Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Uzmanlar, AK Parti hükümetinin ABD veya NATO'dan alındığı farz edilen güvencelerle bu eylemleri gerçekleştirdiği görüşünde birleşiyor.
Ankara'nın, kendi tezine göre bile sınırdan dönerken birkaç saniye sınır ihlali yapmış Rus uçağını düşürmesi ve Musul yakınındaki Be'şika'ya aniden asker göndermesinin durduk yere olmadığına ilişkin kanaat güçleniyor.
Uzmanlar, AK Parti hükümetinin ABD veya NATO'dan alındığı farz edilen güvencelerle bu eylemleri gerçekleştirdiği görüşünde birleşiyor. Fakat Rus uçağının düşürülmesinden sonra da, Be'şika'ya asker sevkiyatının ardından da ABD ve NATO'dan beklenen desteğin görülmemesinin Erdoğan ve Davutoğlu'nun hayal kırıklığına uğrattığı düşünülüyor. Kumpasın hacmini biraz daha büyütüp Suud-Katar bağına iliştiren de var. Bu da bölgesel hesap kitapta Türkiye-Suud-Katar triosunun oynadığı rolle ilgili.
Musul yakınındaki Be'şika bölgesine tanklar ve ağır silahlarla donatılarak sevkedilen bilinmeyen sayıda komandonun, bölgede milis güç oluşturup Kuzey Irak gibi bir statü elde etmeye çalışan Nuceyfilere desteği amaçladığını Be'şika krizinin başında Haberdar'da yazmıştık.
Yeni Şafak gazetesi önceki gün Be'şika olayıyla ilgili olarak ilk kez Usame el-Nuceyfi'nin görüşlerine manşetten yer verdi ve onun dilinden Bağdat'ı suçladı. Bu bir anlamda Be'şika operasyonunun bizim söylediğimiz gibi Nuceyfi mafyasıyla doğrudan ilgili ve ilişkili olduğunu itirafıydı. Çünkü hükümetin her defasında güncellediği gerekçe açıklamaları arasında Nuceyfi'lerle temastan hiç sözedilmemişti, Operasyonun önemli ayağının Irak'ın, Türkiye'de saklanan kırmızı bültenli firari cumhurbaşkanı yardımcısı Tarık Haşimi olduğu biliniyor. Haşimi ve Nuceyfi, Suudi Arabistan'ın Irak'taki operasyonlarının en önemli iki aktörü. Her iki isim de Saddam'ın Baas partisinin etkili isimlerindendi.
Musul'un tek kurşun bile atılmadan IŞİD'in eline geçmesinin yine Nuceyfi-Haşimi tasarımı bir plan olduğu sonradan ortaya çıkmıştı. Grubun Irak'taki bir diğer ismi Şii siyasetçi İyad Allavi. Allavi de eski Baasçı ve Nuceyfi-Haşimi mafyasıyla birlikte Suud'un Irak içindeki önemli aseti.
Irak'ta bazı yorumcular ve Haşdu'ş-Şa'bi isimli Şii milis gücünün (içinde %30 civarında Sünni savaşçı da var) sözcüleri, Türkiye'nin Be'şika hamlesinin, Biden'ın Irak'ın bölünmesi ve kuzeyde bir Selefistan kurulması projesiyle ilişkili olduğunu iddia etti. Galiba bu iddialar nedeniyle olsa gerek, Irak'ın Türk askeri varlığına sert tepkisiyle gerilimin zirveye ulaştığı sırada dün Biden'ın Ankara'yı aradığı ve Türk askerlerinin Irak topraklarında IŞİD'le mücadele misyonu çerçevesinde bulunmadığını söylediği haberi sızdırıldı. Ankara bu gelişmenin hemen ardından Be'şika bölgesindeki askerlerin bir bölümünü geri çekti. Kalanların da zamana yayılarak oradan ayrılacağı anlaşılıyor.
Fakat iddialardan vazgeçilmiş değil. Iraklılar hâlâ ülkenin bölünmesi projesinin ABD-Suud-Türkiye üçgeninde gündemde olduğunu öne sürüyor. Dün İran'ın Bağdat büyükelçisi Danayifer, Irak medyasına verdiği röportajda "Irak halkı bölünmeye karşı hassas ve dirençli. Biz de Irak halkının ve devletinin yanındayız. Irak'ı böldürtmeyeceğiz" dedi.
Tesnim Haber Ajansı'nın haberine göre Arap dünyasının ünlü gazetecisi ve Re'yu'l-Yevm internet gazetesinin başyazarı Abdülbari Atvan dünkü yazısında şöyle dedi: Irak Parlamentosunda İrade grubunun başkanı bayan Hannan el-Fetlavi, IŞİD'in imhası bahanesiyle 100 bin Amerikalı ve Arap askerinden oluşacak bir gücün Irak'a sevkedileceğine ilişkin elinde istihbarat bulunduğunu açıkladı. Yine ona göre senatör John McCain, Bağdat ziyareti sırasında Başbakan Haydar el-Ebadi'ye, bu gücün sevkedilmesi talimatının verildiğini söyledi. Öte yandan Amerikan Başkanı Barack Obama, Pazartesi günü ülkesinin Irak ve Suriye konusundaki yeni programı konusunda konuştu. Oysa Obama hükümeti, Türkiye'nin askeri güçlerinin Musul yakınlarında konuşlanması ve bunun üzerine Iraklıların bu askerleri bombalamakla tehdit etmesiyle patlak veren kriz sırasında sessiz kalmayı tercih etmişti. Iraklılar Türk güçlerinin Irak'taki varlığını, Amerika'nın 2003'te yaptığına benzer biçimde egemenlik hakkını ihlal olarak tanımladı.
Abdülbari Atvan yazısına şöyle devam ediyor: Burada sorulması gereken şu ki, bu hareketlenmelerin ardındaki gizli gerçek ne? Hangi Arap ülkeleri ve bölge devletleri ABD'nin hava koalisyonundan sonra ortaya attığı kara birliği koalisyonuna asker verecek? Senatör McCain'in söylediğine göre Amerika bu gücün %10'unu karşılayacak. Yoksa daha mı fazlası? Neden şimdi? IŞİD'in kökünün kazınması basit iş değil. Dahası sonucunu da kimse garanti edemez. Bir farazi soru da şu: IŞİD'in işgal ettiği Irak'ın kuzeybatısı ve Suriye'nin kuzeydoğusunu teröristten temizlendiği varsayılırsa onların yerine ne konacak? Amerika'nın en keskin neoconlarından ve Bush döneminde ABD'nin BM temsilciliğini yapan John Bolton, New York Times'da yazdığı makalede bu benzeri sorulara cevap verdi. Bolton makalesinde "Bildiğimiz Irak ve Suriye sona erdi.
IŞİD'in yerine Amerika ve Arap müttefikleri tarafından kuzey Irak'taki Kürt devletine paralel bir Sünni ülke kurulmalı. Bu ülke, Baasın Irak ve Suriye kolunun kontrolünde olmalı" yazdı. Bolton'un bu devletin ayakta kalacağına ilişkin görüşü petrolle ilgili. Bu bölgede Irak'ın 13, Suriye'nin de 170 petrol kuyusu olacak. Kurulacak devlet Amerika'nın nezaretinde ve Kürtlerle anlaşmalı olacak. Suudi Arabistan ve Fars Körfezi ülkeleri devlet tam manasıyla oluşana dek onun ihtiyaçlarını karşılayacaklar. Bolton'a göre bu devlet birkaç yıl içinde de demokratikleşecek ve aşırılıkçı gruplarla savaşacak.
Abdülbari Atvan'ın haşin neocon Bolton'dan aktardığı ve Ankara'yı Be'şika hamlesine heveslendirdiği anlaşılan fantezi burada bitmiyor. Dahası var. Atvan, Bolton'la bir karşılaşması ve tartışmasını aktarıyor. Şöyle diyor: 2003 yılı başlarında bir dizi röportaj ve siyasi analiz nedeniyle BBC'de Dateline London programına katılırken Bolton'la karşılaştım. Onunla sert bir tartışmaya girdik. Çok öfkelendi ve bana şöyle dedi: "Dilediğin kadar Amerika'yı eleştir ve hedefleri hakkındaki şüphe ve tereddütlerini yüksek sesle dile getir. Sana cevabımı gelecek haftalarda sahada ve pratikle vereceğim." Bu görüşmeden birkaç hafta sonra Amerikan güçleri Irak'a girdi ve ülkeyi işgal etti. Sonra da etnik ve mezhebi olarak Irak'ı böldüler. Maceranın geriye kalanını herkes biliyor. Bolton şu anda Amerikan devletine yakın en önemli düşünce kuruluşlarından American Enterprise Institute'da faaliyet gösteriyor. Yani boş konuşmuyor. Hatta uygulamaya girecek bir planı aktarıyor da olabilir.
Musul yakınlarına asker sevkeden Türkiye'nin IŞİD'e karşı yeni hamlenin mızrak ucu olmasını uzak ihtimal görmüyorum. Yine Arabistan, BAE, Mısır gibi ülkelerin bu güçlere katılması da ihtimal dışı değil. Nitekim BAE'nin dışpolitika danışmanı Enver Karkaş, iki hafta önce ortada hiçbir münasebet yokken ülkesinin IŞİD'e karşı kara harekatına katılmaya hazır olduğunu açıkladı. 100 yıl önce Osmanlı devletini paylaşan Skyes-Picot anlaşması artık ömrünü doldurdu. Şu anda bölgede sınırların etnisite ve mezhep esas alınıp yeniden çizilmesi, somut olarak da Irak ve Suriye'nin parçalanması ve yeni ülkelerin oluşturulması için yoğun çaba var. Skyes-Picot anlaşması sırasında Araplar, İngiltere ve Fransa'nın tahrikiyle, işgal altında oldukları düşüncesiyle hasta adam Osmanlıya karşı ayaklanmıştı. Şimdi ise aynı ülkeler ve başka bazıları, "Sünnilik" bayrağı altında askeri müdahaleye hazırlanıyor.
İlginç analizin yazarı Abdülbari Atvan makalesini şöyle tamamlıyor: Araplar Skyes-Picot anlaşması sırasında aldatıldılar ve hâlâ bu hilenin bedelini ödüyorlar. Fakat şimdi soru şu ki, yeni mezhepçi aldatılmadan kaynaklanacak hasarın büyüklüğü acaba ne olacak? Hiç kuşku yok, bu defaki aldatılmanın boyutları ve yaratacağı yıkım öncekinden çok daha büyük olacak.
Hulasa, Be'şika çıkarması göründüğünden çok daha karmaşık ve derin bir projenin adımıydı. Bağdat, Moskova ve Tahran'ın sert tepkisinin sebebi de buydu. Ankara bölgesel hesap kitaplardan hiç vazgeçmeyecek gibi görünüyor. Bu meşguliyet sırasındaki partnerleri de Amerikan neoconları, Suud, Katar vs. gibi karanlık sicil ve sabıka sahipleri. Tel Aviv'le barışmanın durduk yere gündeme gelmediğini anlamak için çok zeki olmaya gerek yok. Mavi Marmara mı? O sadece başka bir operasyonun dekoruydu, konunun Filistinle falan da alakası yoktu. Biz bunu en başta söylediğimizde işitmediğimiz hakaret kalmadı. Biraz dikkatli ve basiretle bakmanın böyle bir bedeli her zaman oluyor. Ama ortalama zeka için de gerçek her geçen gün inkar edilmez suretiyle biraz daha ortaya çıkıyor.
KENAN ÇAMURCU