21 Ocak 2012 - 20:30

Allah’ın adıyla Türkiye arkasını Amerika’ya dayamış olarak ve Amerika’yla aynı kulvarda olmanın rahatlığıyla aktif dış politika uygulamaktadır. O kadar aktif dış politika uygulamaktadır ki yerinden kalktığı gibi Irak’a ve Suriye’ye çatabilmektedir. Bölgeye çeki düzen vermede büyük sorumluluk duymaktadır. Özellikle Amerika’yla problemli olan ülkeleri hizaya getirme konusunda gerekeni yapmaktadır.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Amerika ile baş başa vermiş, Avrupa’yla aynı doğrultuda olmanın rahatlığı ve Arap ligi ile günlük görüşmelerden aldığı destekle komşularımıza karşı hadlerini bildirici politikalar ortaya konmaktadır. Irak yargısının Haşimi’yi yargılamasının uygun olup olmadığına karar vermede kendini hak sahibi görebiliyor. Irak mahkemelerine göre yargılanması gereken Haşimi’nin, yargılanmamasının gereğini rahat bir şekilde söyleyebiliyor. Irak başbakanının ne yapması gerektiğini, dünyanın gözü önünde ifade ediyor.

Dışişleri bakanımız Suriye’deki muhalefeti Türkiye’nin oluşturduğunu söyleyebiliyor. Rahat bir şekilde, defalarca Beşşar Esad’ı uyardık diyebiliyor. Suriye muhalefetine aylardır ev sahipliği yapmada mahsur görmüyoruz. Beşşar Esad’ın devrilmesi için Arap ligi ile tam bir dayanışma içerisinde olabiliyoruz. Sayın Beşşar Esad’a, Kaddafi’nin akıbeti hatırlatılabiliyoruz. Eski dostumuz Kaddafi’nin yok edilmesinde de çok aktif bir mücadele ettik. Komşulara karşı bundan daha aktif bir politika olamaz. Suriye’de olmasını istediğimiz devrimin en aktif bir devrimci lideri gibi mücadele ediyoruz. Hulasa çok aktif bir politika uyguluyoruz. Aktif bir politika uygulanmaya uygulanıyor da acaba bu aktifliğin sebebi nedir?

Bir kere Amerika ve işbirlikçileriyle baş başa vererek komşularımıza cesaretle yüklenmeyi insani bulmak mümkün değildir. Amerika’nın her zaman hedefinde olmuş olan Beşşar Esad’a yüklenmek bir Müslüman olarak zorumuza gidiyor. Beşşar Esad’ın kimse hayatını ve inançlarını sorgulamasın. Eğer sorgulanacak bir şey varsa Amerika’yla ortak düşmana (ki o düşman komşumuzdur) sahip olmak sorgulansın.

Türkiye, Beşşar Esad’ın kısa zamanda yıkılacağı hesabı içerisinde ağzına geleni söyledi. Gitmeme ihtimalini görünce de, gitmesi için daha fazla gayret etme gereği duymaya başladı. Beşşar Esad görevinde kalırsa ne yapacağız hesabıyla, aleyhte bir şeyler yapma durumunda kalmak düşündürücüdür. Ne Beşşar’ı ne Maliki’yi isteriz cinsinden yaklaşımlar ancak Amerika ve işbirlikçilerini memnun eder. Aynı zamanda vatandaşlarımızı öldürmüş İsrail’le de dolaylı yoldan kontak kurma anlamına gelebilir.

Amerika’nın, Arap Liginin ve İsrail’in düşmanlarını karşısına alınca esip gürlemenin adı, aktif dış politika olmamalıdır. Katar gibi bir devlet de bu konuda fazlasıyla aktif bir politika izlemektedir. O kadar aktif ki Suriye’ye asker göndermeyi Arap Birliğine önerebiliyor. Aktif bir politika izlemeyi bir avuç kadarlık kukla Katar şeyhliğine yakıştırmak ne kadar komikse...

İsrail Lübnan’ı ve Gazze’yi bombalarken Arap birliği ve Türkiye aktif bir dış politika uygulayamadılar. İsrail’e yeter diyemediler. Toplanarak İsrail’le ilgili karar alamadılar. Amerika’ya uşaklık yapanların İsrail’le ilgili karar almaları beklenemezdi ve öyle de oldu. Hizbullah’ın İsrail karşısında başarı elde etmemesini istiyorlardı. Ama istedikleri olmadı. Amerikancı bu kesimler Lübnan’da kendileri gibi olan Saad Hariri’nin iş başında kalmasını çok istediler ama başaramadılar. Bu konuda Türkiye dışişlerinin de aktif bir politika uyguladığını Hizbullah yetkilileri beyan ettiler. Saad Hariri gibi Amerikan uşağı birine nasıl yardım ederiz diye düşünmek, insanlık dışı bir tutumdur.

Türkiye’nin Irak ve Suriye konusunda aktif bir dış politikayla bu komşularımızla ilişkilerimizi bozmamızın nedenlerini tespit etmeye çalışalım.

Acaba insani ve İslami nedenlerden dolayı aktif olduğumuzu söyleyebilir miyiz? Bu soruya olumlu yaklaşmak mümkün değildir. Maliki hükümetine ve özelde Maliki’ye hesap sorar bir uslupla yaklaşımda bulunmanın ne insani ve ne de dini yanı olamaz. Eğer mezhep savaşı endişemiz olsa her gün Şiilere karşı saldırı düzenleyenlere karşı olduğumuzu ortaya koymamız gerekir. Bu bağlamda Suud’la karşı karşıya olmamız gerekir. Terörün kaynağında Suud’un siyasi anlayışı ve destek verdiği dini anlayışlar vardır. Her gün bu çevrelerce desteklenen saldırılarda can veren Şiilere mezhebi gerginlik oluşturmayın yaklaşımında bulunmak, ne insani ne İslami’dir ve nede gerçekçidir.

Suriye konusunda da Sayın Beşşar Esad’a düşmanca yaklaşmanın insani ve İslami gerekçesi yoktur. Suriye’de Beşşar Esad, iddia edildiği gibi Türkiye’nin gayretleriyle oluşturulan kanlı muhalefet ortaya çıkmadan önce kardeş Esad’dı. Arap dünyasının en insancıl bir lideriydi. Her gün asker ve polisini bu kanlı muhalefet eliyle kaybeden bir sistem, karşılık verecektir. Bahreyn’de işgalci bir güç olan Suud, oradaki halk hareketini kanlı bir şekilde bastırırken insani ve İslami duyarlığımız harekete geçemiyor. Demek ki Suriye konusundaki aktifliğimizin nedeni insani ve İslami değildir.

Acaba demokrasinin Suriye’ye gelmesini istediğimiz için mi bu gayreti ortaya koyuyoruz? Buna da olumlu cevap vermemiz mümkün değildir. Ülkelere demokrasi götürme görevini bize kim verdi ki? Bu konuda en fazla işbirliğinde olduğumuz mürteci Katar şeyhliği ile birlikte Suriye’ye demokrasiyi götürmeyeceğiz herhalde.

Acaba “Şii hilali”ne mi karşıyız. Karşı olmamamız gerekir. Türkiye laik bir ülke olarak dine dayalı olmayan bir devlet olarak Şiiliğe ya da Sünniliğe karşı olması ya da taraf olması beklenemez. “Şii hilali” Amerikan uşağı Arap rejimlerini rahatsız etmektedir. Bu Arap rejimlerini Sünnilikle ifade etmekte mümkün değildir. Amerika’nın uşaklığını yapan Suud rejimini Sünnilikle ifade etmek başta Sünniliğe hakarettir. Ama “Şii hilalinden” Türkiye hükümetinin rahatsız olması için görünür bir sebep yoktur. Eğer görülmeyen bir sebep varsa orada bir hastalık vardır. Bunun tedavisi için ancak açık görüşlü olmak gerekir.

Yöneticilerimizin, ilahiyatçılarımızın ve aydınlarımızın Şiiliği tanımaması bu ülkenin en büyük eksikliklerinden biridir. Bilgisizliğe dayalı, endişeler ve görüşler maalesef ki bizlere yön verebilmektedir. Artık bölgemizde dışişleri bakanlığı yapacak kimselerin Şiiliği ve Şii Müslümanları belli oranda doğru tanıması ve anlamaya çalışmasının zamanı çoktan geldi. Şiiler bölgenin en aktif ve temiz siyaset sahibi unsurudur. Bir kere hiçbir Şii topluluğu Amerikancı değil ve teröre bulaşmamıştır. Dışişleri bakanının Şia’yı tanıma konusunda oldukça bilgisiz olduğunu düşünüyorum. Yanlış bilgi ve yorumların etkisiyle, bu topluluklara karşı yanlış yönelişlerin içerisindeler. Bu sorunu hâlihazırdaki anlayışı ve çevresindeki insanların yetersizliğiyle aşacağını düşünmüyorum. Belki de bu konudaki yanlışlığı, bölgenin felaketinde onları pay sahibi yapıyor.

Ülkemizde dış politikanın komşularımızda problemli hale gelmesinde önemli bir neden de, kendimizi doğru tanımayışımızdır. Sanki başkalarının işine yarayabilecek değerlerin sahibi olduğumuzu sanıyoruz. Hangi insani, İslami ve evrensel değere sahibiz de, mahrum olanlara ulaştırma sorumluluğunu duyuyoruz. Uluslar arası bir toplantıda insanlığa öneri şeklinde bile sunabileceğimiz hangi özel değere sahibiz? Laik bir dünyaya, laikliği önerme durumunda olmamız, egemen dünya anlayışını insanlara sunmaktır. Bu durumda olanların insanlığa sunacağı ne olabilir ki?

Türkiye komşularının asla güvenemeyeceği bir politika uygulamaktan hızla vazgeçmelidir. Bizi kardeş bilen Suriye yönetiminin bizlere güveni kalmamıştır. Kardeşim ve dostum dediğimiz ülkelere kısa zamanda düşman olmamız, dünyada güvenilecek bir ülke olmamıza büyük zarar vermektedir. Türkiye’nin bugün ve yarın ne yapacağı ve ne yapmayacağı herkese belli olan politikaların sahibi olmalıdır.

Türkiye’nin İslam ülkelerine lider olmasını düşünerek problemli ve gerçekçi olmayan hayallerin gölgesinde yanlışlar yapmaktan ülkemizi uzak tutmamız gerekir. Dış politika uygulayıcıları bunun farkına erken varırlarsa bir an önce zarardan dönmüş oluruz. Şunu da bilelim ki arkamızı dayadığımız Amerika artık bu bölgede gidici konumundadır. Komşularımızla her zaman buralıyız. Bizler özellikle komşularımızla “sıfır sorunlu” politikalara tekrar geri dönmeliyiz.

Hüseyin TAŞ