Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bu yüzden iddia ediyorum: cem ehlinin kov-gıybet yaptığı, diğer inançlara saldırdığı, buğuz ettiği, cem ibadetinden çıkıp insan yaktığı, insana kıydığı görülmemiştir. Bu suçlardan herhangi birini işleyene “düşkün” denilir ve ‘döktüğünü doldurmadığı’ sürece ceme girmekten men edilir.
“Mum” dediğiniz nesnenin ibadethanemizdeki adı delildir. Delili, yani çerağı uyandırmak (yakmak), Alevi ibadetinin oniki hizmetinden biridir. Güneşi sembolize eder, kutsanır. Mekânın aydınlatılması için değil, gönüllerin aydınlanması için uyandırılır. Meydan evinde canların huzurunda hazırlanan çerağ, büyük bir huşu, törensellik ve düazlarla yerine konulur. Çerağ yerine konulurken bütün canlar ayaktadır. Eller göğüs üstünde, sağ ayak parmakları sol ayaküstünde, pür dikkat çerağ izlenir. Çerağın sönmesi, sönmesine neden olunması kötülüğe delalettir. Karanlığı ve kötülükleri kovan, evreni ve insanlığı aydınlatan güneş gibi, çerağ da canların gönlündeki karanlığı aydınlatır, kötülüğü kovar.
MUM NEDEN SÖNDÜRÜLÜR?
Köy ya da kasabanın saygın insanları cem erkânının yürütülmesine dair karar vermişlerse, karar anında emniyet tedbirleri de konuşulur. Çünkü devleti elinde tutan devşirme ve köksüz Osmanlı’nın şer-i yasalarına göre Alevilik yasaktır. “İnancı fasık, yaşamı haramdır.” Bu yasağa dair binlerce ferman, hüküm, kadı fetvası vardır. Tedbir almamanız halinde, Osmanlı emniyet güçleri cem erkânını basar, “cem ehli” denilen insanları kadın, çocuk demeden toplayıp götürür, eza-cefa eder, çeşitli cezalara çarptırır veya katleder.
Bu yüzden Pir Sultan Abdal, Ebu Suud’un fetvalarına kızmış, esip-gürlemiş, hakaret etmiştir: “Fetva verir yalan yulan/ domuz gibi dağı dolan/ sırtına vururum palan/ senin gibi hayvan var mı?”
Asker baskınından, haberdar olmak ve cem olan canlara haber vermek üzere araziye nöbetçiler konulur. Baskına gelenleri fark eden nöbetçi derhal harekete geçer ve arkadaşını köye gönderir. Haberi alan dede, cem erkânını olduğu yerde keser, canları sağ-salim hanelerine gönderir, bir duayla çerağı söndürür.
Çerağa “mum” diyen asker, ihbar edilen eve gelir, kontrol eder, karakola döner, gördüklerini amirine rapor eder. Özetle, “mumu söndürüp, dağılmışlar” der… Bu baskınlar, laikliğin kabulüyle sona erer ama bu kez de işte bu “mum söndü” iftiraları başlar. Ve Muaviye, Yezit, Mervan’ın yolunu benimseyenler, iftira etmeye, bölücülüğe, nefret saçmaya devam eder…
Yazı ağır mı olmuş? Ya muhatap edildiğimiz iftira; daha mı hafif?
Murtaza Demir