Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Aslında Arap baharı yaşayan halk da şaşkın!... Çünkü onlar Erdoğan’ı “İsrail’e kafa tutan, son halifenin topraklarından gelen ve Osmanlı’nın varisi İslamcı biri” olarak bekliyor ve seviyorlardı… Erdoğan’ın İslam yerine Batı laikliğini tavsiye etmesi- aslında dayatması- onlarda da soğuk duş etkisi yaptı kuşkusuz… Ve Mısır İhvan’ı oldukça da sert bir karşılık vermede gecikmedi…
Sahi Erdoğan neden Ortadoğu’da seviliyordu? “One minute” olayından sonra Davos fatihi ünvanıyla göklere çıkarılan Erdoğan’ın, İsrail’e karşı söylemleri değil miydi onu sevgide zirveye taşıyan? Elbette Türkiye iç siyasetindeki başarıları da işin katalizörü olmuştur. Ama en önemli saik, İsrail tarafından bunca ezilmiş, aşağılanmış, zelil edilmiş ve yöneticilerinin ihanetleri ile o koskoca kütlesine rağmen zebun olmuş Arap Halkını hislerine tercüman olan İsrail karşıtlığı onu “gönüllerin sultanı” yapmıştı… Üstelik o, Son halifenin yaşadığı topraklardan, Osmanlı ruhunu ve rüzgârını getirdiğini belli eden söylemlerle geliyordu… Üstelik Sünni idi… Batının ihanetleri ile yüzyıllardır acı çeken halk, artık İslami vurgularla ve “Batının şımarık çocuğu” İsrail’e rest çeken, onu sözleri ile aşağılayan, ona kafa tutan bir lider olarak gördükleri Erdoğan’a “İslam Dünyasının lideri” muamelesi yapmaya başlamışlardı… Nasıl olsa İran ve Hizbullah’ın çeşitli “mezhebi” söylemlerle gönüllerden silinme operasyonu da “başarıyla” sürüyordu… Ama o “Laiklik” vurgusu ve Laikliği sevdirme misyonu hayal kırıklığı yaratıvermişti işte…
Yıllardır Batı ve batılı değerlerden çekmişlerdi ne çekmişlerse… ABD, gittiği her yere “demokrasi götürüyorum, özgürlük götürüyorum, bu da laik, seküler demokrasiden geçer” diye diye kan ve gözyaşı taşımamış mıydı? Batı’nın alternatifi gördükleri bu “Müslüman Lider” neler söylüyor böyle? Kimin sistemini, nereye tavsiye ediyor?
Türkiye İslamcıları da şaşkındı… Kimisi biraz buruk, biraz kızgın söylenip duruyor, Erdoğan’a toz kondurmayan kimileri ise olayı tevil etmeye girişiyordu… Erdoğan’ın bahsettiği “Laklik” aslında bizim anladığımız laiklik değildi… Kastedilen “özgürlük”tü … Erdoğan yanlış anlaşılmıştı…. Yeni Akit’ten Abdurrahman Dilipak olayı şöyle tevil ediyordu:
Erdoğan’ın laikliğe yüklediği anlamla, İhvan’ın karşı çıktığı laiklik aynı şey değil. Sonuçta bir iletişimsizlik sözkonusu..”
…
Bana kalırsa demokrasi ve laiklik kelimeleri yerine içeriğini söylemek daha anlamlı olacaktır.
Mısır’da istenen İslami bir yönetim. Burada laiklik ve demokrasiyi bir kenara bırakalım ve şöyle söyleyelim, bakalım karşı çıkan olacak mı: “Biz herkesin inandığı gibi yaşadığı, düşündüğünü özgürce ifade edebildiği, farklılıklarımıza rağmen barış içinde bir arada yaşayabileceğimiz, adaletten, barıştan, özgürlükten yana, katılımcı, çoğulcu ve şeffaf bir yönetim istiyoruz.” (Erdoğan’ın dilinden laiklik ve demokrasi-Yeni Akit-17.09.2011)
Ama Mısır halkını, hele de İhvan-ı Müslimin’in böyle düşünmediği çok açık…
Yine Yeni Akit’ten Yavuz Bahadıroğlu’da tevil kervanına katılanlardan… Yazısına;
Bence, Sayın Başbakan’ın “laiklik” vurgusu bu amacın çok çok dışında ele alınmalı...
Bir kere insanımızın sıkıntısı laiklikten değil, amacı aşan uygulamalardan kaynaklanıyor.
…
Geçmişte laiklik adına yapılanlara bakarsanız tepkinin asıl kaynağını görürsünüz...
…
“Başbakan’ın “korkmayın” dediği laiklik herhalde bu tür bir laiklik değildir...
Demokratik ülkelerde uygulanan laiklik de zaten bu tür bir laiklik değildir.” (Yavuz Bahadıroğlu- Ama Hangi Laiklik?-Yeni Akit-16.09.2011)
Hakan Albayrak ise, yine Yeni Türkiye Misyonu ve Erdoğan fenomeni ile süslediği yazısının sonunda bu konuya değiniyor ve
“Bir de, Müslüman mahallesinde salyangoz satmaktan, "Bunlar BOP çerçevesinde hareket ediyor" diyenlerin ekmeğine yağ sürerek Arap sokağında Türkiye'nin niyeti hakkında soru işaretleri doğurmaktan kaçınmamız lazım.
Başbakan'ın Mısır televizyonunda başlattığı laiklik tartışması maalesef böyle bir şey.
Bu konuyu ayrıca konuşalım.” Diyor…( Hakan Albayrak-Bir Çağ kapanıyor, Bir Çağ Açılıyor-Yeni, Şafak-17.09.2011)
Kızgın ve buruk olanlar ise itidali elden bırakmamaya gayret ederek, ama burukluklarını da gizleyemeyerek yaklaşıyorlardı olaya… Haksöz’den Kenan Alpay şöyle diyor:
“Türkiye modeli, lider ülke Türkiye, Orta Doğu’nun lideri Erdoğan vs gibi oldukça iddialı fakat bir o kadar da hamaset içeren sloganlarla yol alabilmek mümkün değil. Bugün laikliği teklif ettiğimiz Mısır’a, Libya ve Tunus’a yarın Atatürkçülüğü, öbür gün muhafazakar demokrasiyi sonrasında da NATO üyeliğini mi teklif edeceğiz acaba? İyi de bu kadar büyük bedeller ödeyen kardeşlerimiz bu çirkin kötülüklere kavuşmak için yola çıkmamışlardı ki! Kardeş halklardan yükselen ilgi ve sevgiye karşı şımarmak, gururlanmak hatta kendini model olarak dayatmak hiç de hayırlı bir duruş sayılmaz.
Ergenekon ve Balyoz cuntasına karşı mücadele ederken bu tür devlet çetelerinin ideolojik kaynağına, Kemalizme karşı açık ve net bir mücadele verilememesinin hem muhafazakar siyaset anlayışıyla hem de otoriter-totaliter kadro ve kurumların gücüyle bir ilgisi olması gerekir. İsrail’in Gazze ve Mavi Marmara gemisi katliamlarını eleştirirken Siyonist işgal ideolojisini ve devletinin varlığını tartışmaya açamamanın beraberinde getirdiği zaaf da aynı perspektiften neşet ediyor.
(Kenan Alpay-Haksözhaber-Türkiye’nin Mısır ve İsrail Siyaseti- 15.09.2011)
Ve yine Selahattin Eş , çok uzun yazısında Erdoğan’a şöyle sesleniyor:
“Tayyib Bey! 'Laiklik dini'nin baskısına teslim olmayınız!
Ona yeni bir yorum getirmek sizin işiniz değil!”
Ali Bulaç ise, oldukça soğukkanlı yaklaştığı olaya çarpıcı tespitleri ile açıklık getiryor:
“Başbakan'ın Ortadoğu gezisi sürerken Malatya'da NATO'nun füze kalkanı sistemi yerleştirildi. Ortadoğu seferinin gölgede bıraktığı en hayati olay buydu.
Bu geziyi "Türkiye'nin başlayan çağı" olarak takdim edenler üç önemli noktayı atladılar: İlki Başbakan'ın Gazze'ye gidişine Mısır izin vermedi. Demek istedi ki, "Türkiye tek başına bu işin patronajlığını üstlenmeye kalkışmasın". İkincisi Başbakan'ın Tahrir Meydanı'nda konuşma yapmasına karşı çıktılar. Demek istediler ki, "Ortadoğu'da toplumsal değişimin kendine özgü iç dinamikleri var, Türkiye, eğer kendi rengini vurmak istiyorsa biz bu işte yokuz". Üçüncüsü ve elbette en dramatik olanı Başbakan'ın Ortadoğu'ya "Laiklikten korkmayın, anayasalarınızı laiklik zemininde hazırlayın" şeklinde tavsiyede bulunması ile bunun Müslüman Kardeşler tarafından olabilecek en sert bir biçimde tepkiyle karşılanması. İhvan adına konuşan Mahmut Gazlan, Erdoğan'ın sözlerini büyük bir düş kırıklığıyla karşıladıklarını belirtti: "Bu bizim içişlerimize karışmaktır. Başka ülkelerin deneyimleri klonlanamaz." (Ali Bulaç- Ortadoğu’ya Türk Laikliği-Zaman-17.09.2011)
Milli Gazete de bu söylemi manşetten mahkum ediyor ve şunları yazıyor:
“Erdoğan'ın laiklik tavsiyesi, özgürlük için günlerce sokaklarda kalan Mısırlılar ve yıllardır Mübarek rejiminin zulüm ve baskısına maruz Müslümanları ve İslami teşkilatları şok etti.
Mısır'da halk tarafından Kur'an-ı Kerim'ler ve "hoş geldin sevgili özgür Müslüman lider" pankartlarıyla karşılanan Erdoğan'ın, Mısır'ın yeni yönetiminin "laik" olması gerektiği sözleri büyük bir şaşkınlık ve tepkiyle karşılandı. Kendi inanç ve değerleri doğrultusunda yeni bir yönetim ve anayasa yapım süreci için mücadele eden Mısır halkı, batının empoze ettiği laikliğin kendilerine model olarak sunulması karşısında şaşkına döndü. Laiklik çıkışı, Erdoğan ile ilgili İslam dünyasının lideri ve kahramanı benzetmelerini tam anlamıyla hayal kırıklığına uğrattı.
(Milli Gazete- 16.09.2011)
Evet, biz Türkiye’de en ufak bir dini çağrıştıran harekete karşı laiklerin “Türkiye laiktir laik kalacak” sloganlarına alışmıştık. Ama Türkiye İslamcılarının, Ortadoğu’daki Müslümanlara karşı “Ortadoğu laiktir laik kalacak” anlamına gelen sloganlarına şaşırdık gerçekten… Hayır, hükümetin yolunun bu olduğunu biliyorduk da, İslamcılıktan Laikliğe savrulan kardeşlerimizin tutumu bizi şaşırtan… Nedir bu? Sofra etkisi mi?...
MUHSİN KÜÇÜKER