4 Kasım tarihinin “Emperyalizmle Mücadele Günü” olarak adlandırılmasının üç önemli münasebeti var; ABD ve İsrail aleyhinde ateşli bir konuşma yapan İmam Humeyni’nin(ra) 1964 yılı 4 Kasım’ında Türkiye’ye sürgüne gönderilmesi; İslam İnkılabı’nın zafere ulaşmasından üç ay kadar önce Şahlık rejimine karşı gösteri yapan bir grup üniversite öğrencisi üzerine ateş açılarak onlarcasının şehid edilmesi; ve Tahran’daki ABD Elçiliğinin(casusluk ve komplo yuvasının) üniversite öğrencileri tarafından 4 Kasım 1979 yılında işgal edilmesi ve Amerikalı casus diplomatların 444 gün boyunca alıkonulması.
İran’da “ikinci devrim” olarak adlandırılan bu son olay ardından ABD İran ilişkileri koptu ve iki ülke arasında bölgede ve uluslararası çapta amansız bir mücadele başladı ve hala da devam etmektedir.
İslami İran geçen bu süre boyunca ABD’ye, bölgedeki kuklarına ve İran içindeki uzantılarına karşı çetin bir mücadele verdi ve İran’la müstekbir güçler arasındaki bu mücadele her geçen gün karşılıklı olarak daha karmaşık taktiklerle devam etmektedir.
Müstekbir güçler yeni bir söylemle ortaya çıkan İslam İnkılabını yenilgiye uğratmak ve İran’ı yeniden sulta altında tutmak için sırasıyla darbe girişimleri, etnik iç savaş, mezhep kışkırtması, halkın münafıkları olarak adlandırılan “Halkın Mücahitleri Örgütü” tarafından devrim önderleri ve halka karşı terör eylemleri, Saddam aracılığıyla başlatılan ve sekiz yıl süren savaş, ekonomik-teknolojik ve askeri yaptırımlar vb komplo planlarını bir biri ardından sahnelediler. Ama bu savaşların hiç birinde başarıya ulaşamadılar.
İslam İnkılabını İran içinde sınırlamak ve bölge ülkelerindeki direniş hareketleriyle ilişki ve işbirliğini kesmek için çeşitli bahaneler uydurarak işgal hareketlerine başladılar. Afganistan ve Irak’ın işgal edilmesi, İran çevresindeki komşu ülkelerde, özellikle de Körfez ülkelerinde yeni üsler kurmaları, siyonist rejim aracılığıyla Lübnan ve Filistin’deki direniş güçlerine doğrudan savaş açmaları, İran’ın sivil nükleer teknoloji programını “ İran atom bombası yapacak” iddialarıyla bölge ülkelerini İran’a karşı kışkırtmaları müstekbir cephenin mustaz’af cephenin önderliğini yapan İran’a karşı yürüttükleri savaşın görünen bazı örnekleridir.
Bu savaş müstekbirlerle mustaz’afların savaşıdır. Kibirlenen, büyüklenen, kendisini başkalarından üstün bilen, başkaları üzerinde her türlü sulta kurmayı kendi hakkı olarak gören ve bu doğrultuda hiç bir girişimden çekinmeyen müstekbirler kimlerdir sorusuna cevap olarak akla gelen ilk cevap hiç kuşkusuz ABD, müttefikleri ve kuklalarıdır. Müstekbir cephede yer alanlar sadece kafirler değildir. Bu cephede hristiyan, yahudi ve müslüman müstekbirler de yer alırlar. Güç bakımından her alanda geniş imkanlara sahip olsalar da müstekbirler daima dünya nüfusunun küçük bir bölümünü oluştururlar.
Halkı müslüman ülkelere tahakküm edenlerden tutun, başka inançta olanları tekfir edenler, din adına her türlü cinayeti işleyenler ve bu cinayetleri mallarıyla, kalemleriyle ve dilleriyle destekleyenler de – günde beş vakit namaz da kılsalar- istikbar cephesinin askerleridir. İstikbar Kur’ani bir terim olup emperyalizm olarak tercüme edilse de kapsamı daha geniştir.
Fazla uzağa gitmeye gerek yok yaşadığımız bölge Batı Asya ülkelerinde kimlerin istikbar sıfatlarına sahip olduklarını görmek için Afganistan, Irak, Suriye, Filistn, Yemen, Lübnan ve Bahreyn’de kimlerin terör estirdiklerine, katliamlar yaptıklarına, bu ülkelerin içişlerine karıştıklarına ve halkların egemenlik haklarını görmezden geldiklerine bakmak yeterlidir.
Ve yine Kur’ani bir terim olan “mustaz’af”, zayıf bırakılmış, ezilmiş, hakkları gasbedilmiş, sömürüye uğramış, dışlanmış vb anlamları içerir. Dünya halklarının kahir ekseriyetini oluşturan mustaz’aflar cephesinde sadece müslümanlar değil, her din ve ekolden zulme, baskıya, sömürüye maruz kalmış herkes yer alır.
Kur’an-ı Kerim, Kasas Suresi 5. Ayetinde mustaz’afların günün birinde yeryüzüne hakim olacaklarını şöyle müjdelemektedir:
“ Biz ise, o topraklarda ezilmiş olanlara(mustaz’aflara) lütfederek onları önderler yapmayı ve onları mirasçılar kılmayı istiyoruz”
İslam İnkılabının zaferiyle başlayan süreç bu ilahi vaadin gerçekleşmesine bir hazırlık dönemidir. Bunun için başta bölgemizde olmak üzere dünyanın her yanındaki mustaz’aflar, günün birinde zulüm ve adaletsizliğe dayalı istikbar düzenine son verecek ve bütün insanların özgürce Allah’ın dinine yönelecekleri adalet düzenini yeryüzünde inşa edeceklerdir.
Dünya İstakbar/Emperyalizm’le Mücadele Günü’ne bir de bu açıdan bakmalı ve mustaz’aflar cephesinde yerimizi almalıyız.
Ziya Türkyılmaz