21 Kasım 2012 - 10:12

Dünya Alulbeyt Müessesi Genel Sekreterliği ile Irak Mukaddes Türbeler Genel Sekreterliğinin düzenlediği "İmam Hüseyin'in İnsanlık tarihindeki yeri" konulu sempozyumda sayın Prof. Dr. Hüseyin Hatemi'nin verdiği sunum

I- İnsanlık Tarihi ne zaman başladı?

Âdem Peygamber'in ilk peygamber olarak Arz'a hubütundan önce insana henüz ahlâki sorumluluk bilinci verilmemiş, "emânet"i yüklenmemişti. (İnsan =Dehr Suresi, birinci âyet: Hel etâ alel- insânu hıyn-un = min-ed-dehri lem yekün şey'en mezkûrâ! insan, anılmaya değer olmadığı bir zaman dönemi geçirmedi mi?)

İhlâs Suresi'nde buyurulduğu üzere: yegane Vacib-ul – Vücûd (Ahad) olan, kendisine denk ve eş bir Evvel ve Âhır varlık olmayan Allah, asla ve hâşâ isbata muhtaç değildir. Allah'ın varlığı evveli olmayan, âhiri olmayan yegâne varlıktır ve bu akli bir apaçıklıktır. İslam Düşüncesi'nde bu apaçıklılık (evidence, bedahat) "asâlet-i Vücud" olarak ifade edilir. Evveli ve âhiri olmayan Mutlak Varlık olmasaydı, esâsen biz de bugün burada olmazdık, hiçbirşey olmazdı.

Asâlet -i Vücud'un yerini "Asâlet-i Adem" alsaydı hatta böyle bir kavram da olmazdı. (Ex nihilo nihilum= Hiçten ancak hiç hâsıl olur, demek olur ki ortada hiçbir şey, hatta hiç kavramı dahi olmaz.)

Emir-ul-mu'minin bu apaçıklığı tam olarak idrak ve buna iman ettiği için, esasen seçilmişlerden, "en'amte aleyhim" den olduğu için, şöyle buyurmuştur:

"Perde kaldırılsaydı, kesin imanım da yâkıynimde bir çoğalma olmazdı".

Allah'ın esma-i hüsnâsı, sıfatları birbirinden soyutlanamaz. Sonsuz kudret ıssı olan Allah, "Vedûd" dur, Sevgi'nin ıssı, Rabbi, Ehli de O'dur. Kibriya ve ceberut ehli olduğu gibi, afv ve rahmetin, meveddet ve mahabbetin kaynağı da O'nun nezdindedir. Bu sebeple; Kâinat'ın yaratılışı, bir sevgi tecellisidir.

Arz; ahlâkı sorumluluk, irade ve sevgiyi seçme emâneti yüklenmiş olan insan için bir imtihan alanıdır ve bu imtihan ilâhi sevgi imtihanıdır. Adem, Arz'a, sevgi imtihanı alanına gönderilmiş ilk öğretmen, ilk okul öğretmeni iken, O'nun soyundan gelecek Son Öğretmen de, İlahi sevgi'nin en Yüce mazharı olan Resûl-i Ekrem'dir. (s.a)

Emir-ul-mu'minin (a. s) nuru da Nûr-i Muhammedi'den kaynaklanır ve Emir-ul Mu'minin ile, Resul-i Ekrem'in (s.a) parçası olan Seyyidetu Nisâul – Âlemin'in, Fâtıma'nın soyundan gelen diğer Ehl-i Beyt imamları ve bunlardan Seyyid-uş- Şühedâ (a.s) da işte bunlardandır.

İlk Peygamber Âdem ve eşi Havva'nın Arz'a indirilişyle ve Âdem'in tebliğiyle insanlık tarihi başlamıştır. (İnna hedeynahu's- Sebile İmmâ şâkiren ve immâ kefürâ: Biz O'na (insan'a) Yol'u gösterdik, yâ ilâhi Sevgi yolunu, Hayr'ı seçer ve bu ni'metin kadrini bilip şükredenlerden olur, yâhut reddeder. - İnsan Suresi, 76/3)

II- İmam Husyn'in (a.s) insanlık Tarihi'ndeki özel yeri

Kur'an-ı Kerim'de : İrade hürriyeti verilen insana "Yol'un gösterildiği" buyurulur. Bu da Allah'ın rahmet ve inayetindendir. Yol, İlâhî Sevgi yoludur ve insanlığa Allah'ın sevgi elçileri tarafından bildirilir. Bu sevgi elçilerinin cümlesi ma'sumdurlar.

İlâhi sevgi yolunu gösterecek olanlar fiilleriyle kendi gösterdikleri Yol'a aykırı davranırlarsa bu Allah'ın inâyet ve rahmetine uymaz. Yol'un gösterilmesi, İlahi Kelâm'ı tebliğ edenin ve Üsve-i hasene (Güzel, örnek) verenin de bu ilâhi Kelâm'ı tenâkuzsuz bir şeklide yaşamasıyla olur. Kendilerine Kitab vahyedilmese dahi, resullerin Allah'ın vahyiyle seçtikleri veli ve vasileri de resullerden sonra bu güzel örneği (Usve-i hasene) devam ettirmekle görevli oldukları için yine ma'sum olmaları gerekir. İşte İmam Huseyn (a.s) ilâhi Sevgi mazharı ve Nûr-i Muhammedi'nin aslî hâmili olan Resûl-i Ekrem'in (s.a) veli ve vasilerinden olup üçüncü Ehl-i Beyt imamıdır ve "hulefâ-i râşidînimin sayısı onikidir" hadis-i şerifinin belirttiği oniki Ehl-i Beyt imamının üçüncüsüdür. İlâhi Sevgi yolunun ulu şehidi olma görevi de insanlık Tarihi içinde İmam Huseyn'e verilmiştir.

Âdem'den İbrahim'e kadar bütün resuller bu bilgiyi sahip idiler. Merhum Ayetullah Ca'ferî-i Şûşteri'nin "El-Hasâis-ul- Huseyniyye" adlı eserinde bu konudaki rivayetler nakledilmektedir. (Farsça çeviri: Ali Keremi, 4. bası, Neşr-i Hâzık, Kum -İran, 1381 Şemsi – Hicri)

Bu kitabınTürkçe'ye çevrilmesi yararlı ve hayırlı olur. Hazret-i İbrahim (a.s) e kadar gelen Peygamberlerin Seyyiduşşuheda'yı bildiklerine ilişkin rivayetleri bu Teblig'in dar tutulması gereken sınırları içinde aktaramıyorum. Ancak, Kur'an-i Kerim'deki "Biz o'nu = İsmail'i Büyük Kurban ile fidyelendirdik" âyetinde zikredilen Büyük Kurban = Zibh-i Azim'in İmam Huseyn (a.s) olduğunu Merhum Ayetullah Şüşteri bu değerli kitabında belirtmektedir ki bu husus çok önemlidir. (Saffat Suresi, 107. âyet) Bu gerçeği ben ilk kez Merhum Muhammed İkbal-i Lâhori'den öğrenmiştim. İkbal , Rümuz-i Bi-Hodi adlı eserinde, İmam Huseyn (a.s)in özel yerini, Seyyid-uş – şuhedâlık makamını fevkalade güzel bir şeklide belirtir. "O aşıklar imamı, Fatıma'nın çocuğu,

Resul'ün (s.a) bağından hurriyet servi'si ! Allah Allah! Baba Bismillah'ın bâ'sı, oğul da Büyük Kurban= Zibh-i Azim'in ma'nası Allah Allah! Bâ-i bismillah Peder/ Ma'ni-i Zibh-i Azim âmed peser)

Huseyn'in (a.s) Kur'an-i Kerim'deki "Zibh-i Azim" olduğunun bilincine varılmaması, bu gerçeğin gizlenmesi için İbrahim (a.s) ile Allah'ın ahdinden beri Şerr'in icad ettiği bütün batıl kurguların ortadan kalkmasına, Neffasat-i filukad şerrinin, Vesvas-ul – Hannas vesveselerinin, İnsanlık Tarihi'ni Kur'an vahyinden sonra dahi bürüyen koyu zulmetin (Gaasıkin iza vekab) bertaraf edilmesine yol açar. Kevser Suresi'nin de anlamı ortaya çıkar. "V'enhar"da Zibh-i Azim'e işaret olduğu anlaşılır.

Resûl-i Ekrem'in (s.a) irtihalinden (24 ) yıl geçmişken "Gaasıkın iza vekab" tecelli etmiş, Kur'an-ı Kerim mızraga geçilmişdi. Bir yirmidört yıl sonra zulmet daha koyulaştı ve Yezid halife oldu. Böylece İblis'in Resul -i Ekrem'e (s.a) ve Âl-i Tâhâ ve Yâsin'e hasedinin kine dönüşmesinden kaynaklanan bu koyu zulmet'den insanlığı kurtarmak için O zaman'ın İmâmı Seyyid-uş-Şuheda Huseyn'in, O yılın takdir edilmiş gününde İlahi akşkın Yüce Şehidi olma ahdini yerine getirmesi gerekiyordu. Böylece Resûl-i Ekrem'in (s.a) irtihalinden (48) yıl sonra bu kez de Kur'an-i Nâtık'ın mübarek başı Kur'an-i Kerim yerine mızrağa geçilirecekti.

Kehf Suresi'nde zikredilen, Musa'ya (a.s) Hızar (a.s) trafından gösterilen üç rü'yetin birincisinde "geminin delinmesi" remzinin, Sefinet-un – Necat olan Huseyn'in Âşurası'na işaret olduğu , ikinci rüyetin, Nûr-i Muhammedi'nin asli hâmili ve mazharı olan Habibullah'ın (s.a) İsmail soyundan geleceğine ve Ehl-i Beyt imamlarının da "Kevser"le simgelenen Fatıma vasıtasıyla O'nun, Resul-i Ekrem'in (s.a) soyundan geleceğine işaret olduğu, üçüncü rü'yetin de Onikinci Hidayet İmamı'nın zuhurunda Mecma'ul-Bahreyn'de = İstanbul'da "gaasıkin izâ vekab" döneminde değeri idrak edilemeyen iki yetimin, değerler hazinesinin Mecma'-ul-Bahreyn'den, Sthymepolis'den Batı'ya tebliğ edilemeceği anlaşılır.

III- Miladi 680 yılının 10 Ekim Günü (Aşura)

Hubût-i Âdem (a.s) yılında, MÖ 5594 de , 10 Ekim / 10 Muherrem günü, bugün Beyt-ul Atıky'in buluduğu mubarek Mekke Vadisinde ve Beyt-ul- Atıyk'in bulunduğu yerde Adem (a.s) İlahi Sevgi yolunu tebliğe başlamıştı. Bu "Büyük Gün", On Tişri (Teşrin) günü, dah asonra Museviler nezdinde Tekvin'in başlangıcı olarak anlaşıldı. ( Yom-i Kipur) Ay takvimi ile Güneş Takvimi farklılığından dolayı, 10 Muharrem ile 10 Ekim artık aynı güne her zaman rastlamıyorlardı. "Zibh-i Azim" olan Seyyid-uş – Şuheda (a.s) ile Allah'ın ahdindeki vaade tarihi 680 miladi yılında olduğu için, bu yıl , 10 Ekim ve 10 Muharrem günü yine aynı günde buluştu. Huseyn (a.s), o yılın Kurban Bayramı arefesinde, 9 Eylül 680'de ihramdan çıkarak Zibh-i Azim'in kurbangahı olduğu bütün peygamberlerce ve peygamberlerin vasilerince bilinen Kerbela yolculuğuna çıkarken, bazılarının hataya düşerek iddia ettikleri gibi, iktıdar amacıyla bir kıyam hareketine girişmiyor, Zibh-i Azim'in tefsirini gerçekleştirmeye gidiyordu. O 680 yılının Hacc'ı, Zaman'ın imamının Mekke'yi terk etmesiyle, 10 Muharrem günü, Zibh-i Azim günü, Kerbela'da gerçekleşti.

Sırat-i Mustakıym", "en'amte aleyhim"in yoludur. Bu gerçek inkar edilemez.

Huseyn (a.s) de "en'amte aleyhim"in ulusu olan Resul-i Ekrem'in (s.a) torunu hulefâ-i Râşidin'in, Oniki İmam'ın üçüncüsü ve "Zibh-i Azim" olarak takdir edilen Seyyid-uş-Şühedadır ve elbette "en'amte aleyhim"dendir. Bu sevgi elçileri, Allah'ın insanlığa en büyük ni'metleridir ve insanlar "Yevm-ud-din"de bu ni'metlerin kadrini bilip bilmediklerinden sorulacaklardır. (Sümme letus'elunne yevmeizin an-in – naim – Tekâsür Suresi, 8)

Tevrat, Zebur ve İncil'den rastlanan "Kuzu " remzinde Huseyn'e (a.s) işaret vardır. Kerbela kurbangahına da önceki peygamberler adıyla işaret etmişler ve Kerbela adı Hristiyan Alemi'nde, Büyük Kurban'ın kanının içine aktığı bir kap anlamına Graal veya Grail adına dönüşmüştür.

"Zibh-i Azim" olma ödevinin sevgi elçileri ve veliler içinden İmam Huseyn'e (a.s) verilmiş olmasından yanlış kıyaslarla yanlış sonuçlar çıkarmamaya da çok dikkat etmek gerekir.

Oniki İmam'ın ve "Seyyidetu Nisa'ul- Âlemin" olan Fâtıma'nın nurları Nür-i Muhammedi'dendir. (Nur âyeti) . Zibh-i Azim olma görevi hangi imam'a verilse idi, o imam da Huseyn'in (a.s) Âşûrâ günü verdiği eşsiz örneği verirdi. Esasen Onikinci İmam hariç bütün imamlar şehid olarak irtihal etmişlerdir. Ne var ki, Huseyn'in Aşurası başkadır. İmam Hasan (a.s)'ın Sevgili Kardeşine buyurduğu gibi:

Lâ yevmun ke- yevmuke ! (Ben de şehid olacağım amma senin günün , senin Âşuran gibi bir gün yoktur)

Âşurâ gününde 680 yılının 10 Ekim gününde, Huseyn'in "zibh-i azim" olduğu apaçık ortaya çıkmıştır. Herşeyden önce Huseyn bugün kendini kurban kılmış, bundan önce de sevdiklerinden Ebul-Fazl gibi Ali Ekber gibi, Kasım gibi, Ali Asgar Abdullah gibi nice değerli kurbanlar vermiştir. Huseyn ve bu kurbanları, aynı zamanda bütün Âl-i Resul'ün (s.a) kurbanlarıdır. Bu manâda Seyyide Zeyneb sevgili Huseyn'inin başsız bedenine kapanırken üzerine, ellerine, yüzüne geçen kanları Allah'a arzederek, ellerini semaya açarak "Allah'ım bu kırbanı bizden kabul buyur!" demiştir.

"Zibh-i Azim"olan Huseyn'in sevgisi İmanın şartıdır. Tevella ve teberra, Allah'ın Sevgi elçilerin isevme ve onalrın düşmanlarının sevgisine gönlünde yer vermeme, Din'in füru'undan değil, usülündendir. Resul'i Ekrem (S.A) ve Ehl-i Beyti'nin sevgisi olmadıkça kâmil iman olmaz.

Bu sebeple Seyyid-uş-Şüheda kendisi için değil yine bizim felah ve necatımız için bize şu vasiyetini iletmiştir:- Doslarım! Her cân su içtiyse bir ansın beni!/ Bir garibi, bir şehidi duysa bir yansın bana! Huseyn'e, sevgili atı "Zulcenah" acı acı ağlamış ve ufka doğru koşarak bir daha da görülmemiştir. Mü'min olan Huseyn'e ağlamaz mı?

Aşûrâ günün kadrini bilenlere ne mutlu! Allah bizi Dünya ve Âhiret'de Huseyn'den ayırmasın

Prof. Dr. Hüseyin Hatemi