21 Ekim 2015 - 11:39
Alisiz Alevilik büyük mesele de, Hüseyinsiz Sünnilik mesele değil mi?

Emevi sarayından tevarüs edilmiş kültür dünyasında Hz. Hüseyin'in hiç büyümememesi ve hep çocuk hatırlanması bir şizofreninin bariz alameti.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Nobel ödüllü ünlü matematikçi müteveffa John Nash'in hayatını anlatan “Akıl Oyunları” (A Beautiful Mind) filminin en çarpıcı anı, aralarında çocuk da bulunan birilerini görüp duran Nash'in, şizofrenisini kontrol altına aldığını kendisine ve eşine kanıtlarken söylediği “çocuk hiç büyümüyor” sözüydü.

Emevi sarayından tevarüs edilmiş kültür dünyasında Hz. Hüseyin'in hiç büyümememesi ve hep çocuk hatırlanması da işte böyle bir şizofreninin bariz alameti. Fakat Nash'in aksine ve ne yazık ki, bizdeki kültürel şizofreninin malülleri, kaç asır geçtiği halde hâlâ “çocuk hiç büyümüyor” demedi.

Belki Nash yöntemi kullanılıp Hz. Hüseyin'in büyümediği gerçeğiyle yüzleşilirse her Kerbela faciasının yıldönümünde Hüseyin'i en çok sevme yarışması düzenlemekten vazgeçilir ve ağır kusuru telafi edecek samimi adımlar atılır. Aksi takdirde, Kerbela'da Yezid'in emriyle ünlü sahabe Saad b. Vakkas'ın oğlu Ömer tarafından hunharca katledilen Hüseyin b. Ali'nin bu dindeki yeriyle ilgili yaşanan şizofreni devam edecek ve bu kültürün Müslümanı hiç iyileşemeyecek demektir.

Kerbela'da 54 yaşında şehit edilmiş Hz. Hüseyin'in, dedesi Efendimizin (s) ahirete irtihalinden sonraki yaklaşık kırkbeş yılının hiç bilinmemesi normal karşılanabilir mi? İslam'ın tarihsel tecrübesinin ekseninde yeralan isimlerden Hüseyin'i onlu yaşlarında kaybedip ta kırk yıl sonra Kerbela'da şehit olurken tekrar gören popüler dindarlığın şuur kaybını, bu ülkenin Cumhurbaşkanı, başbakanı, Diyanet İşleri Başkanı, tarikatlar, cemaatler ve yazarlar tuhaf bulmuyor mu? Popüler Sünniliğin, adını çok bilip kendisini hiç tanımadığı Hüseyin'le ilgili travmatik ahvalinden kimse kaygı duymuyor mu? Ortalama müminin şuurundaki bu derin kraterin kapatılması için neden hiç çaba gösterilmiyor? Ama bütün bunlara rağmen neden her 10 Muharrem (Aşura) ve Kerbela vakti geldiğinde Hüseyin'i ne çok sevdiğinden bahseden yazarlar, âlimler ve yetkililer görüyoruz?

Tarihsel bir meselenin içinde kaybolup anakronik davranış modeli geliştirmeye çalışıyor değiliz.

Soru net ve açık: Vahiy evinin çocuğu, delikanlısı, yetişkini Hüseyin'i çok seviyor ve değer veriyorsak neden ondan dinimizi öğrenemiyoruz? Neden dini kültürümüzde Hüseyin, bırakın belirleyici olmayı, var bile değil? Neden Hüseyin bu kültürde hayali kahraman? Neden popüler kültürde Hüseyin'e ait hadis rivayetleri, Kur'an tefsiri, bireysel ve toplumsal tavsiyeler, ahlaki rehberlik vs. yok? Dinen mazlum kitlelerin Hüseyin'i tanıması ve başkasından daha fazla ondan İslam'ı öğrenmesinin önündeki yüksek barikatlar neden korunuyor? Diyanet ve ilahiyat fakülteleri neden Hüseyin'i gerçek bir kişilik olarak İslami ilimlere geri çağırmıyor? Hüseyin'in romantik bir öykü kahramanı olarak muhafaza edilmesinden kimin ne çıkarı var?

Romantize edilerek hayattan sürüp çıkarılmış Hüseyin olmaksızın İslam olur mu? Ayrıca Hüseyin neden İslam'dan çıkarılıyor ve bunun artık telafi edilmesi gerektiği söylendiğinde Hüseyin'i en çok sevdiğini haykıranlar buna ilk itiraz edenler oluyor?

Hüseyinsiz İslam ve Sünnilik olur mu? Hüseyinsiz Sünnilik, Yezid sarayında üretilmiş din kültüründen yakasını paçasını nasıl kurtarabilir?

Her Kerbela günü gelip çattığında beylik laflar uçuşur: “Hüseyin bizim canımız.” Oysa şahıslar, Hüseyin'den hadis rivayet etmeyen, buna karşılık Hüseyin'in katilinden onlarca hadis rivayet eden bir din kültürünün içinden bunu söylediğinin farkında bile değildir.

Hüseyin'in yaşadığı 40 yılda naklettiği hadisler, yaptığı Kur'an tefsirleri, açıkladığı İslam ahkamı, kelam meselelerine ilişkin söyledikleri, babasından ve annesinden aktardığı manevi sırlar ve başka onlarca başlıktaki derin ve zengin malumata dair hiçbir şey bilmiyoruz. Camilerin ahır yapıldığını söyleyegelen tüccar siyaset, Hüseyin'in hayatımıza dönmesi için parmağını kıpırdatmayarak aynı şeyi yapmış olmuyor mu? İlla İslam'ın simgeleri fiziksel olarak mı ahırlaştırılacak, Hüseyin'i tarihten silen Yezidilerin mirasını sıkı sıkıya korumakla camiyi ve İslam'ın Nebevi mirasını ahırlaştırmaktan başka ne yapılmış oluyor?

Yezid, atalarından devraldığı görevle Allah Rasülü'nü (s) “ebter (soyu kesik)” yapabilmek için Hüseyin tasavvurunu imha etmeye çalışmışken, neden Hüseyin'i tarihten silip atmaya yeltenmiş bu kadim husumetin tarafında yeralıp Hüseyin'e dinimizde yer vermiyoruz? Hüseyin'in şu soyut haliyle dindarlığımızda muhafaza edilmesinin Yezid'in ve atalarının “ebter” operasyonuna katkı sunmaktan başka ne anlamı var?

Hüseyin'in katledilmesi ve İslam tarihinden silinmek istenmesine itiraz, isyan ve direnç göstermeyi mezheple ilişkilendirmeyen sahih ve salim akıl, 54 yıl yaşamış Hüseyin'i keşfetmenin peşine düşmelidir.

Dinî bilgiyi üretmenin yöntemi olarak Ehl-i Beyt'ten gelen mirası ve Ehl-i Beyt taraftarı sahabelerin görüşlerini izlemeyi seçmiş Müslümanların arşivinde Hüseyin'in entelektüel terekesi yerli yerinde duruyor. Ama Selefi/Vahhabi transformasyona maruz kalıp “ehl-i kıble tekfir edilmez” prensibinden sapmış/şaşmış bir tür Sünnilik bu birikimi yoksayıyor.

10. yüzyılda Yunan klasiklerinin Arapça'ya tercüme edilip İslami ilimler müfredatında yer bulması ve Rönesans sürecinin bu klasikleri tercüme sayesinde ortaya çıkabildiği ile övünülüyor ama İslam'ın içindeki, öz ve yerli Ehl-i Beyt birikimine karşı kendini cahil bırakmak kimseye acaip görünmüyor.

Dahası, mesela Malezya'da, Budizmin en alt kültürleri de dahil olmak üzere tüm inançlar, mezhepler, felsefeler serbestken, hatta devlet koruması altındayken ülkede eziyet gören ve ayrımcılığa uğrayan tek dini akım, kendini Ehl-i Beyt mirasını koruma, yaşatma ve sonraki nesillere aktarmaya adamış Şiilik. Üstelik Malezya'da Şiilik 11. yüzyıldan beri var ve yerli. Yine Mısır'da onlarca Selefi, Şii Müslümanların mescidini basıp o sırada Kur'an dersi veren hocaları Şeyh Şehhate ve dört mümini acımasızca katlettiklerinde, Suud sponsorlu Mursi, “Mısır Sünni bir ülke, Şiileşmesine izin vermem” diyordu. Halbuki 75 milyonluk Mısır'da Şii nüfus 700 bin civarında. Mursi'nin baskı stratejisini, onu deviren general Sisi de aynen sürdürdü.

Yani hangi ekol, meşrep ve mezhepten olursa olsun Hüseyin'i İslam'ın yaşayan tarihine döndürmeye çalışanları bekleyen akıbet her defasında Aşura ve Kerbela oluyor.

Bunları tarihi speküle etmek veya anakronik bir tartışma yapmış olmak için söylemiyoruz. Bugünü kurmak için telafi ve tamir etmemiz gereken kusurlara dikkat çekiyoruz.

Alisiz Alevilik büyük mesele de, Hüseyinsiz Sünnilik mesele değil mi?

Kenan Çamurcu