Ehl-i Beyt Haber Ajansı ABNA- PKK ve onun güdümünde siyaset yapan parti-ler: “Eğer PKK, silahlı mücadele olmasaydı, Kürtler hiç bir hakkı elde edemezdi!.. O nedenle bize destek vermek zorundasınız!” diyerek Kürtlerin kendilerine mahkum-mecbur olduğu propagandasını yapıyor. PKK ve uzantıları, bu argüman üzerinden Kürtleri tehdit etme ve sindirme hakkını kendinde buluyor.
Oysa durum bunun tam tersi. PKK ve silahlı mücadele 30 yıldır sadece Kürtlere değil, bütün Türkiye'ye büyük acılar yaşattı. Bin yıllık kardeşliğin, birlikteliğin arasına kan ve ayrılık soktu. Dün kimse, kimin Kürt, kimin Arnavut, kimin Abaza-Gürcü olduğuna bakmaksızın kız alıp verirken, ortaklıklar kurarken; PKK'nın milletin arasına silahla girmesinden sonra: “sen nerelisin?”, “nesin?” soruları sorulmaya başlandı. Buyurgan devlet vatandaşa zulmederken, ezerken Türk, Kürt, Çerkez ayrımı yapmıyordu. Şeyh Said İskilipli Atıf Efendi'den daha masum değildi. Menemen mizanseni Dersim katliamından geri kalmıyordu. Sadece Kürtlerin değil, başta kara Türkler olmak üzere bütün kesimlerin (Alevilerin, İslamcıların, Azınlıkların vd.) devletle problemleri vardı. Ancak PKK problemi şiddetle çözmeye kalkıştı ve sadece devletle değil, Kürtlerle toplumun diğer kesimleri arasına da kan bulaştırdı, husumet soktu. Kürtlerin diğer kesimlere göre daha büyük problemleri vardı; ama sorun demokratikleşmeyle, devletin dönüştürülmesiyle çözülebilecek bir sorundu. Devletin üzerine çöreklenmiş Ergenekon tarzı örgütlerle, derin yapılarla hep beraber mücadeleye ihtiyaç vardı. Nitekim son yıllarda yaşanan demokratikleşmeden, derin yapıların temizlenmesinden Romanlardan Alevilere, Kürtlere kadar bütün Türkiye yararlanıyor; yararlanmaya devam edecek!
Türkiye'de devlet ciddi bir değişim geçiriyor; demokratik reformlar, dönüşümler yaşanıyor. Kürtler bu dönüşümden en fazla yararlanan kesim. Ama bütün bu açılımlara, gelişmelere rağmen, Kürtlerin Marksist, ateist, şiddet ve silah kullanan bir örgüte ve onunla organik bağı olan siyasal partiye destek vermeleri, Kürtlerin haklı demokratik mücadelesinin sorgulanmasına neden olacaktır. Kürtler, bu hareketle yollarını ayırama-maları durumunda, sadece Kürtlere değil, Türkiye'ye yazık edeceklerdir.
“PKK, Apo olmasaydı bu haklar elde edilmezdi” argümanı gerçek değil. Bilakis, APO ve PKK Kürtlerin haklarının önünü tıkadı. Eğer PKK ve terör olmasaydı, Kürtlere verilecek haklar konusunda Türk toplumu, siyasal Partiler direnç göstermezlerdi. Zira daha dün, Kürtler için yasaklanan pek çok hak, diğer kesimler için de yasaktı, sıkıntılıydı. Beyaz Türkler hariç, bu ülkede herkes dışlanmış, ötekileştirilmişti. Devletin nimetlerinden, siyasi ve ekonomik rantından bir aristokratik azınlık nemalanmaktaydı. Demokratikleşmeye paralel, ülkedeki bütün kesimler haklarını-özgürlüklerini kullanmaya başladılar. Ancak devletle, toplumla Kürtler arasına silahla-şiddetle giren PKK çözümü zorlaştırdı. Kürtlerle diğer kesimler arasına nefret-ayrılık tohumları ekti.
Gelinen noktada PKK Kürt haklarının önündeki en büyük engeldir. Örgütün kullandığı şiddet, Kürtlere verilecek haklar karşısında milliyetçi-ulusalcı söylemleri geliştirmiştir. Eğer bu gerilim olmasaydı, Kürtlere ait hakların alınması her hangi bir demokratik hakkın alınması kadar kolay olacaktı. Batıdaki insanlar bölünme fobisi yaşamayacak; Kürtlere mesafeli olmayacaklardı. Belki de, devlet karşısında Kürtlerin haklarının baş savunucusu Türkler olacaktı.
Son zamanlarda PKK ve şehirlerde yapılanmış silahlı örgüt KCK, kalabalıklara, sokaklara hükmedemiyor; insanları toplayamıyor; topladıklarını maniple edemiyor. Nevruzda BDP milletvekillerinin sergiledikleri provakatif hareketlerin bir nedeni, yeniden aday olabilmek için örgütün gözüne girmek ise de; asıl nedeni kalabalıkları kışkırtama-malarıdır. Tahriklerine 10-12 yaşındaki bir gurup çocuktan başka kimsenin itibar etmemesi, vekilleri şirazeden çıkartmıştır.
Önümüzdeki seçimler, silahın gücüyle Kürtleri istismar eden PKK'ya ve onun siyasi hareketine tavır alabilmeleri için, Kürtlere iyi bir fırsat sunuyor. 12 Haziran, Kürtler için normalleşmenin, demokratik yollarla çözüm aramanın, ayrılıkçı kesimlere itibar edilmediğini göstermenin aracı olabilir. Umarız AKP yerel seçimlerde gösterdiği basiretsizliği göstermez ve Güneydoğu'da isabetli, dürüst, kabul görecek adaylar çıkararak Kürtleri BDP'ye oy vermeye mahkum etmez. BDP oylarında meydana gelecek sembolik düşüşler dahi demokratik çözüm arayışının, birliktelik tavrının göstergesi olacaktır!..
PKK-BDP-KCK: “Biz olmasaydık Kürtler hiçbir hakkı elde edemezlerdi!“ diyerek Kürtleri kendi safında tutmaya çalışıyor. Bu yanlış bir çıkarsama. PKK ve terör olmasaydı, Kürtler demokratik haklarını ciddi bir muhalefet olmaksızın alabileceklerdi. PKK, Türkiye'nin demokratikleşmesine ters bir dalga işleterek Kürtleri istismar ediyor; sıkıntılara, güvensizliğe, teröre salıyor. Kürtler, PKK ve terörden kurtuldukları oranda güçlenirler. Hak talepleri demokratik yollarla daha rahat ve yaygın kabul görür. Müslüman Türk insanı ırkçı değildir. Bizim (Kürtlerle ortak) medeniyetimiz, tarihte herhangi bir kesimin, azınlığın dilini-dinini yasaklamamıştır. 20. yüzyılda yaşanan kısıtlamalar, engeller bürokratik, aristokratik yapılardan kaynaklanmıştır. Bu yapılardan en çok çeken unsurlardan birisi de Müslüman Türklerdir.
Yard. Doç. Dr. Mahmut AKPINAR