Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- İran İslam Devriminden sonra yaşanan bölgesel değişimler ve Sovyetler Birliğinin dağılması, küresel dengelerin ve stratejilerin köklü değişikliklere gebe olduğunun izlerini taşıyordu…
Küresel sömürü düzenleri, egemenlik alanlarını sınırlayacak, hedeflerini sonuçsuz bırakacak ve bölge halklarının direniş kültürünü besleyecek ‘’ siyasal bir doktrinle ‘’ karşı karşıya kaldılar…
Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte ‘’ baskın güç ‘’ olarak ortaya çıkan ‘’ batı-egemen ‘’ ittifak, karşısında İran İslam Devrimiyle yükselen ‘’ siyasal bir irade ‘’ buluyordu…
Karşısında eski Doğu Blokundan daha kararlı bir irade bulan küresel güç ittifakı, köklü değişikliklerin hazırlığına başlıyordu.
Özellikle son otuz yılda yaşanan Ortadoğu eksenli gelişmeler, bölgesel etki alanlarını aşarak, küresel dengeleri zorlayıcı çizgilere ulaştı.
İran’da gerçekleşen İslam devrimi, din, dil ve ırk ayrımı yapmayan, Kuran’ın siyasal boyutunu ve İslam’ın yönetim anlayışını, ‘’ doktrinel ‘’ açıdan hayata geçiren evrensel bir anlayışı, sosyal adalet, direniş ve özgürlük kültürüne dönüştürüyordu…
Bu kısa hatırlatma, bugün yaşanmakta olan sancılar, Ortadoğu’da meydana gelen olaylar ve yaşanan zorlu iktidar savaşlarının daha sağlıklı analiz edilmesi için zorunlu bir hatırlatmaydı…
Küresel güçlerin Ortadoğu’da gerçekleştirmek istedikleri revizyon, İran İslam Devrimiyle etkisini hissettiren, İlahi-İslami doktrinin ortaya koyduğu direniş kültürü karşısında yenilgiye uğradı…
Tunus’tan başlayarak, Pakistan’a kadar uzanan hedeflerinin bir kısmını hayata geçiren küresel sömürü sistemi, Suriye’de ciddi bir tıkanıklık yaşadı…
Ortadoğu’daki değişim ve direnişin kaderini, Suriye realitesi ve Müslümanların bu noktada ortaya koyacakları kararlılık belirleyecek.
Suriye’de yaşanan olaylar hakkında, çok şeyler yazıldı ve konuşuldu…
Sömürenler ve direnenler arasında yaşanan bu zorlu mücadelede taşlar yerine oturdu. Kimlerin, hangi amaçlara hizmet ettiği anlaşıldı. Saflar, iyice belirginleşti.
İbret verici olan ise safların netleşmesiyle birlikte, mücadelenin dozunun da artıyor olmasıdır.
Özellikle iletişim ve medya teröristlerinin yıkıcı saldırıları artarak devam ediyor.
Şam’da gerçekleşen DAVUTOĞLU-ESAD görüşmesinin ardından yapılan yorumlar ve ısmarlama haberler, Batı’nın bu amaçtan kolay kolay vazgeçmeyeceğini gösteriyor.
Batılı ve bazı Arap medya kaynakları, Türkiye’ye özel bir misyon yükleyerek, Suriye konusunda çözümün tek adresi olarak gösteriyor ve Türkiye’nin askeri müdahale yönünde bir adım atmasına zemin hazırlıyorlar.
Söz konusu bu çabanın altında yatan amaç ise Suriye’ye karşı yapılacak bir askeri müdahale için BM kararına duyulan ihtiyaçtır.
Çin ve Rusya’nın veto haklarını kullanacakları bir oylamadan, askeri müdahale yönünde bir karar çıkmayacağını gördükleri için NATO üyesi olan Türk ordusunun, Suriye’ye askeri müdahalesine zemin hazırlanıyor.
Türk ordusu müdahale ettiğinde, haliyle üyesi olduğu NATO ve batılı diğer müttefikleri de bu müdahaleye eşlik etme önceliklerini kullanacaklardır…
Ancak bu yönde bir tercihin, Ortadoğu’da yaratacağı etkiler ve sonuçlar açısından ciddi anlamda sorgulanması gerekir.
Her ne kadar Suriye ordusunun operasyonları hakkında tavsiye niteliğinde açıklamalar yapmış olsa da, Tartus’da dünyanın en büyük deniz üslerinden birine sahip olan Rusya’nın, tepkisiz kalacağı düşünülemez.
Küresel dengeler açısından, ABD’nin nüfuzunun güçlenmesini istemeyen Çin, olası bir müdahalenin karşısında duracaktır.
Keza Lübnan ve İran da tepkisiz kalmayacaktır.
İran’ın, olası bir askeri müdahale karşısında göstereceği tepkiler ve sonuçları da çok açıktır.
Irak’taki kırılgan yapı da göz önüne alındığında, olası bir askeri müdahale, bölgeyi cehenneme çevirmek için yeterli olacaktır.
İşte tam da Amerika ve işbirlikçilerinin istediği budur!
Suriye’nin işgaline zemin hazırlama amacı taşıyan medyatik terör saldırılarının son örneği; THE TIMES’ın, Türkiye’nin Suriye politikasına yönelik öne sürdüğü şeytani telkinlerdi…
THE TIMES Gazetesinde kaleme alınan haberde; Türkiye’nin Suriye’ye iki hafta süre tanıdığı ve beklentiler gerçekleşmediği takdirde askeri müdahalenin yapılacağı belirtiliyor.
İslam coğrafyası üzerinde şeytani provokasyonları eksik olmayan İngiltere, medyatik saldırılarla Türkiye’yi, Suriye’ye karşı kışkırtıyor.
Türkiye’ye, sözde lider ülke misyonu yükleyerek, küresel çıkarlarına zemin hazırlayan batılı güçler, Müslümanları karşı karşıya getiriyor ve planladıkları yeni yüzyılın revizyonunu tamamlamak istiyorlar.
Şeytani telkinler aşılayan haberde, Beşşar Esad ‘’ ölüm makinesi ‘’, Tayyip Erdoğan da ‘’ çok çabuk sinirlenen ve ihtiraslarının karşısında durulamayacak ‘’ biri olarak tanıtılıyor!
Tek başına bu cümle, söz konusu haberin amacını anlamak için yeterlidir.
Türkiye Ortadoğu’da ve İslam coğrafyasının tamamında bir saygınlık kazanmak istiyorsa, bu saygınlığı ancak bölge halklarının ve Müslümanların çıkarlarını koruyarak kazanabileceğini görmeli ve dış politikasını da bu yönde belirlemelidir.
Batı ile müttefik bir kompozisyonun, İslam ülkelerine model teşkil edeceğini düşünmek, ciddi bir yanılgı ve ütopyadır!
Model ülke olmak, ‘’ yıkıcı ‘’ anlayış yerine, ‘’ yapıcı ‘’ bir anlayış benimsemekle mümkündür.
Sedat AKMERCAN