16 Aralık 2011 - 05:34

Allah’ın adıyla Hükümet tarafından gündeme getirilen yeni bir proje ile karşı karşıyayız. Adına Kürt lisanı ile ''Mele'' denilen projenin amacı Güneydoğuya has gözükse de projenin amaçları incelendiğinde hiç de öyle değil. Proje açıklanmadan daha önce de bir takım resmi yazılar ile Caferi diye adlandırılan Şia, Ehl-i Beyt (as) mensuplarına ait camilerin ve burada görevli din alimlerinin Diyanet bünyesinde olmaları istenmişti. Tabi bu yazışmalar sonuç vermedi. Şimdi ise açıkça hükümetin en resmi ağzından açıkça deklare ediliyor. Bakınız yaşanan gerçekler ortada iken mesele farklı yönlere çekilmek isteniyor. Zaten 'mele ' denilen bu zevatların bir çoğusu geçmiş dönemlerden beri Diyanet çatısı altında görev yapmakta hatta emekli olanların da sayıları az değildir.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Meselenin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Cumhuriyetle birlikte medreseler kapatılmıştır. Tevhid-i Tedrisat kanununa göre din eğitimi ya yüksek islam enistitülerine ya da sonradan imam hatip liselerine sonrdan ise ilahiyat fakültelerine kaydırılmıştır. Devletin resmi okullarında bilinçli/yanlı şekilde din eğitimi verilmiştir ve hala da devam etmektedir. Ancak medrese tarzı din eğitimi illegal şekillerde devam edegelmiştir.Bu medreselerin coğrafyası da güneydoğu bölgemizdir. Sağırsultanda duymuştur ki 'norşin' medreseleri sünni molla yetiştiren bölgesel yerleridir. Birinci ve ikinci MC hükümetleri döneminde bu medrese ve diğer yerlerde tahsil gören binlerce kişi Diyanet bünyesine kadrolu olarak alınmıştır.

Sünni geleneğinin Diyanet bünyesinde çalışmama gibi endişesi olmamış, hatta neden alınmıyoruz diye de karşı çıkışlar sürekli olmuştur. Diyanet işleri başkanlığından emekli olan binlerce din adamı memur sayısı hükümetin elinde mevcuttur. Güney doğu insanımızın Şafii mezhebinden olması bile buna engel olmamış ve Şafii din adamlarının çoğu görev yaptıkları beldelerin Hanefi olmasından dolayıdır ki mezhep geçişleri dahi yapmışlardır. Konum onları anlatmak değil sadece bilgiyi akatararak esas konumuz olan Ehl-i Beyt as Alimlerinin Diyanet bünyesine katılmalarını konuşmak.

Fıkhi ve tarihi gerçekler bu çatı altında toplanmayı asla kabul etmez. Fıkhi ve tarihsel sürecimizi inceleyen akıl sahipleri ve meselelere objektif bakanlar görecektir ki Kur’an ve Ehl-i Beyt as mektebinin hükümet olarak yaşandığı yerlerde dahi böyle bir çatı ve oluşum asla yoktur ve gündeme bile gelmez. Allah cc zuhrunu acil eylesin beklenen adalet güneşi hz Mehdi as gelene dek de bu hat bu şekilde devam edecektir.

Türkiyemizde Şia inancını taşıyan milyonların durumları incelendiğinde vatan toprakları için canlarını seve seve verecek kadar asil yurttaşlardır. Hem tarihimiz hem de verdiğimiz şehitlerimiz bunun kanıtıdır. Bizler hiç bir yerden yönlendirilmeyen ve vatanımızı kutsal bilen asil vatan evlatları dinimizi inandığımız değerler üzerinden yaşamayı insani ve yurttaşlık hakkı biliyoruz. Bu vatanın her çakıl taşında gözü olanın gözlerini oyacak kadar yurtsever canımızı ve kanımızı verecek kadar da fedakarız. Bir yazımızda değindiğimiz üzere Türkiyeli Şiilerin ekseriyeti Kars-Iğdır hattında binlerce şehidi olan Azeri Türkleridir. Ve hamd olsun On Dört masum(as) Şiasıyız. İnancımız ve tarihsel geleneğimiz gereği din alimlerimizin ve camilerimizin tüm giderleri fedakar Şii vatandaşlar tarafından karşılanmaktadır.

Bazı sözler var ki çok yersiz ve de gereksizdir. Bu vatanda yaşayan ve bu vatanın her evladı hem askerlik yapacak hem de çalıştığı kazancından vergisini ödeyecektir. Ayakta kalmamızın ve dünyada diğer milletlerle yarışmanın gereği de budur. O yüzden ticaret yapan, çalışan her Şii/Caferi vatandaş seve seve vergisini devletine ödemektedir. Bu bizim yurttaşlık bilincimizdir. Vergi veriyoruz veya askerlik yapıyoruz diye ekstra taleplermiz olacaksa daha hür daha geniş ekonomi daha modern ve kolay yaşamı tüm Türkiye de yaşayan Milletimiz adına isteriz. Elbette insanlar inançlarında hür ve rahat olmalı değil midir? Beraber yaşama kültürü artık evrensel yaşamın vazgeçilmez biçimi olmuştur. Başka inanç grupları ile yanyana onları incitmeden veya haklarını gasp etmeden yaşama İslam dininin de önerdiği yaşam biçimidir. Zorla kimse inanç baskısı yapmak hakkımız olamaz.

Madem bizim Fıkıhi ve Tarihi geleneklerimiz ve olmaz ise olmazlarımız var bu olmazları baskı veya çeşitli bahanelerle kendi eksenlerine çekme eğilimleri asla demokrasi ile bağdaşmaz ve bu oyuna temayüllü olanlar da bu suça ortak olurlar. Suriyede demokrasi isteyenler önce kendi ülkelerindeki uygulamaların demokratik olup olmadığına bakmalı değilller mi? Sonra hangi Şii yurttaş bu inancı ile birilerini rencide etmiş, hangi eylemleri ile devletinin güvenliğine zede vermiş ki ?

Eğer Hükümetimiz bu konuyu önemsiyorsa çok önemli bir esası gündeme getirmek istiyorum. Şöyle ki Şii alimleri derinlemesine ilim tahsil etmişleridir. Bu tahsillerinin sonucunda çok önemli birikimleri vardır. Kur’an’ın ve onun hak tercümanları olan yüce İmamlarımızın gösterdikleri nurani yolda elde ettikleri ilimler insanlığa hususen ülkemizin insanına çok yarar getireceğinden şu an titri olmayan ama aslen fakülltelerde prof. belkide daha ileri olan ilimleri ile ilim tahsil eden ilim talebelerine üniversitelerde kürsiler verilerek yarar sağlanabilir. Üniversitelerde verilecek görevler ile alimlerimiz ilmi konularda faydalı olacaklardır. İlahyat fakülteleri camilrde görev yapmayan alimlerimize bu görevi verirlerse çok faydalı da olcağına inanıyorum. Ancak şii yurttaşlar Diyanet değil farklı ad altında tesis edilecek kurumlar da olsa maaşa bağlanılarak devlet memuru statüsündeki bir alimin arkasında namaz kılmayı ve ibadet etmeyi kesin haram bilmektedir. İçtihad makamlarına bağlı olarak yaşayan Ehl-i Beyt as yarenleri Müctehid makamındaki yaşayan merciilerinin fetvaları gereği de bu meseleyi uygular.

Alimler dışında biz şiiler devletiin tüm kurum ve kuruluşlarında ve ülkemizin her karışında ve tüm yerlerinde çalışırız. Farz ibadetlerimizden sonra çalışmayı da ibadet sayarız. Çatı meselesi sadece dini olguyu kapsar.

Bu güzel Vatanın evlatları olarak birlik ve beraberliğimize gelecek her türlü tehdit bizim göğüslerimizde eriyerek yok olacaktır. Bedir’den Uhud’a oradan Kerbela’ya oradan Çanakkale’ye uzanan şehadet zinciri vatanımızın güvenliği söz konusu olduğunda her an olacaktır.

Bu konuda açıklama yapmakta gecikmeyen Avrupa Ehlibeyt Alimleri Birliği’ne teşekkürlerimi bildirirken dayatmalar karşısında tüm sivil toplum kuruluşlarının özellikle de Türkiye Ehl-i Beyt Alimler Birliği’nin gerekli açıklamalar ile konuyu aydınlığa kavuşturcaklarına inanıyorum.

HÜSEYİN CAHİT