21 Ekim 2015 - 06:01
Aleviler mezara diyenler nereye girecek?

Alevi bebeğin etrafını sarıp, namluları ona çevirip, ‘en küçük Alevi esir’ diyen alçaklık unutulacak mı?

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- 2011-15 siyo-emperyalist saldırganlığın kolektif hedefi haline gelen, yakın tarihin en kapsamlı şiddet araçlarıyla teslim alınmak istenen Suriye yönetimi ‘düştü/düşüyor’ yaygaralarına her defasında okkalı tokat indiriyor.

Düştü/düşecek olanın direnen Suriye yönetimi yoksa kolektif şer koalisyonunun parçası güçler mi olduğu hususunun sürekli güncellenmesi esasında direniş duvarına toslayan, stratejik amaçlarına ulaşma doğrultusunda kullandıkları araçları işlevsizleşen siyo-emperyalistlerin senkronize hale gelen açmazlarından kaynaklanıyor.

Esad’lı Suriye tarihi direnme çizgisini ete kemiğe büründürerek kronik karşıtlarının ‘kırmızıçizgilerini’ pembeleştiren politik, diplomatik ve askeri adımları ustalıkla icra ediyor.

Unutulmasın ki;

Anglosakson ittifakının başını çektiği Operasyon Odaları kuruldu, işbirlikçiler tahkim edilerek savaşa yoğunluk kazandırıldı ve verili sürüler tanınarak bu defa yönetim çökecek denildi…

Haksız ve hayasızca uygulanan konsensüs gereği uluslararası alanda yalıtılmak istendi, elçilikleri kapatıldı, diplomatları bir çok ülkede ‘persona non grata’ ilan edildi.

Ekonomik ambargoyla kıskaca alınarak üretim ve ticaret alanları sekteye uğratıldı, deyim yerindeyse direnen halkın açlıkla teslim alınmasına çalışıldı.

Eşine/örneğine az rastlanacak şekilde küresel ölçekli karşı medya kampanyasına maruz kaldı.

Meşru seçimle gelen hükümetin yerine özellikle düşman komşu devletlerin başkentlerinde, 5 yıldızlı otellerde ağırlanan üçkâğıtçılara rol biçilerek, kâğıt üzerinde ‘geçici hükümet’ piyesleri yazıldı.

80 ülkeden militan devşirme görevi verilen ‘Sünni İslam’ etiketli katil şebekelere musluklar sonuna kadar açıldı, lafızda düşman olan selefi-tekfirci terör öbekleri işlettikleri yıkım projesinin tetikçiliğine soyunduruldu.

Siyonist İsrail rejimine karşı direnen tek Arap devletine, Filistin davasının bugüne kadar en büyük destekçisi Suriye’ye ‘cihat’ ilan edenlere işbirlikçi Arap rejimleri arka çıktı.

Ülkenin altyapısı ciddi oranda tahrip edildi, fabrikaları sökülüp yurtdışına kaçırıldı, devletlerarası ilişkilere sığmayan terör irtibatlı yaklaşımların neticesinde on binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca vatandaşı iç-dış göç olgusunu yaşamak zorunda kaldı.

‘Arap Baharı’ adını verdikleri yapay baharla hemen hepsi selefi İslam tandanslı ‘ılımlı’ devrimciler türetildi, ‘hür mücahitler’ aracılığıyla ülkeye ‘demokrasi’ ithal edileceği duyuruldu.

Demokrasinin ‘D’sine bile sahip olmayan körfezin petro-dolar Arap monarşileri ‘diktatör’ Alevi Esad’a karşı ‘demokrasi’ mücadelesi verdiklerini ilan etti.

Türkiye’nin ulusal, inançsal ve toplumsal sorun başlıklarına geleneksel imha ve inkâr çizgisiyle yaklaşan, ağır aksak işleyen sistemi bile bir kişinin siyasal hezeyanları uğruna kötürüm hale getiren ve günden güne uçuruma sürüklenen iktidar partisi ‘Osmanlı bakiyesi’ saydığı Suriye’ye saldırının başını çekerek  ‘ılımlı ihvan modeli’ tek geçer yoldur dedi.

Eyy zalim Esed… Sen bittin, aylar hatta haftalarla sınırlı bir zaman diliminde yok olacak/olmalısın denildi.

Dünya halklarının baş düşmanı ABD emperyalizminin bölgesel yayılmacılığı önünde engel teşkil eden, tahakküm ilişkisine eklemlenmeyen, jeo-politik, coğrafi konumu gereği batının enerji-petrol koridoruna ulaşım yolunu bıçak gibi kesen Suriye küresel koalisyonun ve onların tetikçisi çokuluslu cihadist terörün ortak hedefi haline geldi.

Suriye yönetimine verili ömür biçenler her defasında ektikleri dehşetengiz şiddete rağmen yenilgi gerçekliğiyle yüzleşmek durumunda kaldı, mutlak kararlılık ifadesi sayılan beyanlarını tekrar tekrar değiştiren taraf kendileri oldu.

Akılda tutulmalıdır ki;

Suriye hak ile batıl arasında süregelen mücadelenin günümüz koşullarına uyarlanan yansımalarına konu ediliyor.

Hak’ın-hakikatin sembolü İmam Ali’nin yolunu süren evlatlarına tarihsel ezikliğin birikimiyle kin ve nefretle saldıran Ebu Süfyan’ın oğulları yeni yüzyılın ilk çeyreğinde aydınlıktan korkan yarasa gibi karanlık baskın gelsin diye çığlık çığlığa ülkenin üzerine üşüştü.

5 yılın her bir anı abartısız katliam-direniş döngüsüyle örülürken, kâh Kerbelalar yaşandı, kâh Hayber’in kapısı yeniden yeniden yıkıldı.

Siyonist düşman bir taraftan selefi barbarlık bir taraftan elele verip, Alevilere yönelik jenosidi gerçeğe dönüştürmenin savaşımını verdi/veriyor.

Sene 2011-12…Ilımlı denilen ‘hür devrimciler’ hemen her alanda höykürürcesine‘ALEVİLER MEZARA’ diyordu…

Alevilere mezarı göstermek sanılmasın ki Süfyan artıklarının tek başına cesaret edebileceği bir şey olsun.

Namert ve korkak artıkların arkalarına aldıkları tüm kötülerin onlara verdiği güvencelerle pratiğe geçirdikleri kapsamlı yönelim olarak karşılık buldu.

Türkiye üzerinden Suriye’ye giriş yapan ‘ensar ve muhacirin’ grupları, çokuluslu selefi İslamcı tetikçilerin ‘ketibetül’ örgütleri, Alevileri nasıl mezara koyacaklarını meydanlarda dillendirmekten çekinmedi…

‘’Kesmeye kesmeye geldik, Alevileri kesmeye geldik.’’

Çeçenistan, Özbekistan, Libya, Lübnan, Irak, Filistin, Tacikistan, Avrupa ülkeleri, Suudi Arabistan, Ürdün, Gürcistan, Çin, Afganistan, Pakistan, Türkiye vb.

Farklı kıta, ülke, milliyetten meşrebi aynı binlerce kan içici Ehlibeyt düşmanı terörist Suriye’de sahaya sürüldü

Sahada gördüğünüz eli silahlı unsurların bağlı bulundukları örgüt-çetelerin etiketleri farklı olsa da neredeyse tamamı Alevi halk düşmanıdır.

Kendi varlık gerekçelerini Alevilerin yokluğuna eşitleyen, sapık inançlarının gereği olarak ‘kâfir’ gördükleri Alevilerin kanını Akdeniz’e akıtmaya kurgulanmış büyük kıyım hareketinin parçasıdır onlar.

Onların meşrebi aynı ton farklılıklarına aldanmayın.

Onların fikri neyse zikri de odur.

Onların ruhi şartlanma anlamında üstlendikleri misyon Alevi jenosidiydi.

Onların dayattığı kıyıma anladıkları dilden cevap vermek olmazsa olmazdı.

Çürümenin ve bağnazlığın adresi Vahhabi ulemadan alınan sözde ‘fetvaların’ işaret ettiği şeyler; ‘kanlarını dökün, başlarını kesin, çocuk-kadın-yaşlı ayırt etmeksizin gövdelerini parçalayın, kan kusturun, topraklarından sürün, ganimet edinin, yakın, yıkın, acımayın, ezin, yok edin vb.’

Mazlum, alçakgönüllü, hakikate bağlı, komünal hayat tarzına sahip ve hümaniter değerlere açık Aleviler hakkında eşine tarihte az rastlanacak yalan, iftira ve kıyım kampanyası devreye sokuldu.

5 yıldır süren, insanlığa sığmayan, yazıya dökülse mürekkebin utancından dona kalacağı vahşeti yaşatıp bunu kendilerine övünç vesilesi saydılar.

Doğmuş olanlara reva görülenleri geçtik peki kadınların ceninden sökülüp doğmadan katledilenin hesabı nereye yazılacak?

Alevi bebeğin etrafını sarıp, namluları ona çevirip, ‘en küçük Alevi esir’ diyen alçaklık unutulacak mı?

Alevi yerleşim alanlarına ‘fetih’ düzenlerken çıldırırcasına tekbir getiren aşağılık katillerin yaptıkları yanlarına bırakılır mı?

Ellerinde ‘Alevilerin listesiyle’ gezip, yakaladıkları insanlarımızı fırında yakanların yaşam hakkından bahsedilebilir mi?

‘Boğazını kesin, kanını akıtabildiğiniz kadar toprağa akıtın’ emirleri verenlerin yaşadıkları her saniye haramdır, yerin yedi kat dibine girip saklansalar bile onları bulup hak olan karşılığı vermenin meşruluğuna hiçbir şey gölge düşüremez.

Ve artık;

Büyük abluka kırılıyor, dayatılan trajediden çıkılıyor ve tutulan hesabın sorulacağı döneme giriliyor.

Suriye’de Aleviler başta olmak üzere farklı inanç ve kimlikten halka tarifsiz acılar yaşatan selefi islamcı barbarları tarumar etmeye kararlı kahramanlara selam olsun.

5 yıldır yıkılmayan direniş iradesiyle vatanı koruyanlar ana sütü gibi temiz duruşlarıyla vatanlarına musallat edilen selefi barbarlığı silecek, büyük insanlık ailesine direnmenin onurunu ve kazanımını miras bırakacak.

Ödenen bedel ne kadar büyük ve vicdanları kanatırcasına yaralamış olsa da İmam Ali’nin buyurduğu gibi; ‘sabır acılığının meyvesi zaferdir.’

Ferhat Aktaş