsur yıldır kuşatma altında iken direnmesini sürdüren "Abu Duhur" askeri hava alanı üssü, kötü hava koşullarının toz bulutları içinde onlarca intihari ile zora sokuldu ve devlet bu saldırı karşısında alanı terketmek zorunda kaldı, alan teröristlerin eline geçti.
Uygur Türklerinin ülkelerindeki kendi milli sorunları ya da dini sorunları, her neyse Erdoğan'ın elinin parmağına konulmuş yüzük edildi. O, dilediği yerde giyer, dilediği yerde parlatır ya da dilediği yerde pazarlık konusu eder. Din ve millet sorunlarından sızarak bir halkın geleceğini, kendi egosunun yuvasında ölümle pençeleşen hayallerine endekslemek, Erdoğan gibi kişilerin politikası olur ancak. Uygurlar binlerce kilometrelerden aileleriyle getirtildiler, kendi öz yurtlarından koparıldılar. Terk ettikleri "vatan" yerine onlara hangi ülke toprakları "vatan" olabilir? Şu an cihad ettikleri Suriye toprakları alternatif "vatan" olabilir mi? Bu satırların yazarı olarak, bir gözlemci ve ayrıca bir taraf olarak cevabım kesinlikle hayırdır. Türk şairi Mehmet Akif Ersoy'un Çanakkale şehitleri şiirindeki demesi gibi de (Bayrakları ..., toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır...) Suriye özgülünde olmayacaktır.
Çünkü: Uygurlar bu topraklarda ölüyor, ama bu toprakların sahiplerini de öldürerek başkalarına ait toprak gaspı yapmaktadırlar. Vatan savunması değil, başkalarına ait vatan topraklarını savunanlara saldıranlar, toprak sömürgecisi durumundadırlar. Saldırdıkları topraklar, saldırganların tarihlerini oluşturdukları, uzun zaman sürecinin coğrafyası, ruhi ve dil şekillenmesi, ortak pazar yeri olan bir yer değildir. Zorla ve zorbaca Türkiye tarafından, İngilizlerin yahudileri Filistin topraklarına ektikleri gibi, Uygurlar Suriye topraklarına ekilmek isteniyor. Erdoğan'ın "Yalıtılmış Bölgesi" içinde belki geçici bir süre için, Suriye'nin şimdiki iç-savaş koşulları içinde "işgalci güç" olarak konuşlanabilirler. Ancak bunun ömrü uzun olmayacaktır. Bu, içi boş bir iddia değil, Suriye halkının geleneksel mücadele anlayışı ve birikimine bağlı bir saptamadır.
İdlip ilinin idari sınırları içinde kalan Fua ve Keferya beldeleri de, iki buçuk yıldır her tür saldırıya karşı direnişini bugüne kadar sürdürmüşken, katliam performansı gösteren Uygurların hedefi haline getirildi. Bu iki Şii beldesinin, tarihe geçecek kararlı direnişini ve yüksek vatanseverlik örneği duruşunu, MİT'in yönetiminde Uygur teröristlerine "yem" edilmesi istenmiştir. Ancak bunlar da öncekiler gibi, beldelerde direnen halkın "vatan savunması" şiddeti karşısında yıkılacaktırlar.
Sonuçta Suriye, dışardan saldırgan güç diye gelen barbarlara "vatan" olmayacaktır. Bu vatanın öz sahipleri, bu vatan uğruna beş yıldır yüz binlere varan şehitleri vererek barbarlara karşı "vatan savunmasında "direnen evlatlarıdır. Suriye vatan, bedeli yüz binlerce şehidin kanıyla taç edilmiş "özgürlüğün ve bağımsızlığın vatanı" kalacaktır, mezhep kincisi fosillerin ve gaspçıların değil.
Levent Sultan