Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA - Türkiye’deki darbeler sürecinin dikkatle mütalaa edilmesiyle iki temel unsur göze çarpar:
1. Siyasi yetersizlikler, kültürel çalkalanmalar, ekonomik iktidarsızlıklar ve sosyal sınıflaşmalar bahanesiyle Türk halkı; hiçbir şekilde kendini dinleme, ülke içi ve ülke dışı gelişen olayları analiz etme, kendi kimliğiyle buluşma, kendi isteği doğrultusunda siyasi lider belirleme ve özetle tabi olduğu dinin gerekleri doğrultusunda yaşamını şekillendirme çabasında olmaması için, niçin yapıldığını, hangi hedefler doğrultusunda gerçekleştiğini ve daha ötesi kimlerin yaptığını bilmediği ve bilmemesi de gerektiği darbeleri tecrübe etmek zorunda bırakılmalıdır. Bu süreçte darbeler sonrası planlanan Türkiye’nin, planlanan formuna oturtulması için Türk halkı olabildiğince ötekileştirilmelidir. Bu süreçte halk; kendini ifade edebileceği her türlü iradeden arındırılmalı, darbe sonrası neleri kaybettiğinin bile farkına varmamalıdır.
Hâlbuki bu süreçte halkın derinden algıladığı ve kendisini tehdit ettiğini hissettiği tehlike yoktur, ancak tehlike varmış gibi ajitasyonlar yapılır. Daha önce planlanan sağ-sol çatışması, sol örgütlerin ülke çapında terör eylemi girişimleri ve ardından laiklik düşmanı olduğunu söylenen cübbeli ve saçı sakalı birbirine karışmış Aczimendiciler vb… ortalıkta görülmeye başlar. Hatta bizzat bazı güçler tarafından beslenmiş, büyütülmüş “dinci terör örgütleri” de bir bir ortaya çıkarlar. Elbette bunlar yapılırken; basın ile geniş bir işbirliği ve konsensüs sağlanır.
Darbeciler tarafından; ilk önce halkın darbe ve muhtıralara tepkisini önlemek ve haklılıklarını göstermek için ortam hazır hale getirilir. İlk aşama halka ülkenin ve cumhuriyetin tehlikede olduğunu göstermek, kardeş kavgasını önlemek, bölücü terörü yok ederek ülkeyi kurtarmaktır. Bunun için ihtilal veya muhtıra ortamı hazırlanır. İkinci aşama ise hedef kitleyi ortaya koymaktır. Hedef kitle veya kitleler günün şartlarına göre değişir: komünist ve sol illegal örgütler, sağcı örgütler, dinci örgütler, ırkçı-bölücü örgütler ve bunlarla başa çıkmaktan aciz olan iktidarlar.
Prof. Mahir Kaynak darbelerin gerekçesini kendi açısından şöyle anlatır: “Askeri müdahaleler Türkiye’de anarşi olduğu veya Türkiye’deki durum çıkmaza sürüklendiği için olmuyor. Benim kanaatim, Türkiye’de askeri müdahale olsun diye birçok yıkıcı faaliyetler yürütülüyor ve problemler ortaya çıkarılıyor. O bakımdan şunu kesinlikle söyleyebilirim; askeri müdahale ihtimali ortadan kalktığı zaman, Türkiye’de anarşik faaliyetler çok aza inecektir. Çünkü bir takım kimseler, askeri müdahaleyi amaçladıkları için anarşiyi körüklemektedir. Türkiye’de anarşi bastırıldıktan sonra mesele bitmiyor, iç politikalara yönelik siyasi düzenlemelere gidiliyor. Bunda çok ısrar ediliyor”
Türkiye’deki darbeler sürecini incelerken elimde olmadan herkesin bildiği şu hikâye zihnimde çağrışım buldu:
Giyimine düşkün kral, bir gün emirerini çağırıp, ülkedeki terzilere duyuru yapmasını ister. Duyuru şudur: Kim en güzel elbiseyi dikerse, onun sandıklar dolusu altınla ödüllendirileceği, beğenilmez ise kellesinin gideceğidir.
İlanı duyan terziler saraya koşar, ama çoğu bu cesaretinin bedelini kellesi ile öder. Fakat uyanık bir terzi saraya giderek krala bu işe talip olduğunu söyler. Nihayetinde işi alan terzi, haftalar sonra, sadece akıllıların görebildiği ama aptalların göremediği elbiseyi getirir. Doğal olarak, kral ve adamları, aptal konumuna düşmemek için “ortada elbise falan görünmüyor” diyemezler. Kral ilk törende, halkının huzuruna, bu sadece akıllıların görebildiği elbiseyle çıkar. Tabii kralın dalkavukları bu arada elbisenin özelliklerini halka anlatmışlardır. Aynı şekilde halk da aptal durumuna düşmemek için kralı alkışlar ve tezahuratlarla karşılarlar. Ama gel gör ki, bu tür entrikalara aklı ermeyen ufak bir çocuk, gördüğü manzara karşısında kendini tutamaz ve “anneee bak, kral çıplak” diye bağırır. Olayın büyüsü bozulur ve halk, kral çıplaaak diye bağırmaya başlar.
Kısaca Türkiye belirlenen kıyafeti giyip çıplaklıktan kurtulması için ithal darbeleri yaşamak zorundadır. Üzücü olan şu dur ki darbelerle ihtilaller boyunca halkın padişahını çıplak görmesine rağmen sesini çıkarmaması hedeflenmektedir, zira perde arkasındaki darbeci güçler zamanı geldiğinde kendisi padişahımızın çıplaklığını haykıracak ve Türkiye’nin giymesi kararlaştırılan elbiseyi de kendisi tanıtacaktır ki yazımızın ikinci bölümünde darbeler sürecinin ikinci temel unsurunu incelerken bunları ele alacağız.
Akın Tandoğan