Başbakan Erdoğan’ın “Öcalan’la görüşme” cümlesiyle kriptolanmış, Öcalan’ın “uydu Kürdistan ve Filistin projesi”ne katılması için arabuluculuk yaptığı telaşe arasında Suriye’de yayınlanan el-Vatan gazetesinin şaşırtıcı haberiyle karşılaştık. Haber, Halep yakınlarında askeri havaalanına sızmak isteyen teröristlerle birlikte Türk pilotlarının yakalandığını iddia ediyordu. Haziran 2011′de iki Türk jetinin Lazkiye sahilinde düşürüldüğü, hükümetin yalanlamasına rağmen kısa sürede kabul etmek zorunda kaldığı olaydan bu yana Suriye krizi boyunca yaşanan karanlık nice olay dosyasına girecek yeni bir sürecin başladığı belliydi.
PressTV’nin 31 Aralık sabahı “son dakika” olarak yayınladığı haberi aynı gün sabah 10′da twitter hesabımdan duyurdum ve sorularımı sormaya başladım. Hükümetin Haziran 2011′deki jet krizinde olduğu gibi yine sustuğuna dikkat çektim. Haberi twitter hesabımdan duyurmamdan bir süre sonra Türkiye’de ana akım medyada haber görünmeye başladı. Gerçi Türkiye’deki medyadan çok önce el-Vatan’ın Halep yakınlarında Türk pilotların tutuklandığını duyuran haberi Rusya, Çin, İran, Irak, Lübnan, Asya ülkeleri ve Güney Amerika medyalarında bu gazete referans gösterilerek yayınlanmıştı bile. Haberin Avrupa medyasına sıçraması da uzun sürmedi.
Amerikalılar el-Vatan’ın haberinden birkaç gün önce “Suriye’deki kaosun sebebi biz değiliz” açıklaması yapmış ve Suriye krizinde Erdoğan’ın ısrarcı tutumunu konu etmişti. Yani bir olayın patlayacağı belliydi. Nitekim el-Vatan haberinden sonra Suriye Genelkurmay Başkanı Abdullah Eyüp’ün yaptığı “komplo başarısız oldu” açıklaması (3 Ocak) manidardı.
Pilotların Halep’te tutuklu olup olmadıklarını sormaya başladıktan 5 saat sonra Genelkurmay bir açıklama yaparak Halep’te tutuklu pilot bulunduğu haberini tekzip etti. Twitter hesabımdan, uluslararası bir konuda Dışişleri Bakanlığı’nın değil Genelkurmay’ın açıklama yapmasını tuhaf bularak eleştirdim.
Halep’te Türk pilotların tutuklu olduğu haberinin ısısı düşmeden bu kez sosyal medyada o pilotların isimleri, rütbeleri ve görev yaptıkları yerler duyuruldu. Haber kaynağı tanınmıyor olmasına ve başka kaynaklardan doğrulanmasa bile bunu önemli bir gelişme kabul edip yine twitter hesabımdan yeni durumu duyurdum.
Suriye’de tutuklu oldukları söylenen Türk pilotların isim ve rütbelerini yayınlayan haberi twitterda konu etmemle birlikte konu yine medyaya taşındı, CHP Aydın Milletvekili Lütfi Baydar Suriye basınında yer alan “esir pilotlar” iddialarıyla ilgili soru önergesi verdi. Bu gelişmeler üzerine Dışişleri Bakanı’nın müşaviri, diplomatik olmayan bir dille kendi twitter hesabından bu haberin manipulasyon olduğunu öne sürdü, haberi yapan ve yayanları suçladı. Müşavir mesajlarında manipulasyonun Halep’te Türk pilotların tutuklu olduğu haberiyle başladığını ve şimdi de isimlerin yayınlamasıyla devam ettiğini yazdı.
Dışişleri Bakanı’nın özel danışmanı, el-Vatan’ın haberi üzerine Dışişleri’nin değil Genelkurmay’ın açıklama yapmasına yönelik eleştirimi hedef alarak “açıklama niye ordan (Genelkurmaydan) geldi deyip manipulasyona devam ettiler” dedi. Fakat bu kez açıklamayı Genelkurmay’a bırakmayarak da usül hatasını düzeltmeye çalıştı. Bununla birlikte Suriye’de tutuklu oldukları iddia edilen Türk pilot subaylarla ilgili usülüne uygun bir basın açıklaması yapmak yerine “Dışişleri Bakanı özel müşaviri”nin kendi twitter hesabından diplomatik olmayan ve mantık hatalarıyla dolu bir açıklama yayınlaması da fazlasıyla tuhaftı. Nitekim Hürriyet’in internet sitesinde bu olay “ve dışişleri twit attı” şeklinde haber yapıldı.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun özel danışmanı açıklamasında “pilotlar esirse görüntülerini yayınlasınlar” diyerek akıl almaz bir sorumsuzluk ve cehalet sergiledi. Çünkü Ankara’nın Suriye hükümetince tutuklandığı iddia edilen pilotların kanıt olarak görüntülerinin teşhir edilmesini beklemesi havsalamızın alamayacağı bir tekliftir. Bu haber gerçekse bile Suriyeliler Cenevre konvansiyonuna göre esirleri teşhir edemezler. Bunun yanısıra Erdoğan hükümeti, pilotların görüntülerini kanıt olarak açıklamaya davet etmekle bu konuda soruları olan Türkiye vatandaşlarını Suriye hükümetine havale etme gafletini de sergilemiş oldu.
Bu gelişme üzerine twitter hesabımdan sorularımı sıraladım:
Biz bu ülkenin vatandaşı olarak neden Suriye hükümetinden doğrulama bekleyelim? Aksine, kendi hükümetimizden ikna edici cevap almak hakkımız değil mi? Bizim hükümetimiz, eğer Türk pilotların Suriye’de tutuklu olduğu haberini tekzip ediyorsa yapacağı çok basit bir şey vardı: Pilotları (veya hiç olmazsa birini) konuşturup haberi somut biçimde yalanlamak. Neden adı geçen pilotlardan bir tekini bile çıkartıp konuşturmadılar? Nerede bu pilotlar? Neden derin bir sessizlik var? “Haber yalan” demekle onların sözüne itibar etmemizi bekliyorlar, neden itibar edelim? Pilotlar neden çıkıp “buradayız, haber yalan” demiyor?
Olay büyüyünce bu kez bizzat Dışişleri Bakanı Davutoğlu çıktı ve açıklanan isimde TSK personeli bulunmadığını veya bazı isimlerde birden fazla personel bulunduğunu söyledi. Yani “pilotlar eğer görevleri başındaysa ve haber yalansa neden bir tekini bile çıkartıp konuşturmuyorlar?” sorumuza cevaben “bu isimde personelimiz yoktur” diyerek kestirip attı.
Hatırlanacağı gibi Davutoğlu daha önce de Suriye’de terör gruplarına destek verdikleri, silah ve terörist sevkiyatı yaptığı suçlamalarına bu iddiayı reddetmek yerine “Suriye’deki silahlı mücadeleye yardım ettiğimizi kanıtlayamazsınız” demiş, “Yardım etmiyoruz” dememişti.
Halep’te Türk pilotların tutuklu olmasının manası büyük ve vahimdir. Eğer bu doğruysa Erdoğan hükümeti bütün konvansiyonları ihlal etmiş oluyor. Yurt gazetesinin haberine göre görüşlerine başvurulan ve ismi açıklanmayan bazı Suriyeli yetkililer eğer bu subayların Suriye’de tutuklu olduklarını resmen açıklasalar bunun savaş sebebi olacağını söylemişler. Durumdan tek sorumlu hükümet ve kendisi olmasına rağmen Davutoğlu’nun TSK’yı topun ağzına koyması dikkatlerden kaçmıyor.
Dışişleri bakanı namına danışmanı twitterda ergen kabadayılığı teşhir edeceğine vatandaşa aklı başında açıklama yapılmalıdır. Erdoğan’ın görevi Suriye hükümetini mat etmek değil, kendi vatandaşını ikna etmektir. Türkiye’nin vatandaşlarını pilotların akıbeti konusunda Suriye hükümetine havale eden Erdoğan hükümeti varlık sebebini inkar etmiş olmuyor mu?
Dışişleri bakanını temsilen twitter hesabında ergen kabadayılığı ile “pilotlar Suriye’de tutukluysa resim yayınlansın” diyen sorumsuzluk iktidarın utancıdır.
Dışişleri Bakanı’nın ve onun üslupsuz danışmanını açıklamalarından sonra sorduğum sorulara sosyal medyada hakaretamiz tepkiler geldi. Dışişleri bakanının Suriye’de tutuklu pilotlar için açıklama yapması ikna edici bulunduysa açıklamayı kabul etmeyen bendenize niye saldırıyorlar? Davutoğlu’nun açıklamasını kabul etmedik diye beyanı geçerli olmuyor mu? Galiba vicdanlar yatışmıyor ki kabul etmeyene saldırıyorlar.
Bize sosyal medyada yakası açılmadık küfürlerle saldıran Vahhabiler, “tutuklu Türk pilotlar” haberinin yalan olduğunu söylemek için yarışıyor. Sormak gerekmez mi: İyi de biraderler, bırakın bunu devlet söylesin, size ne, nedir sizin telaşınız?
Kenan Çamurcu
medyatutkunu.com