Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının üzerinden on beş gün geçerken, eski CIA istihbarat subayı Scott Ritter Abna Haber Ajansı’na verdiği özel röportajda savaşın seyrine ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. ABD Başkanı Donald Trump’ın bu savaşı İran İslam Cumhuriyeti’ni devirmek amacıyla başlattığını söylediğini hatırlatan Ritter, Washington’un İran toplumunu ve ülkenin askeri‑teknolojik kapasitesini yanlış hesapladığını belirtti. Ritter’e göre bu yanlış hesaplama ABD ve İsrail’i derin bir stratejik çıkmaza sürükledi.
Ritter, ABD’nin İran’a yönelik saldırılarını meşrulaştırmak için öne sürdüğü nükleer silah iddialarının temelsiz olduğunu söyledi. Ona göre, ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard geçen yıl Kongre’de verdiği ifadede İran’ın nükleer silah geliştirmediğini açıkça dile getirmişti. Buna rağmen Trump yönetiminin büyük ölçüde İsrail hükümeti tarafından sağlanan ve geçmişte defalarca siyasi ve uydurma olduğu ortaya çıkan bilgilere dayanarak hareket ettiğini belirtti. Ritter ayrıca Steve Witkoff ve Jared Kushner tarafından dile getirilen “İran’ın nükleer tehdit oluşturduğu” yönündeki iddiaları da gerçek dışı olarak nitelendirdi. Ona göre İran sadece zenginleştirilmiş uranyum heksaflorür stoklarına sahip olduğunu ve müzakereye hazır olduğunu ifade etmişti; ancak ABD’nin gerçek hedefi hiçbir zaman nükleer mesele değil, rejim değişikliğiydi.
Ritter’e göre Washington aslında İsrail’in daha geniş bölgesel hedeflerine hizmet ediyor. İsrail’in bölgede baskın güç olmayı hedeflediğini belirten Ritter, İran’ın bu hedefin önündeki en büyük engel olduğunu söyledi. Bu nedenle İsrail’in yıllardır İran İslam Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmayı hedeflediğini belirten Ritter, Trump yönetiminin de bu stratejinin bir parçası olarak savaşa girdiğini ifade etti. Ancak Ritter’e göre savaşın gidişatı Washington’un planladığı gibi ilerlemiyor ve “Trump bu savaşta kaybediyor”.
Eski CIA subayı ayrıca Hürmüzgan eyaletine bağlı Minab kentindeki bir kız ilkokuluna yönelik saldırıyı sert sözlerle eleştirdi. Saldırıda Amerikan yapımı silahların kullanıldığını ve 180’den fazla çocuğun hayatını kaybettiğini hatırlatan Ritter, bunun açık bir savaş suçu olduğunu söyledi. Ritter’e göre ABD yetkilileri hedefin okul olduğunu bilmediklerini iddia etse de uluslararası hukuk gereği saldırıdan önce hedefin sivil olup olmadığını doğrulamakla yükümlülerdi. ABD Savunma Bakanı’nın bu tür kontrolleri zorunlu kılan kuralları kaldırmasının ise bu trajedinin yaşanmasına zemin hazırladığını belirtti. Ritter, bu saldırının sorumlularının bir gün mutlaka hesap vermesi gerektiğini vurguladı.
Ritter, Amerikan toplumunun savaşa bakışını da eleştirerek ABD halkının savaşın gerçek maliyetini anlamadığını söyledi. Ona göre Amerikalılar savaşı adeta bir video oyunu gibi algılıyor. ABD’ye getirilen birkaç askerin tabutu, 350 milyonluk bir ülkede ciddi bir toplumsal tepki yaratmıyor. Ritter, Amerikan kamuoyunun ancak ekonomik maliyetler arttığında tepki göstereceğini belirtti. Benzin fiyatlarının yükselmesi, gıda maliyetlerinin artması ve enerji fiyatlarının küresel piyasaları sarsması durumunda ABD toplumunun savaşa karşı daha fazla dikkat kesileceğini ifade etti.
Ritter’e göre savaşın en kritik noktalarından biri Hürmüz Boğazı. ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Caine’in İran’ın füze kapasitesini azaltma hedefinden söz ettiğini hatırlatan Ritter, ancak İran’ın hem füze hem de insansız hava aracı fırlatma kapasitesini koruduğunu söyledi. İran donanmasının yok edildiği yönündeki iddiaları da reddeden Ritter, asıl meselenin Hürmüz Boğazı olduğunu belirtti. Ona göre İran, donanmasına ihtiyaç duymadan da boğazı kapatabilecek kapasiteye sahip ve ABD bu hayati su yolunu açık tutmakta zorlanıyor.
Ritter ayrıca ABD’nin İran’ın askeri ve sanayi altyapısını hedef alma stratejisinin de başarısız olduğunu savundu. Çatışmanın başlamasından iki hafta sonra yapılan saldırıların çok geç kaldığını ve kritik ekipmanların büyük ölçüde tahliye edilmiş olabileceğini belirtti. Enerji tesislerinin hedef alınmasının ise İran’ın misilleme yapmasına yol açacağını ve bunun küresel enerji krizini derinleştireceğini söyledi.
Eski CIA subayına göre İran savaş boyunca önceden hazırlanmış stratejik planını değiştirmedi. İran önemli kayıpları absorbe etmeyi başardı ve operasyonel planını sürdürdü. Ritter, İran’ın ABD’nin atacağı adımları önceden öngördüğünü ve özellikle enerji güvenliği üzerinden küresel ekonomiyi etkileme kapasitesini stratejik bir baskı aracı olarak kullandığını ifade etti.
Ritter ayrıca İran’da yeni liderin seçilmesinin dünya için önemli bir mesaj taşıdığını söyledi. Ona göre İran’ın yeni bir lider seçmek zorunda kalmasının nedeni ABD ve İsrail’in Ayetullah Seyyid Ali Hamaney’i hedef almasıydı. Washington’un bu suikastla İran halkını ayaklandırmayı amaçladığını belirten Ritter, ancak bunun tam tersinin yaşandığını söyledi. Ritter’e göre ABD, İran toplumunun inanç temellerini, Şii geleneğini ve şehadet kültürünü anlamakta başarısız oldu.
Ritter, İran Anayasası’nın kriz dönemlerinde bile devletin işleyişini sürdürebilecek esnekliğe sahip olduğunu belirtti. Bu süreçte Cumhurbaşkanı, Yargı Erki Başkanı ve Anayasa Koruyucular Konseyi tarafından belirlenen üst düzey bir dini otoritenin geçici liderlik mekanizmasını yürüttüğünü hatırlattı. Daha sonra Uzmanlar Meclisi’nin yeni lideri seçmesiyle sistemin sorunsuz şekilde devam ettiğini söyledi.
Ritter sözlerini şu değerlendirmeyle tamamladı: “İran halkı açıkça gösterdi ki eğer hedef, liderin suikastıyla halkı sokaklara dökmekse, evet insanlar sokaklara çıktı. Ama onlar rejime karşı değil, onu desteklemek için oradalar. Bu olay bize İran devletinin çökmeyeceğini açıkça gösterdi.”
yorumunuz