Bu sözler, Birleşik Devletler Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Orgeneral James Mattis'e ait. Mattis bu konuşmayı 2005 yılında San Diego'da Afganistan ve Irak işgalinin konuşulduğu bir panelde cephe deneyimlerini anlatırken yapmış, tüm dünyada büyük tepkiyle karşılanmıştı. Dünya kamuoyu Mattis'e ceza verilmesini beklerken, ABD yönetimi sadece "Sözlerini daha özenle seçerek kullan" ikazında bulunmakla yetinmişti.
"İnsanları vurmak çok eğlenceli" diyen Mattis, cezalandırılmak şöyle dursun, Başkan Obama tarafından ABD ordusunun dünya üzerindeki en hassas komutanlığı olan CENTCOM'un başına getirildi.
Peki Mattis'in yıllar önce yaptığı ve ABD ordusunun Müslümanlara nasıl baktığını daha iyi anlamamızı sağlayan bu konuşmayı şimdi niye hatırlattık? Türkiye'de kamuoyu MİT-yargı üzerinden başlatılan bir tartışmayla meşgul olurken ABD'nin Ortadoğu ile Asya'daki askeri operasyonlarının harekat merkezi olan CENTCOM'un Komutanı Orgeneral Mattis, sessiz sedasız Ankara'ya geldi.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve Savunma Bakanı Leon Panetta ile görüştüğü sıralarda, Mattis de Ankara'da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'le bir araya geldi. Görüşmede Ortadoğu'daki gelişmelerin ele alındığı açıklandı. Kürecik'teki füze kalkanı ile ilgili detayların görüşüldüğü görüşmede, Adana'daki İncirlik Üssü'nün daha aktif kullanımının da gündeme geldiği öğrenildi.
Bu görüşmenin neden önemli olduğunu anlamak için CENTCOM'la ilgili biraz bilgi aktaralım. 1983 yılında kurulan Birleşik Devletler Merkez Komutanlığı (CENTCOM), birinci Körfez Savaşı sırasında Suudi Arabistan'a yerleşti. O zamanlar başında 'Çöl Ayısı' diye tanınan Norman Schwarzkopf vardı. Irak ve Afganistan'ın işgalini gerçekleştiren CENTCOM'un başında yakın bir zamana kadar Çuvalcı General Petraeus bulunuyordu. Türk askerlerinin başına çuval geçirerek büyük tepki çeken Petraeus'un CIA başkanlığına atanmasının ardından CENTCOM'un Komutanı Orgeneral Mattis oldu.
2002 yılından sonra Katar'da inşa edilen El Udeyd Üssü'ne taşınan CENTCOM'un internet sitesinde yayınlanan bir haritaya göre sorumluluk alanındaki ülkeler ise şöyle:
Afganistan, Bahreyn, Mısır, İran, Irak, Ürdün, Kazakistan, Kuveyt, Kırgızistan, Lübnan, Umman, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Suriye, Tacikistan, Türkmenistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Özbekistan ve Yemen. Kafkaslar, Orta Asya ve Ortadoğu'nun neredeyse tamamının sorumluluğunu üstlenen CENTCOM'un ilgi alanında olmayan tek ülke var, o da İsrail.
İsrail'in İran'ı vurmakla tehdit ettiği, Türkiye'nin Suriye'yle savaşa sokulmaya çalışıldığı ve Irak'ta mezhep savaşının fitilinin ateşlendiği bir dönemde Mattis'in Ankara ziyareti gerçekten çok önemli. Gerek batı medyasında, gerekse Türk medyasında Ortadoğu'da haritaların yeniden çizileceği yazılıyor. Suriye'nin kuzeyinde bir tampon bölge oluşturulması ve bunun kontrolünün Türkiye'ye verilmesi planlarından söz ediliyor. Suriye'de uçuşa yasak bölge oluşturulması fikri açık açık dillendiriliyor. Washington'da yapılan ikili görüşmelerde, BM ve Arap Birliği toplantılarında Suriye'ye askeri müdahale seçeneği konuşuluyor. Suriye'de akan kanın durması ve insanların özgürleştirilmesi(!) için neler yapılması gerektiği ele alınıyor.
Tam da böyle bir dönemde Irak ve Afganistan'ı özgürleştiren ABD'nin, "Müslümanları öldürmek çok eğlenceli" diyen komutanı James Mattis, Ankara'da temaslarda bulununca, "Nereye gidiyoruz?" sorusunu sormadan edemiyoruz.
Kaynağı belirsiz para(!)
Türkiye ekonomisi için en büyük risk olan cari açıkta rekor üstüne rekor kırılıyor. Cari açık 2011 yılında yüzde 65.3 artışla 77.09 milyar dolara yükseldi. Dış ticaret açığı ise 89.4 milyar dolara çıktı. Ancak Merkez Bankası'nın açıkladığı rakamlarda en ilginç olan kalem ise, net hata noksan kalemi, yani Türkiye'ye giren kaynağı belirsiz para. Türkiye'ye geçen yıl gizemli bir şekilde giren 12.4 milyar doların kaynağı bilinmiyor.
Nereden geldiği belli olmayan bu para, cari işlem açığının azaltılmasında önemli bir kalem oldu. Yani ekonomiye bir miktar nefes aldırdı.
Türkiye'ye özellikle 2005 yılından beri kaynağı belirsiz para akışı sürüyor. Peki gerçekten bu paranın kaynağı belirsiz mi? Kira gelirini beyan etmeyen yüz binlerce insanı tespit edip mektup gönderen devletin, bu kadar paranın nereden geldiğini bilmemesine imkan var mı?
Turizm gelirlerinin yanlış hesaplanması, bavul ticareti, ihracat-ithalat rakamlarındaki tutarsızlık, yastık altından çıkan para veya yazım hatası gibi ihtimaller ortaya atılsa da, uzmanlar bu paranın bir şekilde yurt dışından gelmiş olabileceğini belirtiyor. Kuzey Irak'tan veya Arap baharı sonrası körfez ülkelerinden para getirilmiş olabileceği ihtimali üzerinde duruluyor.
Ancak devlet yetkilileri, kaynağı merak edilen bu para konusunda nedense sessizliğini sürdürüyor.
Uzmanlar Türk ekonomisinin sıcak paraya bağımlılığı konusunda bir süreden beri uyarıyor. Cari açık 77 milyar dolar seviyesinde seyrediyor. Bu rakam 2001 krizinde bile 10 milyar dolar civarındaydı. Yani Türkiye'ye her ay sıcak para girmeye devam etmezse, durum kritik.
Türkiye, Suriye, İran ve Irak gibi son derece hayati konularda masa başında kritik müzakereler yürütürken, ekonominin sıcak paraya bu kadar bağımlı hale gelmesi sizce de tehlikeli değil mi?
Amacım kriz tellallığı yapmak değil. Ama Irak'ın işgali sırasında ortalıkta dolaşan "At pazarlığı" suçlamalarını da unutmamak lazım.
Türkiye'nin Suriye planı ne?
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, geçtiğimiz hafta ABD'ye 5 günlük uzun bir ziyaret gerçekleştirdi. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'la bir araya gelen Davutoğlu, ilginç bir şekilde Savunma Bakanı Panetta ile de görüştü.
Medyaya yansıyan haberlere göre Bakan Davutoğlu, ABD'de muhataplarına Türkiye'nin Suriye Planı'nı sunmuş. Suriye'ye askeri müdahalenin de seçenekler arasında bulunduğu planda, diplomatik baskının arttırılması, muhaliflerin örgütlenmesi ve zor durumda olan halka yardım götürülmesi için bir insani koridorun açılması önerileri bulunuyormuş. Suriye'ye askeri operasyonu da içeren bu plan gerçekten Türkiye'nin mi, yoksa ABD'nin mi bilmiyoruz. Ama plan 24 Şubat'ta Tunus'ta yapılacak Suriye'nin Dostları toplantısında görüşülecek. Toplantıda muhtemelen Türkiye'ye bir eşbaşkanlık görevi daha verilecek. Toplantıdan bakalım ne sonuç çıkacak? Plan gerçekten de Türkiye'nin mi yoksa, ABD'nin mi? Bekleyip göreceğiz…
Ahmet Kayır